Modernizm ile İlgili Bazı Kavramlar

kara kitap“Modernizm”, geleneksel olanı yeni olana tabi kılma tavrı, yerleşik ve alışılmış olanı yeni ortaya çıkana uydurma eğilimi olarak tanımlanabilir. “Modernizm”le birlikte özellikle gerçeklerin göründükleri gibi olmadığı, yerleşik kurallara ve toplumun bayağılığına isyan düşüncesi ağırlık kazanmıştır.

Modernist yazarlar, geleneksel romancıların aksine kişilerin iç dünyalarını romanlarına katmayı ve “dün-bugün-yarın”dan oluşan zaman zincirini kırmayı hedeflerler. Artık yolculukları “dış”a değil “iç”e yöneliktir. Karakterlerin anılarını ve bilgilerini, kafalarından neler geçtiğini, dillerinden dökülmeyip kalplerine gömdüklerini okuyucuya aktarabilmek için bilinç akışı, iç konuşma ve iç diyalog gibi teknikler kullanırlar.

Modernist eserler ile ilgili bazı kavramlar şunlardır:

Üst kurmaca

Postmodern edebî eserlerde yer alan gerçekle kurmaca arasındaki ilişkileri ve gelgitleri sorgulayan, sürekli ve amaçlı bir biçimde okunanın bir kurmaca olduğunu anımsatan kurmaca türüdür.

Üst kurmaca örneği

“Bu kitabın benim açımdan öbürlerinden daha değişik olmasının nedeni, her zaman ben kurbanımı bulduğum halde, bu kez kurbanımın beni bulması, romanın yazılmak üzere bana gelmesiydi. Bir başkası için o, koyu renk güneş gözlükleri takmış, siyah kazaklı, içinde kızıl pırıltılar oynaşan gür saçlan olan bir genç kızdı, benim içinse ısrarlı birkaç telefondan sonra gelen bir romandı.”

(Tehlikeli Masallar-Ahmet Altan)

Metinlerarasılık

Postmodern romanda her metnin, daha önce yazılmış metinlerden açık ya da örtük izler taşıdığını savunan görüştür. Aşağıdaki metinde İran destanı Şehname’deki efsanevi kahraman Zaloğlu Rüstem hikayesine gönderme yapılmıştır.

Metinlerarasılık örneği

“Babam beni, tıpkı Rüstem’in Sohrab’a yaptığı gibi bırakıp önce hapse, sonra başka bir hayata gidince onun yerine kendime yeni babalar aramış, onların öğütlerini dinlemiştim”

(Kırmızı Saçlı Kadın-Orhan Pamuk)

Çoğulcu bakış

Tek bir anlatanın esas olduğu eserde olay örgüsünde yer alan kahramanlardan birkaçının da bakış açısına yer verilmesi biçiminde gerçekleştirilir. Amaç olayı okuyucuya aktarırken daha inandırıcı hale getirmek ve okuyucuyu tek bir anlatanın esiri olmaktan kurtarmaktır.

Çoğulcu bakış örneği

“Sokaktaki ötümden kaçmıştım. Şimdi evdeki ölüme dayanamıyorum. Yatağa uzandım, düşünmeye başladım: neredeki ölüm daha iyi? Sokakta ölmek daha güzel; gene de evde ölmek istiyorum. Babamın ölümü gibi aceleye gelsin istemiyorum.”

Kimse yanımda olmayacak sokakta, kimsenin haberi olmayacak. İnsan, evde tedbirini ona göre alır. Konu komşuyu davet eder. Ölümümü gazeteden öğrenmelerini istemiyorum. Ya da hiç duymayacaklar. Aylarca sonra, öldüğümü bilen birinden öğrenecekler. Ne var ne yok, diyecekler. İyilik sağlık, diyecekler. Selim nasıl, diyecekler. Hayretle yüzüne bakacaklar. Duymadanız mı, diyecekler. Sonra, daha ne var ne yok, diyecekler; iyilik sağlık diyecekler. Sıradan bir ölüm. İki “iyilik sağlık” arasında kalacak ölümüm.”

Pastiş

Roman içerisinde şiir, mektup, destan, masal gibi metin türlerinin söyleyiş ve biçim özeliklerini kullanarak benzerini yazma çalışmasıdır.

Pastiş örneği

“Onlar uçmasın diye çalılarını tutarken şehirdeki tüm kuşlar toplanıp naylon tahta evler mahallesine geldiler, Konduların üstünde eğri eğri uçarak, kuş olmaya, kanat takmaya heves eden çatılara güldüler.

“cik cik çatıcık uçsana
beşikten kanat taksana
bize bir bebek atsana
cik cik bebecik cik cik”

Kuşlar günlerce konduların üstünde eğri eğri döndüler. Döne ötüşe konduların yerini belli ettiler. Onlar “cik cik bebecik” diye uçarken yıkımcılar mahalleye geldiler.”

(Berci Kristin Çöp Masalları-Latife Tekin)

İroni

Sözcük anlamı, söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etmedir. Postmodern romanda kullanılan bu tarz özelikle sosyal, psikolojik, toplumsal, kişisel, karakteristik özellikleri alaycı, mizahi bir dille esere yansıtmaktır.

İroni örneği

“Okulda ilk öğrendiğim gerçeklerden biri de babamın -sonra peder oldu- beni yanlışlıkla mektep yerine okula gönderdiği oldu. Önümüze alfabe adında anlaşılmaz bir kitap koydular. Babam, ona da elifba dedi. Okulla babamı uzlaştırmaya imkân yoktu. Bu garip kitapta, bizim kılığımıza pek benzemeyen bir biçimde giydirilmiş çocuklar, boyuna birbirlerine top atıyorlardı. Hangi mahallede oturduklarını bilmediğim bu çocuklar kumbaralarında -bizim evde böyle bir kutu yoktu- para biriktiriyorlar; babaları da onlara, çatana denen kayıklar alıyordu. Bir de vatan denen bir şey vardı ki çok iyi korunması gerekiyordu. Bizler her sabah hep bir ağızdan onu özümüzden çok sevdiğimizi, ant denilen bir şey içerek haykırıyorduk.”

(Tutunamayanlar-Oğuz Atay)



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.