Servetifünun Döneminde Roman, Servetifünun Romanının Özellikleri

Roman, Tanzimat Dönemi‘nde çeviri ve yerli örneklerle kendisini kabul ettirmiş bir türdür. Namık Kemal‘le başlayan, Recaizâde Mahmut Ekrem‘le devam eden romanda “sanatkârane bir üslup yaratma” eğilimi, Servetifünun Dönemi’nde farklı bir çizgide gelişmeye devam etmiştir.

  • Dönemin yönetim şekli ve baskısı, sanatçıların toplumsal ya da siyasal konuları ele almalarına izin vermemiş; aydın zümre ve onların yaşamlarını anlatan romanlar yazılmıştır.
  • Servetifünun yazarları romanlarında ağır ve ağdalı bir dil kullanarak kendilerinden önce ve sonra gelen romancılardan ayrılmışlardır.
  • Edebiyatımızda Sergüzeşt, Araba Sevdası ve Zehra ile başlayan “gerçekçi roman” anlayışı bu dönemde de sürdürülür; ancak romantizmin etkisi de tam anlamıyla kaybolmaz. Romanda realizm, natüralizm ve romantizm akımlarının özellikleri görülür. Örneğin Mai ve Siyah realist bir anlayışla yazılmışsa da romanın kahramanı Ahmet Cemil romantiktir.



  • Hayal-gerçek çatışması, şiir ve hikâyede olduğu gibi romanın da ana temasını oluşturmuştur. Kötümserlik, melankoli, kaçış, yalnızlık, bunalım dönemin romanlarının ortak temalarıdır. Görüldüğü gibi romanlarda da bireysel temalar ağırlık kazanmıştır.
  • Servetifünun romancıları toplumsal çevreyi aile ile sınırlandırmış, bütün olayları bu aile ortamı içinde yaratmışlardır. Doğal olarak da roman kurgusunda çatışmayı sağlayacak olan üçüncü kişi, yakın aile çevresinden biri olması zorunluluğu yaratmıştır. (Aşk-ı Memnu’da Behlül, Eylül’de Necip karakterleri bu seçimin sonucudur.)
  • Romanlarda genetik mirasın roman kahramanları üzerinde yönlendirici bir etkisi vardır. Örneğin Nemide, annesi gibi veremden ölür (Nemide). Bihter, önceden eleştirdiği annesi Firdevs Hanım’ın yazgısına ortak olur (Aşk-ı Memnu). Hacer, zayıf bünyeli, kırılgan/küskün mizacıyla annesine benzer (Ferdi ve Şürekası).
  • Romanlarda yer alan kişiler genellikle aydın çevrelerin insanlarıdır. İyi eğitim almış, Batı kültürüyle yetişmiş, zengin ve elit insanlar, onlarla aynı durumda olan çevreleri anlatılır. Sıradan insanlar, romanlarda hep geri planda verilir.
  • Servetifünun romanlarında mekân, genellikle kapalı, dar mekânlardır, bir labirent gibidir. Bu durum roman kahramanlarında da hep bir köşeye sıkıştırılmışlık, kıstırılmışlık duygusu yaratır. Örneğin, Ferdi ve Şürekası’nda genç İsmail Tayfur günlerini raflarla, iri kalın defterlerle dolu bir ofis odasında, tekdüze hayattan bıkıp usanmış olarak geçirir. Aşk-ı Memnu’da Bihter yatak odasını “mezar” diye niteler. Eylül’de Suat ve Süreya yaşadıkları konağa “şu çöplük” der. Bu, roman karakterlerinin mekândan nasıl etkilendiklerini gösterir.
  • Servetifünun Dönemi’nde roman gerek kurgusu gerek olay akışı, gerekse tip ve karakter tahlilleri yönünden güçlenir. Bu nedenle Türk edebiyatında gerçek romanın Servetifünun Dönemi’nde başladığı söylenebilir. Romandaki tek kusur ağır ve süslü bir üslup kullanılmasıyla ilgilidir. Dönemin en büyük romancısı Halit Ziya da bu kusuru görmüş, romanlarını sadeleştirerek yeniden kaleme alma gibi bir çalışma yapmıştır.



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.