Edebi Mektup Örneği

Edebî Mektup Nedir?

Yazarları, içerikleri ve ifade şekilleri ile özel mektuplar içinde ayrı yer tutar ve ayrı şekilde ele alınırlar. Edebî mektuplarda, mektubun yazıldığı dönemin edebiyat ve düşünce olayları yer alır. Yazar, karşısındakine öğüt verir, yol gösterir.

Bkz: Mektup Nedir? Mektup Çeşitleri Nelerdir?

Reşat Nuri Güntekin’den Bir Edebi Mektup Örneği

Kardeşim Muhsin,

Sana bu mektubumla beraber bir de defter gönderiyorum. Bu bir piyestir. (Yaprak Dökümü) adındaki on beş senelik bir romanımdan çıkardım. Romanı belki unutmuşsundur. Fakat hatırlarsan da tanımayacaksın. Çünkü piyes haline geçerken, kendimin bile kolayca tanıyamayacağım kadar, kılık değiştirmiştir.

Bizim inkılabımız ikidir: içtimaî müesseselerimizdeki inkılap, aile hayatımızdaki inkılap. Yahut istersen eski, kapalı ve muhafazakâr hayattan yeni hür hayatımıza geçiş de. Birincisinin mucize denecek kadar kolay geçmiş olmasına mukabil, ikincisi güç olmuştur ve hele büyük şehirlerin aile hayatında büyük sarsıntılar yapmıştır ki böyle olması zaruriydi de. Üstelik bu inkılabın harp sonu adı verilen bütün dünya için karma karışık devre tesadüf etmesi, vaziyetimizi büsbütün güçleştirmiştir. Yaprak Dökümü, ufak tefek serpintileri hala devam eden o fırtınanın masalıdır. Bir yabancının hatta bir düşmanın eseri gibi dikkatle okumanı rica ederim. Sahnede bir şeye benzeyeceğini tahmin edersen ne ala. Yoksa bana iade edersin. Bunu eski arkadaşlığımızın bir vazifesi olarak senden beklerim. Eski arkadaşlığımız; hem ne kadar eski. Yirmi beş sene, belki hatta daha fazla. Bir bakıma ne uzak fakat bir bakıma da ne yakın bir zaman, birbirimize ait birçok şeyler biliriz. Fakat benim şimdi bu mektubu yazarken daha dünkü bir vaka gibi hatırladığım bir tanesi var ki, galiba sana anlatmadım: Seni ilk defa nasıl tanıdığım. Bu aynı zamanda tiyatro muharriri olmaya karar verdiğim günün de tarihi olduğundan benim için çok ehemmiyetlidir. Sana anlatıvereyim:

Çocukluğumda tiyatroya çok düşkündüm. O zamanki İstanbul’un hemen bütün çocukları gibi. Fakat okuyup yazmayı biraz doğrulttuktan, hele roman ve şiir okumaya başladıktan sonra tiyatro bana kaba ve iptidai görünmüştü. Bahsettiğim tarihte Bursa Sultanîsinde Fransızca muallimiydim. Yirmi bir buçuk yaşında içi içine sığmayan ve hayatta ne yapacağını henüz kestiremeyen gencecik bir çocuk… Ara sıra arkadaşlarla tiyatroya giderdik. Ahmet Vefik Paşa’nın vaktiyle Moliere oynatmak için yaptırdığı o küçük ve şirin tiyatroya ara sıra tuluat kumpanyaları ve onlardan daha gülünç dram kumpanyaları uğrardı ve biz birkaç muallim arkadaş onlarla alay etmeye giderdik.

Bir yaz gecesi yine o niyetle tiyatronun arka sıralarına dizilmiştik. Sen rahmetli Celal Sahir’in tercüme ettiği Simone’u oynuyordun. Daha perde açılmadan başlamış tebessümlerimiz acayip bir surette dudaklarımıza yapışıp kaldı. Alay etmeye gidip kendisiyle alay edilecek vaziyette geri dönmek hoş bir şey değildir. Galip, Behzat, Kemal, Emin ve sonradan kaybolmuş birkaç çehreyle o ne güzel bir gruptu. Ertesi, daha ertesi geceler Courteline’in Boubouroche’unu. Fener Bekçilerini ve daha birkaç küçük piyesi ne derin ve temiz bir aşkla oynadığınız bugünkü gibi gözümün önündedir. Netice o oldu ki tiyatro ile alaya gelen yirmi bir buçuk yaşındaki Sultani muallimi kapıdan çıkarken tiyatro muharriri olmaya ve bütün hayatı müddetince ondan başka bir şey olmamaya karar vermiş bulunuyordu.

O gece kendi kendime karşı verdiğim karara ancak sekiz on sene sadık kalabildim. Kendindeki hakikî kuvvet ve istidadı ölçmeden, istikbal yahut kaderin sürprizlerini hesaba katmadan bütün hayat için angaje olmak ancak o yirmi bir buçuk yaşın sevimli bir vergisi, aynı zamanda da bir ihtiyatsızlığıdır.

Hülasa, sekiz on senelik bir tecrübeden sonra rotamı başka bir ufka doğru çevirdim. Sahneyi başlamış olmakla beraber bana onu sevdirmiş olan sanatıma büyük hürmetimi, şahsına dostluğumu aynı kuvvetle muhafaza ettiğimi söylemeye bilmem lüzum var mı?

Yirmi bir buçuk yaşın sevgileri ve hayranlıkları, zannederim ki hayatımızın birbirine zıt rüzgarlarla her gün silinip süpürülen kubbesinde baki kalanlar yalnız onlar oluyor. Gözlerinden öperim.

Reşat Nuri Güntekin



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.