Nesnel Tutumlu Gözlemci Anlatıcı Nedir?

Destanlar devrinden bu yana kullanılan ve romanlarda en fazla tercih edilen anlatıcı bakış açısı gözlemci anlatıcıdır. Bu anlatıcı, görgü tanığı konumundadır ve âdeta bir haber sunucusu gibi gözlemlediği olayları belirli bir mesafeden aktarır. Gözlemci anlatıcı kişileri, zamanı, mekânı ve olayları hazırlayıp düzenlemekle görevlidir. Gördüklerini ya nesnel olarak aynen ya da öznel bir yaklaşımla kendi arzu ve düşüncelerine göre seçerek, değiştirerek verir. Peki nesnel tutumlu gözlemci anlatıcı nedir? Bu makalemizde bu sorunun yanıtını verdik.

Bkz: Anlatmaya Bağlı Edebi Metinlerde Bakış Açıları

Nesnel Tutumlu Gözlemci Anlatıcının Özellikleri

  • Nesnel gözlemci anlatıcının anlatım konumu, dıştan bakış (olimpik pozisyon)tır. Anlatıcı, olaya ve kişilere dışarıdan belli bir mesafeden, tarafsız, yansız bir gözlemci sıfatıyla bakar.
  • Okuyucularla kişileri baş başa bırakır, olayları, varlıkları, durumları tasvir eder, kişilerin hareketlerini belirtir, konuşmalarını aktarır ve bundan öteye pek bir şeye karışmaz. Kişilerin iç dünyalarına inemez, ne düşündüklerini bilmez.
  • Olayların akışında belirleyici, etkileyici, değiştirici bir role sahip değildir.
  • Romandaki olaylara pek karışmaz. Romanın dışında ama hep kenarda duran bir kişidir. Olayları gözler, değerlendirir ve aktarır.
  • Roman kişilerinin iç dünyaları ve bazı konularda fazla bilgiye sahip değildir. Gerçek hayatta bir olayı dışardan gözlemleyen bir kişi, o olay ve olayda rol alan kişiler hakkında ne kadar biliyorsa ve bildiği kadarını aktarıyorsa romandaki gözlemci anlatıcı da aynı konumdadır.
  • Gözlemci anlatıcı, romanı bize daha çok ‘anlatma’ yöntemiyle sunar.
  • Anlatma yöntemi genellikle özet anlatı özelliğindedir.



Nesnel Tutumlu Gözlemci Anlatıcı Örneği

“Evvelce de söylediğimiz gibi çalıştığı gazetede hem muharrir hem raportör, sırasına göre mürettip, tashihçi, klişeci, daha bilmem ne olan Necdet, o sabah gene fazla çalışmıştı. Bazı istihbarat işleri için antrepolara, Kapalıçarşı’ya, üniversiteye koştu. Öğle üzeri aç bî-ilaç, sıcaktan yarı erimiş bir halde Babıalî yokuşunu iniyordu. Kestane ağaçları kaldırımı gölgelendiriyor. Sucular, şerbetçiler, buzlu! Nidasıyla bardak şıkırdatıyor. Cadde tenhaca. Tek tük yokuş yukarı gelenler var. Boyunlarına mendil dolamış, hasır şapka ile yelpazelenen vilâyet memurları, birkaç gazeteci… Matbaanın kapısından girer girmez Necdet, loş bir serinlik içinde oh! Dedi. Sokak işi artık bittiğinden masa başında çalışmak kalmıştı.”

Safiye Erol, Kadıköyü’nün Romanı (s.67)



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.