Pertev Naili Boratav Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

pertev naili boratavHayatı

Pertev Naili Boratav, 2 Eylül 1907 tarihinde, bugün Bulgaristan sınırında olan Darıdere’de doğmuştur. Asıl adı Mustafa Pertevdir. Babasının kaymakam olması sebebiyle çocukluk ve gençlik dönemi Mudurnu’da geçmiştir. 1927’de İstanbul Erkek Lisesi’ni, 1930’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiştir. 1931-1932 yılları arasında Türk edebiyatının en büyük araştırmacılarından Fuat Köprülü’nün asistanlığını yapmıştır. Türk kültürünün kaynakları arasında en başta halk edebiyatının geldiğine inanan yazar, Anadolu halk kültürü araştırmalarına, aşık geleneğine yönelmiştir. 1941 yılında doçentlik unvanını almış, 1948’de ise profesörlüğe yükselmiştir. Aynı yıl, komünizm propagandası yapmakla suçlanmış yurt dışına gitmek zorunda kalmıştır. Amerika, Fransa ve Almanya’da çalışmalar yaparak Stanford Üniversitesi Türkiye bölümünü kurmuştur. 16 Mart 1998 tarihinde Paris’te hayatını kaybetmiştir.

Edebi Kişiliği

  • Pertev Naili Boratav, Türkiye’nin önde gelen folklor ve Halk edebiyatı araştırmacısıdır. 1946 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Halkbilim Kürsüsünü kurmuştur.
  • Çeşitli dergilerde yöneticilik yapmıştır.
  • Türk halk hikâyelerini doğuşundan yazılı ve basılı duruma gelinceye kadarki evreleri, hikâye kahramanları ve belli başlı motifler bağlamında ele almış; sosyal çevreyi de dikkate alan yazınsal metin çözümlemeleri yapmıştır.
  • “Köroğlu Destanı” isimli eserinde uyguladığı karşılaştırmalı yöntem, dünya destan araştırmacılığının dönüm noktalarından biri olmuştur.
  • Türk masalları ve tekerlemeleri alanında çok önemli çalışmalar yapmıştır.
  • Nasrettin Hoca üzerine detaylı bir inceleme yapmış, fıkralarını derlemiştir.
  • Kitap, makale, bildiri ve ders notları dışında onun, Türk folklor ve halk edebiyatına bir başka katkısı da “Boratav Arşivi” olmuştur. Bu arşiv; 2000 masal, 40 halk hikâyesi, çocuk oyunları, türküler, tiyatrolar, şarkılar, fıkralar, şiirlerden meydana gelen zengin bir içeriğe sahiptir.



Pertev Naili Boratav’ın Eserleri

Köroğlu Destanı
Gökoğlu Destanı
Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği
Halk Edebiyatı Dersleri
İzahlı Halk Şiiri Antolojisi
Pir Sultan Abdal
Folklor ve Edebiyat I
Folklor ve Edebiyat II
Zaman Zaman İçinde
Az Gittik Uz Gittik
100 Soruda Türk Halk Edebiyatı
100 Soruda Türk Folkloru
Nasreddin Hoca
Le Tekerleme
Bey Böyrek Hikayesine Ait Metinler

Pertev Naili Boratav Az Gittik Uz Gittik PDF indir.

