Divan Edebiyatı Eserleri

Divan Edebiyatı, İslam uygarlığıyla tanışan Türklerin, Arap ve İran edebiyatıyla tanışması sonucu ortaya çıkmıştır. 13. yüzyıldan itibaren bu iki dilin yoğun etkisi altında kalan sanatçılar, Osmanlıca isimli Türkçe-Arapça-Farsça karışımı yeni bir edebiyat dili oluşturarak güçlü bir edebiyat meydana getirmişlerdir. Ortak temalar işleyen, belirli kurallar çerçevesinde gelişen bu edebiyat, şiir ağırlıklı bir edebiyat olmuştur. Sanatçılar, şiire oranla çok daha az olsa da düz yazı türlerinde eserler de yazmışlardır. Bu yazımızda sizler için “Divan Edebiyatı Eserleri”ni derledik.

Divan Edebiyatı Eserleri Listesi

Beng ü Bade – Fuzûlî

“Esrar ile Şarab”ın itiş kakış ve tartışmalarının hikâye edildiği eser, Fuzulî’nin kaleme aldığı alegorik bir eserdir. 444 beyitten oluşan mesnevi, konusu itibariyle oldukça eğlenceli bir eser. Eserin dikkat çeken bir başka yönü ise dönemin siyasî güçlerinin (Osmanlı Padişahı II. Bâyezid ile Safevi Hükümdarı Şah İsmail) mücadelesinin sembolize edildiği bir eser olmasıdır.

Cemşid ü Hurşid – Ahmedî

Ahmedi’nin İranlı Şair Selman Saveci’den genişleterek çevirdiği aşk mesnevisidir. Eserde Çin hükümdarının oğlu Cemşid ile Rum kayserinin kızı Hurşid arasındaki aşk anlatılır. Eserde Cemşid’in Çin’den yardımcısı Mihrab ile çıkıp rüyasında görüp âşık olduğu Cemişid’i bulmak için Rum diyarına yaptığı, devlerle, perilerle, ejderhalarla karşılaştığı olağanüstü olaylarla iç içe yolculuk anlatılır. Bu yolculuk sonunda Rum diyarına varan Cemşid, uzun mücadelelerden sonra Hurşid’e kavuşur.

Cihannüma – Katip Çelebi

“Dünyayı gösteren” anlamına gelen bu eser bilimsel bir çalışmadır. Eserde İslam ve Avrupa coğrafyalarından bahsedilir. Yazar ilk defa eserde Avrupa coğrafyacıları gibi dünyayı kıtalara ayırarak anlatmış, Osmanlı ülkelerine ait coğrafya bilgileri vermiş, Japonya’dan başlayarak Asya ülkelerini tanıtmıştır.


Çarhnâme – Ahmet Fakih

100 beyitlik bir kasidedir. Tasavvuf konusunda öğretici bilgiler içerir. Dünyanın faniliğinden, dünya zevklerine kapılmamak gerektiğinden, ölümü hatırlatarak bu dünyada ahiret için hazırlanmak lüzumundan bahseden, günahlardan kaçınmayı öğütleyen halk için yazılmış dini ve ahlaki bir eserdir.

Defter-i Aşk – Enderunlu Fazıl

Enderunlu Fazıl’ın aşk maceralarını anlattığı 438 beyitten oluşan bir mesnevisidir. Eser, güzellik ile aşk arasındaki ilişkinin öznesi konumundaki âşığın tanıtımıyla başlar. Sanatçı, başından geçen dört aşk hikâyesini anlatır. Eser Osmanlıda ilk otobiyografik aşk öyküsü olma özelliğini de taşır.

Fakrnâme – Âşık Paşa

Âşık Paşa’nın 161 beyitlik tasavvufi mesnevisidir. Eserde alçakgönüllülük, azla yetinip dünya nimetlerini hiçe sayma üzerinde durulmuş ve bu özellik “fakr” adlı bir kuş olarak betimlenmiştir. Eserde temsili anlatım dikkati çekmektedir. İçerik bakımından tarikat adabını, usulünü, erkânını, kâmil bir şeyhin, bir dervişin özelliklerini, dört mertebeyi “dört kapı kırk makam”ı işler.

