Sone Nedir? Sonenin Özellikleri Nelerdir?

Edebiyatımızda yaşanan yenileşme hareketlerinin neticesinde şiirimizde de değişimler yaşanmış, yeni nazım biçimleri edebiyatımıza dahil olmuştur. Bunlardan biri de sonedir. Peki “sone nedir? Sonenin özellikleri nelerdir?” İşte tüm bu soruların yanıtları…

Sone, iki dörtlük ve iki üçlükten oluşan 14 dizelik nazım şeklidir. Sone, İtalyan edebiyatında ortaya çıkmış, önce Fransız edebiyatına ardından da edebiyatımıza girmiştir. Sone nazım biçimi, Türk edebiyatına ilk kez Servetifünun döneminde girmiştir. Servetifünun ve Fecriati dönemlerinde yoğun olarak kullanılmıştır. Cumhuriyet döneminde de sone örnekleri verilmiştir.

Bkz: Şiir Türleri

Sonenin Özellikleri Nelerdir?

  • Kafiye örgüsü abba /abba /ccd /ede (veya son bent eed) şeklindedir. Türk edebiyatında bu kafiye şemasında bazı değişikliklere gidildiği de olmuştur. Bununla birlikte on dört dize olması esası korunmuştur.
  • Sone lirik konulara elverişlidir.
  • İki dörtlüğü konuya giriştir. Asıl konu üçlüklerde işlenir. Şiirin en güçlü dizesi son dizesidir.

Sone Örnekleri

Örnek – 1

Beklemek, bir sabahı bir akşamı beklemek
Beklemek gelir diye o saat ağır ağır.
Lâkin kapılar bana dâima kapalıdır.
Kapılar, artlarında. Sonsuzluk, ışık ve renk.

Orası benim dünyam, orası içime denk!
Lâkin bütün kapılar sımsıkı kapalıdır.
– Sabır, ey kalbim, sabır bir parça sabır:
Bir gün gelecek elbet, elbet bir gün gelecek.

Ben dâima beklerken mermer aslanlar gibi
Bir gün gelir de belki açar diye sahibi,
Kapalı bir kapının eşiğinde durarak

Karanlık vücudumu alıyor tâ içine,
Bir derin orman gibi gökler susuyor yine:
Sükût beni örtüyor, örtüyor yaprak yaprak…

Ziya Osman Saba

Örnek – 2

Pervâne-i zerrin gibi her zühre-i zerrin
Titrerdi zümürrüd-geh-i lerzân-ı çemende;
Çağlardı leb-i sîm-i hıyâbân-ı semende
Bir çeşme-i billur ile bir cû-yi bilûrîn;

Düşmüştü siyeh-berk-i şebe şeb-nem-i sîmîn
Şeb-nem gibi titrerdi kamer leyi üzerinde;
Bir şeb-pere-yî hufte, bir âhû-yı çerende
Vermişti bu nüzhet-gehe bir vahşet-i nermîn.

Âhû ile şeb-perre vü evrâk ile ezhâr
Nâ-gâh fısıldattı leb-i âb-ı revânda:
Zîrâ, şu perî-hâneye karşı, bu evânda

Ey dürr-i yetîm-i sedef-i şefkatim, ey yâr,
Sen bir meh-i zî-rûh gibi yükseliyordun,
Muzlim korunun zıllı içinden geliyordun.

Cenap Şahabettin



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.