1 Yorum

  1. Pertev Naili Boratavı ın kendi ağzından hayatı..Abdurrahman Naili Bey ve Sıdıka Hanım’ın aile kökleri. Antalya’nın İbradı yöresine uzanıyor.(Geçmiş dönemlerde KonyaVilayeti’ne bağlı olan İbradı, günümüzde Antalya iline bağlı bir ilçedir.) AbdurrahmanNaili Bey’in babası, Konya kadısı Mustafa NesipEfendi, Annesi Selime Hanım’dır. AbdurrahmanNaili Bey, Uzunca-1289( 1873) doğumludur.
    Sıdıka Hanım’ın babası, İskenderun kadılığı yapmış olan Mustafa Pertev Bey, anneside Fatma Fıtriye Hanım’dır. Sıdıka Hanım. 1302( 1884)-Beylan doğumludur. Ailepek çok hukukçu yetiştirmiştir. Sıdıka Hanım’ınbeş kuzeninden birisi Adliye Nazırı, dördü deTemyiz üyesi olarak görev yapmışlardır. A bdurrahman Naili Bey, 1897’de Mülkiye’yi bitirir. Ankara ve Edirne’de maiyet memurluğu yapar. 190l’de Halep Vilayeti’ne bağlı Suruç kazası kaymakamı olarak görevlendirilir.(Üçüncü sınıf kaymakamlık intihabnâmesi ile). 24 Ocak 1902 ile 2 Nisan 1905 tarihleri arasında Havza kaymakamı, peşisıra da Diyarbekir Vilayeti Derik kazası kaymakamıdır. Abdurrahman Naili Bey. 1900’lüyılların başında, yakın akrabası olan SıdıkaHanım’la evlenir.
    İzleyen yıllarda, ikinci sınıfkaymakamlık intihabnâmesi ile bugünkü Bulgaristan sınırları içinde olan Dandere (Zlatograd) kaymakamlığına tayin edilir.Ailenin ilk erkek çocuğu,2 Eylül 1907’de Darıdere’de doğar. Bu çocuğa, anne Sıdıka hanımın babasının adı olan “Mustafa Pertev”adı konulur. Ailenin ,17. 12.1326 (1911)-Eğridere (Ardino)doğumlu ikinci çocuğuna da,Abdurrahman Naili Bey’in baba adı olan“Mustafa Nesip” adı konulur.
    Abdurrahman Naili Bey,9 MayısI908′ deDarıdere’deniZlatograd)) becayiş tayin ileOrtaköy’e(İvaylovgrad) tayin edilir. 1909 yılındada Eğridere’de (Ardino)kaymakamlık görevini sürdürür. Balkan Savaşları sırasında Bulgarisyancıların elinden kurtularak İstanbul’a gelir. 1.Dünya Savaşı yıllarında. Arapsun( Nevşehir’e bağlı Gülşchir) ve Kayscri-Develi kaymakamı olarakgörev yapar. Burada. 18.03.1332(1916) tarihinde kızlan Hilkat dünyaya gelir. Bu arada Abdurrahman Bey, Mudurnu kaymakamı Ali Kemal Bey ile becayiştayin yaptırarak 11 Eylül 1916 tarihinde Bolu-Mudurnu kazası kaymakamlığı görevine başlar. Küçük Hilkat beş yaşında iken yakalandığı difteri hastalığı sebebi ile vefat eder. 12.10.1336( 1920). Diğer kardeşlerden Mustafa Ncsip de yakalandığı hastalık sebebi ile vefat eder. Ailenin Mudurnu’da iki erkek çocukları daha dünyaya gelir. 11.02.1338(1922)tarihinde Ahmet Müeyyet ve 04.11.1339(1923) tarihinde de Ahmet Muhtar Can doğar.
    Boratav ailesinin nüfus kayıtlarında, Abdurrahman Naili Bey’in ablası Huriye hanımın da kaydı geçmektedir.”Doğ: 1285 (1869)- 01:22.11.1927”. Nüfus kütüğü kayıtlarında, ailenin hademesi olarak Emine Hanım’ın da kaydı mevcuttur. 1 3 I 7 (1901)Edimc doğumlu. Mustafa ve Ayşe kızı, hademesi F.mine’nin nüfus kaydı da Kayseri-Develi kazası İbrahim Ağa Mahallesi’ne kayıtlıdır.
    Abdurrahman Naili Bey; Birinci Dünya Savaşı. Hilafet İsyanları. Milli Mücadele yılları ve Cumhuriyetin kuruluş döneminde toplam 16 sene Mudurnu kaymakamlığı görevini sürdürür. Adaletli, hoş görülü vc aydın kimliği ile bu ka/ada derin izler bırakır. 1932 yılında emekli olan Abdurrahman Naili Bey. 13.11.1932 tarihinde Mudurnu’dan ayrılarak İstanbul’a yerleşir. İlerleyen yıllarda, ailenin bütün üyeleri. Mudurnu ile dostluk bağlarını sürdürürler.
    MUDURNU’DA BİR ÇOCUKLUK ANISI
    Müeyyet Boratav
    “Birinci Dünya Savaşı sonunda bahana Bolu’nun bir ilçesi olan Mudurnu’ya tayin elmişler. Mudurnu’nun bütün çevresi padişah yanlıları ve gerici Çerkezlerin elinde imiş. Buna rağmen babam, hemen Ankara Hükümeti’ni lammış. İsyancılarla karşı karşıya kalmış.Bir süre sonra isyancılar Mudurnu’ydu da ele geçirmişler. Ellerinde büyük çiviler çakılmış koca bir tahta. “Kaymakama yatak hazırladık ” diyerek bizim evi basmışlar. Annem yanına iki jandarma alıp kapıya dikilmiş. “Beni öldürmeden evime giremezsiniz” diyerek direnmiş.
