Küçürek Hikâye Nedir? Küçürek Hikayenin Özellikleri

Çok kısa ve yoğun anlatımlı hikayelere “küçürek hikâye” adı verilir. Hikayenin bir alt türü olan küçürek hikaye; Türk edebiyatında minimal öykü, çok kısa öykü, öykücük, sımsıkı öykü, kısa kurmaca, küçük ölçekli kurmaca olarak da adlandırılır.

Küçürek Hikâye Özellikleri

  • Küçürek hikâyede az kelimeyle çok şeyler anlatmak gayesi güdülür.
  • Bu öykülerde mesaj, didaktik amaçların dışında ifade edilir.
  • Bireysellik ön plandadır. Umutsuzluk, korku, yalnızlık/ yabancılaşma, bunaltı gibi temalara ağırlık verilir.
  • Sözcüklerin imgesel anlamda yeni çağrışım değerleri oluşturması sağlanır. Sözcüklerin genellikle derin, simgesel anlamları vardır.
  • Küçürek öykülerde şiirsel bir dil kullanılır.
  • Amaç okuyucuyu şaşırtmak, öykünün başını ve sonunu okura bırakmak, sıradan duyguları etkili ve yoğun bir şekilde anlatmaktır.
  • Bu türün Türk edebiyatındaki öncüsü, varoluşçu felsefenin temsilcisi olan Ferit Edgü’dür. Onun dışında Sadık Yalsızuçanlar, Haydar Ergülen, Hulki Aktunç Tezer Özlü de bu tarz öykü yazarları içindedir.
  • Ferit Edgü, küçürek öykülerinde insanlığın içsel sesine kulak vererek İnsanın yaşam karşısındaki bir başınalığını, günlük yaşamın insanı kuşatan ezici yapısını işlemiştir. Yazar, küçürek öykülerin başı ve sonu olmadığını, sonucun okurun düş gücüne bırakıldığını, okuru “düşlemeye” çağırdığını ifade eder.



Küçürek Hikâye Örnekleri

Örnek-1

Yolcu
– “Gidiyorum. Bu kez gerçekten gidiyorum.”
Cehennemin dibine değin yolun var.
– Ama ben o yolu bilmiyorum.
– Bilmen gerekmiyor. Yolun sonu zaten orası

Yolcu – Ferit Edgü

(Yolcu sözcük olarak tekil bir anlam taşısa da bir gösterge olarak bütün İnsanlığın yaşama kaygısını simgelemiştir. Burada yolcu hayatın sonuna giden kişiyi temsil etmiştir.)

Örnek-2

“Sıkıntı verici bir film görmüş, eve dönüyordum hızlı hızlı. Sokak sessizdi, ıssızdı. İleride bir adam vardı. Bir apartmana bakarak, “saat on ikiye beş var!” diye bağırdı. Birilerini uyarıyor sanmıştım. Oysa adam yürümeye başlamıştı ve sesini dört bir yana yönelterek uyarısını sürdürüyordu. “Saat on ikiye beş var!” Sürekli, “saat on İkiye beş var!” Üç beş pencere daha kararmıştı.

(Gece Uyarıcısı – Hulki Aktunç)

(Bu öyküde yalnızlık, bir çığlık halini alır. Bu çığlık, sokaktaki adamın “saat on ikiye beş var” nidasıyla dile getirilir. Yalnızlık vurgusu, insanın kalabalık içinde kendini tek başına hissetmesidir.)



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.