Eskici ve Oğulları | Kitap Özeti

Eskici, büyük Mehmet ve küçük oğlu Ali ile ayakkabı tamiri yapan bir dükkân işletirler. Varlıklı bir ailenin oğlu olarak büyüyen, Trablusgarp Savaşı’na katılıp ayağını kaybeden, bununla birlikte şaşaalı çiftlik hayatını da kaybedip çocuklarıyla bir köyde demircilik yapan, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra köydeki hayatını da kaybeden Eskici, yaptığı işten ve kazandığı paradan memnun değildir. Hele karşısına bir Yugoslav göçmeninin aynı iş için bir dükkân açması Eskici’yi çileden çıkarır. Berber Fahri, Oğlan Cemil gibi adamlar vatan savunmasında ayak kaybetmenin ne olduğunu bilmedikleri gibi hükümet de bir gazinin dükkânının karşısına bir Yugoslav göçmeninin dükkân açmasına izin vermektedir. Artık “Eskici Dükkânı” iki aileyi besleyememektedir.



Eskici, üç çocuk sahibi olan, fabrikadaki işini kaybedip babasının dükkânından beslenen büyük oğlu Mehmet’in başının çaresine bakması gerektiğini düşünür ve bu düşüncesini küçük oğlu Ali’nin ağasına iletmesini ister. Babasının geçimsiz, zorba, otoriter olduğunu düşünen Ali, ağasına haksızlık edilmesine tahammül edemez. Çok olgun ve anlayışlı olan Mehmet, kardeşinden durumu öğrenince kızmaz, hatta babasını haklı bulur. Karısıyla kütlü (pamuk) toplamaya gitmeye karar verir. Bu kararı duyan Ali de abisi ve yengesiyle gitmek ister. Eskici, “Başının çaresine baksın.” dediği için pişmanlık duyar, sonra büyük oğlunun evine gelip torunlarını ağlayarak kucaklar. Küçük oğul, boğaz tokluğuna çalışıp bir de hakaret yediği babasından usanmıştır. Ali, dükkâna gelince babasıyla kavga eder ve dükkândan ayrılacağını söyler. Baba, önce kızar, sonra yalnız kalacağını düşünerek ağlar. Bu arada küçük oğlunun da gideceğinden habersiz olan anne, mahalle kadınlarıyla dedikodu ederken büyük oğlunun kütlü toplamaya gitme isteğini kabullenir ve gelini aleyhinde söylenir.

Ali, ağabeyinin evine gelir, babasının hakaretlerini anlatır. Artık bir daha dükkâna ve eve dönmeyecektir. O sırada kütlü amelesi toplayan elci gelir. Mehmet, karısı ve Ali yirmişer lira avans alırlar. İki kardeş, kütlüden kazandıkları parayla seyyar bir eskici dükkânı kurup babalarından bağımsız çalışacak ve belki daimi bir dükkân bile açabileceklerdir. Eskici, oğluna yaptığı hakaretten yine pişman olur; ağlar, karısını oğlunun peşine gönderir. Ali dönmez. Büyük oğul, dükkâna gittiğinde bir şekilde kütlü işini babasına söyleyiverir. Baba, Ali’nin de gideceğini duyunca öfkelenir. Oğluna “Ali’mi benden ayırma!” diye âdeta yalvarır. Sonra Mehmet hedeflerini anlatınca Eskici “Resul Ağa’nın torunları kütlü toplamaya gidemez.” fikrinden vazgeçmeye başlar. “Beni de götürün, beni burada yalnız bırakmayın!” der. Oğullarının kazandıklarına kendisinin, karısının ve kızının da kazanacaklarını ilave eder ve “ısmarışçı dükkânı” açabileceklerini hayal eder.

Bu dükkân onları eski, varlıklı günlerine kavuşturacak bir imkândır. Mehmet, herkesin bu zengin olma zaafından yararlanarak onları kütlü işinde çalışma konusunda ikna eder. Anne bile çalışacaktır. Yalnızca evin kızı Zeliha ikna olmaz. Asil bir soydan gelen ailesine bunu yakıştıramamaktadır. Nihayet boyaları dökük bir kamyona bir gün eşyalarını yükleyen aile, “yazı” dedikleri tarlaya doğru yola koyulurlar. Bu yolculukta evin kızı Zeliha ile şoförün yardımcısı Ünal arasında bir yakınlaşma olur. Ünal, “alaçık” denilen çadırları kurmalarına yardım eder. Ustasıyla kavga ederek orada kalır. Sıcak ve sinekler, ailenin nasıl bir yere geldiğini ilk gecede hatırlatır. Ailenin yiyeceği tükenmek üzeredir. Herkes elcinin gelip avans vermesini bekler. Elci yerine yine Ünal gelir. Aileye yiyecek ve ilaç getirir. Aileye sıtma musallat olmuştur. Mehmet’in çocukları ve Zeliha ateş içinde yanmaktadır. Yine de aile pamuk toplamaya devam eder. Çünkü eski varlıklı günlerine dönebilmeleri için bu şarttır.

Eskici yine oğlu Ali ile kavga eder. Bunun üzerine Eskici, dükkânına dönmeye karar verir ve damadı gibi görmeye başladığı Ünal’a birlikte çalışmayı teklif eder. Yıllardır kimsesizlikten, yersiz yurtsuzluktan usanan Ünal için bu müthiş bir imkândır ama Eskici’nin oğullarından çekinir. Karı koca, küçük oğulları Ali’yi ağabeyi Mehmet’in kışkırttığını düşünürler. Eskici, Mehmet’e tokat atar, onları evlatlıktan reddettiğini söyleyerek karısı, kızı ve Ünal ile şehre döner. Tarlada kalan oğullarının yiyecekleri tamamen biter. Her gün domates salatası yerler. Elci gelince avans isterler fakat elci, az pamuk topladıkları için onlara kızar; toplanılan pamuklar tartılır ve görülür ki kazanılan para avans alınan paranın yarısı bile değildir. Kâtiple elcinin getirdiği yeni usta ırgatlar tarlaya dalıp toplamaya başlarlar. Yeni gelen ailelerden birinin kızı olan Zeynep, sıtmadan harap olmuş Mehmet’in ailesine yardım eder ve Ali ile aralarında bir aşk başlar.

Topal Eskici’nin öfkesi geçmiştir. Evinde kızıyla yaşayan Ünal’ı sadece yiyip içen bir yaratık olarak görmekte, oğullarını aklından çıkaramamaktadır. Bir gün, küçük oğlu Ali’nin birden dükkân kapısına yığılıp kaldığını görür. Eskici, oğlunu kucaklayıp ağlar. Ali, ağabeyinin daha kötü durumda olduğunu söyleyince baba yıkılır. Mehmet’i alıp hastaneye götürürler ama hastanede yatacak yer bulamazlar. Eskici, dükkânı satıp oğullarının ilaçları ve beslenmeleri için harcar. Varlıklı günlere dönüş hayali böylece tamamen bitmiş olur. Roman, damat Ünal ve gelin Zeynep’in fabrikada iş bulmasıyla sona erer.



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.