Tartışmacı Anlatım Nedir? Özellikleri, Örnekleri

Tartışmacı anlatım, polemik içerikli metinlerde ve bazı sözlü tartışmalarda kullanılan bir anlatım türüdür. Bu anlatım türüyle oluşturulan metinlerde çoğunlukla güncel olay, konu ve sorunlar; söz dalaşı ya da kalem kavgası şeklinde nitelendirilebilecek bir üslupla ele alınır. Ahlak, din ve toplumla ilgili genel tutumlar değerlendirilir, yanlışlıklar ortaya konulup bu tutum ve görüşler hiçe sayılır. Bu tür metinlerde eleştirilen tarafı âdeta bir düşman gibi görme ve onun görüşlerini zorlama ya da kışkırtmaya dayalı bir kanıtlanma biçimiyle çürütme amacı vardır.

Tartışmacı Anlatımın Özellikleri

  • Bu anlatım türü, polemik içerikli metinlerde ve sözlü tartışmalarda, köşe yazılarında, açık mektuplarda, şarkı sözlerinde; kişilerin, sanat eserlerinin, kurumların, toplumsal değer yargılarının, siyasi, felsefi, ekonomik görüş ve tutumların vb.nin eleştirildiği her tür metinde kullanılabilir.
  • Anlatıcı, doğru ve gerçek bilinenleri, kuşkucu bir bakış açısıyla ve sorgulayıcı bir tavırla irdeler, gerektiğinde kendi görüşü dışındaki görüşü gülünç duruma düşürmeye çalışır.
  • Okuyucunun da kendisi gibi düşünmesini sağlamak için doğrudan ona seslenir. Buyurma, öneride bulunma, öfkelenme gibi tutumlar sergiler; kanıtlamaya ve kışkırtmaya yönelik sözcük ve cümleleri sıkça kullanır.
  • Bu tür metinlerde kızgınlık belirten sözcüklere ve cümlelere, okuyucuda/dinleyicide şaşkınlık uyandıran ifadelere sıkça yer verilir.
  • Tartışmacı anlatım, birçok açıdan kanıtlayıcı anlatımla benzerlik gösterir. Hatta tartışmacı anlatım, bir çeşit kanıtlayıcı anlatım olarak da değerlendirilebilir. Tartışmacı anlatımın kanıtlayıcı anlatımdan en büyük farkı, karşı tarafı çürütme amacı taşımasıdır.

Tartışmacı Anlatım Örneği

Türk Halk Tiyatrosu

“Orta oyunu tiyatro değildir.”, “Orta oyunu, meddah, Karagöz uygar bir ulusa yakıştırılamaz.”, “Orta oyunu budalaca davranışları, en edepsizce sözleri yansıtır.”, “Orta oyunu yalnız güldürür. Oysa tiyatro kimi zaman ar, kimi zaman güldürür. Ağlatıp güldürmeden de eğlendirdiği olur.”

Bu savların altından 1874 tarihini, Ayvazyan, Haşmet, Namık Kemal adlarını kaldırıp bugünün tiyatrocu geçinen yarı aydınlarını rahatlıkla koyabiliyorsak bu yalnız doksan iki yılın bizi bir arpa boyu ileri götürmediğini gösterir. Ne yazık! Tiyatronun kaç kapılı bir konak olduğunu bilmeyişten gelen bir dar kafalılıkla, yarı aydınlara özgü ayrıntıdan kaçan bir “budurculuk”la, bir kesin “atıcılık”la söylenen bu sözler, 1874’te bir derece bağışlanırdı, ama günümüzde böylesine sivri bilgisizlere sadece acınıp geçilir.

Arada ne sular akmış. Zavallı Kasap, zavallı Kunoş, “Türk tiyatrosu kendi kaynaklarına dönmedikçe Batı’nın ikinci elden silik ve soluk bir kopyası olmaktan kurtulamaz.” diye az mı çırpınmışlar. Hepsi kös dinlenilmiş. Daha sonra Ahmet Rasim’in, İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun, Ahmet Kutsi Tecer’in, Sabri Esat Siyavuşgil’in uyarıları da hep kös dinlenmiş. Sanatı, mutlu bir azınlığın tekelinde sanma saplantısından kurtulamamış bir yarı aydınlar takımı, giderek, halk lâfından, halk şiiri, halk edebiyatı, halk tiyatrosu lâfından huylanır olmuş. Öykünün meddahtan, romanın Dede Korkut’tan, şiirin Karacaoğlan’dan, musikinin halk şarkılarından, koreografinin halk danslarından, tiyatronun da halk gösteri biçimlerinden yararlanarak çağdaş bir öze ve tekniğe ulaşması gereğinden her söz ettiğimizde bunların cinleri başlarına üşüşüyor.

(…)

Haldun Taner



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.