Bkz: Aşık Paşa Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Ferhengnâme-i Sadî – Hoca Mesud

1354 yılında kaleme alınan 1073 beyitlik bir mesnevidir. Eser aslında Sadi’nin Bostan’ından seçilmiş şiirlerden oluşan tercüme bir mesnevidir. Eserde dinî ve ahlaki konularda öğütler vardır. Türkçeye Sadi’den yapılmış ilk manzum tercüme özelliği taşır. Bostan’ın bütününün tercümesi olmayan eser, bir tür seçme tercüme gibidir. Şair seçmede bulunurken asıl eserin düzenine uymamıştır.

Fezleke – Katip Çelebi

“Özetleme” anlamına gelmektedir. Yazar biri Türkçe biri Arapça olmak üzere iki Fezleke yazmış, birinde genel tarih bilgileri vermiş, diğerinde ise sadece Osmanlı tarihini anlatmıştır. Osmanlının 1591 ile 1654 arasındaki tarihini anlatmıştır. Bu yıllardaki Osmanlı tarihinin savaşları, barışları, isyanları, tayinleri ve azillerini içeren çok kıymetli bir eserdir.

Fihi Ma-Fih – Mevlana

Mevlânâ’nın genel olarak tasavvufi düşüncelerini, görüşünü, şiir anlayışını, devrinin birçok dinî, felsefi, ahlaki inançlarını, dünya ve insanlığın önemli olaylarını içerir. “Ne varsa onda var.” anlamına gelen eserde, Mevlâna’nın bazı sohbetleri sırasında sorulan sorulara verdiği cevaplara; tasavvuf, din, ahlak ve felsefe ile ilgili görüşlerini anlattığı, dünya, insan ve şiir anlayışından söz ettiği konuşmalarına yer verilmiştir.

Garibnâme – Âşık Paşa

Türklere tasavvufu öğretmek için yazılan dini ve tasavvufi bir mesnevidir. 1330’da yazılan didaktik eser, Türk edebiyatının ilk telif mesnevisi olma özelliğini de taşır. On bölümden (bab) oluşur. Eserin ana teması insandır. Eser dini ve tasavvufi özellikler taşımakla birlikte, devrin atasözü, deyim, terim ve dil malzemelerini de bünyesinde barındıran bir folklor ve dil kaynağı niteliğindedir.

Gülşen-i Aşk – Keçecizade İzzet Molla

Şair, Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ına nazire olarak yazdığı Gülşen-i Aşk adlı mesnevisinde, geleneksel kalıpların dışına çıkmış ve kendisini de metne dahil etmiştir. İzzet Molla’nın yazdığı ilk mesnevidir. Şair, 27 yaşında kaleme aldığı 295 beyitten oluşan eser, kendi aşk yolculuğunu Hüsn ü Aşk’ı andıran bir dille anlatır. Eser, manevî bir yolculukta katlanılan sıkıntı ve zorlukları özetler.

Hadikatü’s-Süeda – Fuzûlî

Mensur olmakla birlikte içinde Arapça ve Türkçe şiirler de vardır. Bir mukaddime ve on bölümden oluşan eserde şair, Kerbela olaylarını; Adem, Nuh, İbrahim, Yakup, Musa, İsa, Eyüp, Zekeriyya ve Yahya Peygamberlerin uğradıkları belaları; peygamber efendimizin İslam dinini anlatırken Kureyşlilerden çektiği eziyetleri, peygamber efendimizin kızı Fatıma’nın hayat hikâyesini işler.

Harname – Şeyhi

126 beyitlik satirik ve mizahi özellikler gösteren sembolik bir mesnevidir. Boynuz ararken kulaklarından da olan bir eşeğin hikâyesi anlatılır. Eserde insanlar arasındaki eşitsizlikler ve haksızlık olarak görülen sosyal farklılıklar hayvanlardan hareketle eleştirilirken, yeteneğinin sınırını unutarak aşırı isteklerle ortaya atılıp düzeni bazen, haklı isteklerini başkalarına haksızlık hâline getiren kişilerin durumu hicvedilir.

