Parodi Anlatım Tekniği Nedir? Özellikleri, Parodi Örnekleri

Parodi, modernist roman ve hikâyelerde kullanılan bir anlatım tekniğidir. Ana metnin konu düzeyinde değişikliğe uğratılmasından doğan parodide, bir başka yazarın metninin içeriğini değiştirerek ondan gülünç bir etki oluşturmak esastır. Bu teknikte yazar, ele aldığı metni değiştirerek anlamsal boyutta bir dönüşüm yapmaktadır.

Benzer özellikler taşıyan parodi ve pastiş arasında bazı farklar da söz konusudur. Postmodernist romanda pastiş, belli bir türün üslubunu, anlatma biçimlerini örnekserken parodi belli bir metnin konusunu örnekser.

Örneğin, Umberto Eco’nun “Gülün Adı” adlı romanını örnekseyen Orhan Pamuk, “Benim Adım Kırmızı” adlı romanında bütüncül parodiyi kullanmıştır. Orhan Pamuk, Kara Kitap romanında da Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk mesnevisini örnekseyerek yine bütüncül parodiyi kullanmıştır. Kara Kitap romanının kahramanları olan Rüya ile Galip’in aşkı, Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk mesnevisinin parodisi gibidir. Bu aşk, efsanevi öyküdeki kimi motiflerle paralellik gösterir. Galip, Hüsn ü Aşk mesnevisini okuduğu sırada Rüya’ya âşık olduğunu anlar. Onlar da Hüsn ve Aşk gibi aynı ailede büyümüşler, aynı okula gitmişler, birlikte gezip eğlenmişler, birbirlerine âşık olduklarını anlamışlardır. Romandaki Galip, Şeyh Galip’i; Celal ise Mevlâna Celalettin-i Rumi’yi çağrıştırmaktadır.



Parodi Çeşitleri Nelerdir?

Parodi, bütüncül ve kısmi olmak üzere iki ayrı biçimde uygulanabilir. İlkinde yazar, örneksediği metnin içeriğini ana konu bağlamında dönüştürerek kendi eserine uyarlayabilir. Parodinin kısmi olarak kullanılışında ise örneksenen metne ait bir parça, cümle, başlık özgün yapısıyla yeni metne aktarılabilir.

Bütüncül Parodi Örneği

(…) Apartmanın hemen yanı başındaki kuyuyu düşündüm, bir zamanlar yalnızca bende değil, apartman katlarını dolduran güzel çocuklarda, kızlarda, yetişkinlerde geceleri korkulu bir ürperti uyandıran o dipsiz kuyuyu. Bir masal kuyusu gibi içinde yarasalar, zehirli yılanlar, akrepler, fareler kaynaşırdı. Şeyh Galip’in Hüsn-ü Aşk’ında anlattığı ve Mevlâna’nın Mesnevi’sinde hikâye ettiği kuyunun orası olduğunu bilirdim. Bazen içine sarkıtılan kovaların ipi kesilirdi, bazen dipsizliğin dibinde bir zebellâ olduğunu söylerlerdi, apartman iriliğinde bir zenci! Çocuklar siz yaklaşmayın, derlerdi. Bir keresinde kemerinden bağlanarak kuyudan içeri sarkıtılan kapıcı, karanlık bir zamanın sonsuzluğunda yaptığı yerçekimsiz yolculuktan ciğerlerini sonsuza kadar karartan bir sigara ziftiyle ve gözlerinde yaşlarla geri dönmüştü.”

(…) Celâl, Mevlâna’dan kendinden söz eder gibi söz ediyor, kelimeler, cümleler arasında ilk bakışta göze çarpmayan sihirli bir yer değiştirmeden yararlanarak kendini Mevlâna’nın yerine koyuyordu. Galip, Celâl’in kendinden söz ettiği bazı yazılarda ve Mevlâna’dan söz ettiği tarihî yazılarında aynı cümleleri, paragrafları, bunlardan öte, kederle ördüğü aynı üslubu kullandığını bir kere daha görünce bu yer değiştirmeden emin oldu. Bu tuhaf oyunu korkutucu yapan şey, Celâl’in özel defterlerinde, yayımlanmamış yazı müsveddelerinde, tarih sohbetlerinde, Şeyh Galip üzerine yazdığı denemelerinde, rüya yorumlarında, İstanbul hatıralarında ve birçok köşe yazısında kaleme aldıklarıyla desteklenmesiydi.”

(Kara Kitap, Orhan Pamuk)

Kısmi Parodi Örneği

(…) Turgut, korunmasını bilen bir iş kovalayıcısıydı. Bilinmeyen kurallarla yönetilen bu ülkeye her girişinde, ürkütülmemesi gereken yaratıkların beklenmeyen davranışlarına saygı gösterirdi; yapmacık sabrını sonuna kadar sürdürürdü. Koridorda, dairenin sabah mahmurluğunu üstünden atmasını bekliyordu. Önünden geçen her memuru saygılı bakışlarıyla süzüyordu. Belli olmaz; kimin nerede ne işe yarayacağı hiç belli olmaz. Sonra, bana aldırmıyordun ama ağıma düştün işte bakışlarıyla karşılaşıverirsin birden. Garip ve mistik bir hava vardır; görünüşe aldanmamalıdır iş sahibi denilen cüce yaratık. Hademeler süpürüverir insanı.

Elini hiçbir kâğıda uzatmayacaksın: on emrin birincisi budur. Söze erken başlamayacaksın, hiçbir düşünce ileri sürmeyeceksin, hiçbir şey bilmezmiş gibi görüneceksin, garip şekilde giyinmeyeceksin, ellerini masaya dayamayacaksın, seni baştan savmalarına yol açmamak şartıyla kendini acındıracaksın, gülümseyeceksin, bekleyeceksin ve hiçbir zaman ümide kapılmayacaksın. İşte beklediğin memur merdivende göründü. Hemen yanına gitmeyeceksin. Bekledi. Sabırla, odaya girmesini, masasına yerleşmesini ve güne alışmasını bekledi. Odaya girdi. Allah’a emanet ol, oğlum Turgut.

(Tutunamayanlar, Oğuz Atay)

Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” romanından alınan yukarıdaki parçada, devlet bürokrasisinde işlerin nasıl çözülemediği, bir Genel Müdür imzası için insanların nasıl günler boyunca odadan odaya, memurdan memura koştuğu ironik bir dille anlatılmıştır. Parçada, devlet dairesine iş takibine giden roman kahramanı Turgut’un uyması gereken kurallar, Tevrat’ta geçen “On Emir” temel alınarak “On Emir Parodisi” olarak okura sunulmuştur.



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.