    Annemi çok seven ve sayan Mudurnu’nun ileri gelenleri isyancıları yatıştırmışlar ve bir süre sonra Bolu’va kaçmışlar. Annemlerde Bolu’ya gelmişler. Fakat sonra Bolu da isyancıların eline geçmiş. Baham Bolu’dan da kaçmış, annemler Bolu’da kalmışlar.
    Bizim ev bir cami karşısında meydanlık bir yerde imiş. İsyancılar o caminin duvarında pek çok Türk askerini öldürmüşler. Annem pencereden bunları görüyormuş, yaralı bir asker yerde kıvranıp ayağa kalkmak istiyormuş. Annem pencereden askere. “Yere yat.kıpırdama’.’’ diye bağınyormıış, fakat askere bir türlü duruma anlatamıyormuş. İsyancılar o askerin de ölmediğini fark edince gidip ona da öldürmüşler.
    Bir süre Halit Bey isimli bir albayın komutasında Milli Kuvvetler. Bolu’yu isyancılardan temizlemişler. Halit Bey şehit olan askerlerimizi görünce,”Bolu’yu yakın” diye emretmiş. Halit Bey babamı yok severmiş. Babam “Şimdi suçluları cezalandıralım. Bolu’yu birkaç gün sonra vakarı: ” demiş. Halit Bey de babamın ricasını kabul etmiş.
    Birkaç gün sonra babam. “Suçluları cezalandıralım. Bolu’yu yakıp da ne olacak? Bir sürü suçsuz fakir fukara sokakta kalacak” demiş. Halit Bey de babanım bu doğru sözlerini kabul etmiş. Bolu yakılmaktan kurtulmuş.
    Sene 1922.Annem ölen kız çocuğunun acısını bir türlü unutamıyormuş. Kız çocuğu olur ümidiyle İstiklal Savaşı’nın bu hengâmesi içinde, otuzsekiz yaşında beni doğurmuş. Doğduğum günlerde İstiklal Savaşı İç Anadolu’nun batı bölgelerinde tüm şiddetiyle sürüyormuş.
    Halit Bey. babama “Şimdi nereye kaymakam olmak istiyorsun?” diye sormuş. Bulunu gene Mudurnu’yu istemiş. Halit Bey”Onlar sana neler yapmak istediler Niye gene orayı isliyorsun?” diye sormuş. Babam.”Yaptıklarıyla kaldılar. Ben orayı seviyorum ve pek çok da dostum var” diye pek direnmiş. Halit Bey. “Ama suçluları cezalandıracaksın ” diye tembih elmiş. Babam. “Peki “demiş.
    Bir süre sonra Mudurnu’ya gidince, cezaevindeki isyancıları karşısına almış. “Beğendiniz mi yaptıklarınızı? Haydi, hepini: evinize gidin. Bir daha böyle işlen’ karışmayın ” diyerek bırakmış.Bu olaylardan sonra babam on sekiz sene Mudurnu’da kaymakamlık yaptı. Kardeşim Can orada doğdu. Kaymakam hanım (annem) üzülür diye hiçbir tatsız olay olmaz, olsa hile halledilirdi. Cezaevi bile bomboştu.Babam1932 de emekli olduktan sonra yazları bazen Mudurnu’ya giderdik. Bizi davul zurna ile karşılar ve uğurlarlardı. Bir de Abant ‘ta bize ev tahsis etmişlerdi.
    Çocukluğumuz Mudurnu’da geçti. Kardeşim Can hem uslu hem de çok dürüsttü. Ben istemesem bile. “Ben deee…” diye bana katılırdı. Ben arkadaşlarla yaramazlık yaptığımda Can bizi uzaklan seyreder, bazen de anneme müzevirlerdi. Ben annemden azar veya dayak yiyince ona da birkaç tokat patlatırdım Annem. “Sırtına vurma, sonra verem olur” derdi. Oda aynen. “Sırtıma vurma, sonra verem olurum “derdi.
    Küçüklüğümün eski anıları annemden yediğim birkaç sembolik dayak. Mesela, bir keresinde hacılar hacdan dönmüşlerdi Dükkânların önü. gelinlikleri hurma paketleri ile dolu idi. Ben, jandarma komutanının oğlu, bir de başkâtibin oğlu oralardan bir miktar hurma çalmıştık. Dere kenarına gidip hurmaları yiyorduk. Can’a da verdik. O. “Haram hurma yemem” diyerek direndi. Ben zorla ağzına tıkamaya kalkınca ağlayarak eve anneme gitti.
    Olanları anlatmış. Annem. “Gel oğlum bir şey yapmayacağım ” diye beni kandırdı. Eve gidince bir temiz dayak yedim, öteki arkadaşlar korkudan bir hafta evden çıkamamışlar. Ben dişimi sıkarak ağlamadım. Biz hurmaları çalarken dükkân sahipleri bizi görmüşler. Fakat kaymakamın ve Kumundan’tn çocukları olduğumuz için ses çıkarmamışlar, olanları babama söylemişler.
    Akşam babam elinde bir kese kâğıdı hurma ile eve geldi. “Müeyyet. sen hurmayı çok seversin, sana hurma getirdim ” dedi. O zaman ben hüngür hüngür ağlamaya başladım. Annem de. ” Hınzır oğlan, o kadar dövdüm ağlamadı da şimdi ağlıyor “diyerek kıçıma bir-iki terlik daha yapıştırırdı

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.