Hayrabad – Nâbî

Divan Edebiyatı eserleri içinde önemli bir yer tutar. Nâbî’nin Feridüddin Attar’dan çevirdiği aşk konulu mesnevisidir. Eser Feridüddin Attar’ın İlahinâme adlı eseri ile hemen hemen aynıdır. Sadece kahramanlar farklıdır. Bunlar Gürgan Padişahı Hurrem Şah, köle Cavid, Cürcan Padişahı Fahr’dır. Eser, diğer mesneviler gibi Tevhid, naat, miraciye bölümleri ile başlar. Baltacı Mehmet Paşa ve II. Ahmet’e methiyelerden sonra aklın ve faziletin önemini vurgulayan bölümlere geçer. Daha sonra asıl hikâyeye geçer.

Hayriyye – Nâbî

Nâbî, Osmanlı Devleti’nin içte ve dışta büyük problemlerle karşılaştığı; sosyal, siyasal, ekonomik sıkıntıların yaşandığı bir dönemde toplumun genel gidişatını görerek çok üzülmüş, bu ortamda yetişecek neslin olabildiğince az zararla kurtulabilmeleri için seçecekleri yol konusunda elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışmış, Hayriyye isimli didaktik mesnevisiyle oğlunun şahsında bütün çocuklara seslenmiştir. 1660 beyitten oluşan bu mesnevi Türk edebiyatında ahlaki yönden çocuğa hitap eden ilk eser olarak kabul edilir. Nasihatnâme türünün edebiyatımızdaki en tanınmış örneği olan eserde şair, yedi yaşındaki oğluna öncelikle İslam ibadet esaslarını ve ahlakını öğretmek için nasihatler verir; onun ardından da takip edilecek yol ve düsturları, başarılı olmak için hem yapılması hem de yapılmaması gerekenleri anlatır.

Heşt Behişt – Sehi Bey

“Sekiz cennet” anlamına gelen eser,1538 yılında yazılmıştır. Anadolu sahasının ilk tezkiresidir. Bu eser, Anadolu’da tezkire geleneği başlamıştır. Sekiz bölümden oluşan eserde 241 şaire yer verilir. Şairlerin hayatı anlatıldıktan sonra şiirleri ve sanatları konusunda hem bilgi hem de şiirlerinden örneklere yer verilmiştir. Yazar, sekiz tabakaya ayırdığı eserinde, her tabakada, ele alacağı divan şairlerinin sınıf ve sınırını o tabaka başına koyduğu küçük bölümle izah etmiş, tabakanın sonuna eklediği tetimme (tamamlama) ile de yazdığı bölümdeki şairlerin özelliklerini bir kez daha kısaca anlatmıştır.

Hubannâme/Zenannâme – Enderunlu Fazıl

Hûbannâme (Güzeller Kitabı), Enderunlu Fazıl’ın dünyanın değişik ülkelerindeki güzel delikanlıları anlattığı mesnevisidir. Zenannâme’de ise kadın güzelleri anlatır. Yazarın kadın güzelleri anlattığı Zenanname mesnevisi, Hubannâme’yi bütünleyen bir nitelik taşımaktadır. Hûbannâme, çeşitli başlıklar taşıyan birçok bölümden oluşan ve 796 beyitten meydana gelen bir mesnevidir. Eser yazıldığı dönemde bir hayli ilgi görmüş ve Enderunlu Fazıl’a önemli bir şöhret kazandırmıştır. Her bir ülke ve millete ait güzelleri, vücut yapısı, örf, adet, gelenek ve terbiyeleri gibi çeşitli yönlerden ele alır. Eserde zaman zaman açık saçık sözlere, mizahî düşüncelere de yer vermiştir. Eser bu nedenle mizah edebiyatımızın da önemli eserlerinden biri haline gelmiştir.

Zenannâme (Kadınlar Kitabı), yazarın kadınları anlattığı kitabıdır.

Kadınları milliyetlerine göre ayıran Enderunlu Fazıl, eserde otuz üç ülkenin kadınlarını fiziksel özellikleriyle ve sosyal hayatlarıyla ele alır. Eser bazı kesimleri rahatsız ettiği gerekçesiyle şikâyet edilmiş. Bu yönüyle Osmanlıda toplatılıp yakılan ilk kitap olmuştur.

