Hersekli Arif Hikmet Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Hayatı

Hersekli Arif Hikmet Bey, Zülfikar Nafiz Paşa ile Çerkez Ayşe Hanım’ın oğlu olarak 25 Kasım 1839 tarihinde Mostar’da doğmuştur. Dedesi Ali Paşa’nın tayin yazısı üzerine, daha on bir yaşında iken tımarlı süvari miralaylığı rütbesiyle askeriyeye girmiştir. Önce babasının, arkasından dedesinin ölümleri üzerine ailece Hersek’ten Bosna’ya taşınmışlardır. 1853 yılında, Arif Hikmet İstanbul’a gelerek öğrenimine burada devam etmiştir. 186 yılında askeri sınıftan idari sınıfa geçiş yapmıştır. İlk iş olarak Sadrazamlık Özel Kalem Müdürlüğü’ne memur olmuş, yedi sene kadar bu vazifede görev yaptıktan sonra istifa etmiştir. Hersek ve Bosna’yı da içine alan ve beş altı ay süren bir seyahatten sonra İstanbul’a dönmüştür. Daha sonra Ahmet Cevdet Paşa’nın himayesini görmüş ve çeşitli devlet memurluklarında bulunmuştur. Hayatı boyunca, mizacının emrettiği yaşama biçimiyle iyi bir Müslüman olmak arasında bocalamıştır. Meslek hayatı boyunca doğruluktan ve adâletten hiç ayrılmamış bir kanun adamı olarak tanınan sanatçı, 20 Nisan 1903 tarihinde hayatını kaybetmiş, naaşı Topkapı Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Edebi Kişiliği

  • Şiir ve düz yazı türlerinde eserler yazmıştır.
  • “Şiir için “vezin ve kafiye şart değildir” diyerek şiirin mensur da olabileceği görüşünü ilk dillendiren isimlerdendir.
  • Şiirin sadece estetik sebeplerle yazılması gerektiğini savunmuştur. Bu nedenle “sanat için sanat” anlayışına uygun şiirler yazmıştır.
  • Edebiyat kelimesinin yerine “ilm-i edep” kelimesinin kullanılmasının daha doğru olacağını ifade etmiştir.
  • Encümen-i Şuara olarak adlandırılan şairler buluşmalarına ev sahipliği yapmıştır. Eski şiir geleneğini sürdürmeyi amaçlayan bu topluluğun içinde o zamanlar şiir dünyasına adımlarını yeni yeni atan Ziya Paşa ve Namık Kemal de katılmıştır. Hersekli Arif Hikmet, bu iki şairin üzerinde son derece tesirli olmuştur.



Eserleri

Levâyihü’l-Hikem
Levâmi’ü’l-Efkâr
Sevânihü’l-Beyân
Misbâhü’l-Îzâh
Âsâr-ı Hikmet

Gazel

Özge rencûr-ı gam-ı aşkız ki, Cibrîrin bile
Sâyesinden mahv olur cism-i belâ-fersûdumuz

Dil-hırâş-ı dâğ-ı hicranız ki, te’sîr eylemez
Magz-ı Rûhullah olursa merhem-i bihbûdumuz

Öyle bir tenhâ-rev-i kûy-i visaliz kim, bizim
Şu‘le-i çeşm-i hayâdır sâye-i memdûdumuz

Ser-bürehne bir gedâyız kim, bu bismilgâhta
Can-fedâ-yı râh-ı cânân olmadır maksûdumuz

Maşrık-ı mihr-i tecellâdır ser-â-ser kâinat
Nûr-ı vechullahtır her zerrede meşhûdumuz



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.