Hüsn ü Aşk – Şeyh Gâlip

Hüsn ü Aşk, 2040 beyitlik, sembollerle anlatılmış tasavvufı bir eserdir. Kahramanları Hüsn, Aşk, Molla-yı Cünun, Sühan, Gayret, İsmet, Hayret’tir. İsimler birer semboldür. Hüsn, Cemal-i mutlak olan yaratıcı; Aşk, yaratıcıya kavuşmak isteyen insan; Molla-yı Cünun ve Sühan, mürşid; Mekteb-i edeb, tekkedir. Eserde insanların sahip olduğu soyut değerler ele alınır. Şair, bunları alegorilerle anlatır, soyut kavramları somutlaştırır. Divan Edebiyatı eserleri içinde son büyük eser olarak anılır.

Hüsrev ü Şirin – Şeyhî

Şeyhî tarafından İkinci Murat adına kaleme alınan Hüsrev ü Şirin, altıncı yüzyıl Sasani hükümdarlarından Hürmüz’ün oğlu Hüsrev-i Perviz ile bir Ermeni prensesi olan Şirin’in arasında geçen aşk macerasını ve bu arada Ferhat’ın dramını konu edinen bir mesnevidir. İlk olarak Nizami tarafından yazılan bu yapıtı, Anadolu ve Azeri sahalarında da pek çok şair kendi dillerine tercüme etmiş ve yeniden kaleme almıştır. Şeyhi’nin yapıtı, Hüsrev ü Şirin’lerin Anadolu sahasındaki en başarılı örneği kabul edilir. Mesnevi, tarihi gerçeklere dayanan bir zemin üzerinde, Hüsrev, Şirin ve Ferhat üçgenindeki aşk ilişkilerini konu edinir.

İskendernâme – Ahmedî

1390 yılında yazılıp I. Beyazıt’ın oğlu Emir Süleyman’a sunulmuştur. Mesnevide Büyük İskender’in hayatı, Doğu seferi işlenir. Ancak şair, İskender’in hayatını anlatırken birçok bilim dalı ile ilgili bilgiler verir: İskender’in doğumu, tahsili, tahta çıkışı; hayatın aslını Aristo, Eflatun ve Sokrat’tan sorması; bir meleğin ona kılıç vererek cihan hâkimiyetini müjdelemesi; İran şahı Darab ile çarpışarak onu yenmesi; İskender’in Sistan şahının kızı Gülşah’la aşkı; Çin hakimiyeti ve Şark yolculuğu; Türkleri hak dinine çağırması; Sedd-iYe’cüc ve Me’cüc’ün yapılması; Hızır’la konuşmaları ve ona yoldaş olması; bir müddet sonra hastalanıp ölmesi ve vasiyeti üzerine İskenderiye’ye defnolunması.

Kabusnâme – Mercimek Ahmet

İranlı Keykavus’tan çevrilen düzyazı eserdir. Öğretici nitelikler taşır. İlimlerden, İslam’ın pratik yaşama aktarılışından, sultan, vezir ve halkın görevlerinden duruma uygun hikâyelerle söz edilir. Sade nesirle yazılan eserde bilim ve sanattan günlük yaşamdaki her tür konuya değinilirken merkeze insan alınmıştır.

Leyla ile Mecnun – Fuzûlî

İlahi aşkı arayan insanın macerasını anlatan bir mesnevidir. Divan Edebiyatı eserleri içinde belki de en sevilen eserdir. Aslında eserde Mecnun, Leyla’ya layık olmak için bir tür olgunlaşma sürecinden geçer. Fuzûlî eserinin ön sözünde hikâyedeki unsurları birer sembol olarak kullandığını, hikâye anlatmanın bir bahane olduğunu, aslında mecaz yoluyla ilahi aşkın sırları ile gizli hakikatleri anlatmak istediğini söyler. Eserde başlangıçta birlikte olan sevgililer ayrılmakta ve hikâyenin sonunda tekrar birleşmektedirler. Eserde ezeli güzellik ve buna âşık olan insan ruhu anlatılmaktadır. Eserin amacı, bir sanat şaheseri ortaya koymak veya bir hikâye anlatmaktan çok, gerçek aşkı ve sonsuz güzelliği anlatarak gizli sırları ortaya çıkarmaktır.


Lutfiyye – Sünbülzade Vehbi

Sümbülzâde Vehbi, Lutfıyye adlı eserini, oğlu Lutfullah’a hasta yatağında ‘baba nasihatinin bir ömür boyu süreceği’ düşüncesiyle yazmıştır. Vehbi kabul etmese de Nâbi’nin Hayriyye’sinden etkilenmiştir. Eser, İslâmî kültürle yetişen çocuklara nasihat niteliğindedir. Ahlak, adalet, iyi bir idarecinin özellikleri, müziğin yararları, bilime önem verme, dedikodudan uzak durma, aklı kullanmanın önemi gibi konular işlenir.

Mantıku’t Tayr – Gülşehrî

Divan Edebiyatı eserleri içinde önemli bir yer tutan ve “Kuşların dili” anlamına gelen eser, İranlı Şair Feridüddin’in aynı isimli eseri esas alınarak oluşturulan ve vahdetivücut inancını işleyen sembolik, alegorik bir eserdir. Eserde Hüdhüd kılavuzluğunda otuz kuşun Simurg’u bulmak için Kafdağı’na yaptıkları yolculuk anlatılır.

Mecalis-i Seb’a – Mevlana

Mevlâna’nın çeşitli zamanlarda kürsüden ve toplantılarda verdiği yedi sohbetinden oluşan Arapça ve Farsça mensur yani düzyazı eseridir. Mecâlis-i Seba’da iyi bir insan, iyi bir Müslüman olmanın şartları, adalet duygusu, doğruluğun değeri, uzak durulması gereken bozgunculuk ve yoldan sapma durumları dikkatlere sunulmuştur. Eser, bu bakımdan insanları uyarmada etkilidir.

Mecalisü’n Nefais – Ali Şir Nevayi

Ali Şir Nevayi’nin Türk ve İranlı şairleri tanıttığı ve şiirlerinden örnekler verdiği Türkçe yazılmış bir Türk şairler tezkiresidir. 897’de (1491-92) kaleme alınan eser, Türk edebiyatı tarihinin yazılmış ilk şuara tezkiresi olması bakımından önem taşır. 1491-92 yıllarında kaleme alınmıştır. Şair eserini sekiz bölüme ayırmış ve her bölüme meclis adını vermiştir. Sekizinci meclis tamamen Hüseyin Baykara’ya ayrılmıştır. Eserde dört yüz elli bir şair bulunmaktadır.

Mesnevi – Mevlana

Mesnevi, özü itibariyle didaktik/eğitici bir eserdir. Mevlana’nın seyrü sülûkta bulunanlar için irşat kitabı olarak tanıttığı Mesnevi, bir metnin insan ve toplumu nasıl dönüştürebileceğine örnek teşkil eder. Mesnevi’nin beyit sayısı çeşitli yazmalara göre değişiklik göstermekle birlikte 25 bin kadardır. Mesnevî’nin konusu, genel anlamda insanın eğitimi üzerine kurulmuştur. Bu eğitimdeki temel amaç, öncelikle insanın kendinin farkında olması ve daha sonra da bu farkındalık sayesinde merkezden en uç noktaya kadar bütün hakikatleri anlamasıdır.

Minbername – Kaygusuz Abdal

Minbernâme, camilerde hatiplerin cuma ve bayram günleri çıkıp hutbe okuduğu kürsü ve kürsüde bulunan hatip hakkında yazılan eserlere denir. Kaygusuz Abdal’ın bir cuma namazından sonra hatibin kendisine bakarak söylediği sözler karşısında verdiği cevaptan oluşan mimbernâmesi çok ünlüdür. Kaygusuz Abdal’ın “Akıl ile hâli bildim, Hakk’ı buldum” diyerek minberi tepenler ve halkı irşat etmeye kalkanlara seslendiği 58 beyitlik küçük bir mesnevidir.

Mihnetkeşan – Keçecizade İzzet Molla

Mihnetkeşan, şairin Keşan’a sürgünü üzerine yazdığı kitabıdır. Bu kitapta sanatçı, metnin ana kahramanı olmanın yanında gerçekçi bakış açısıyla gerçek kişi ve olayların ele alarak yaşamını anlatır. Bu açıdan yaşanan hayat, insanlar ve insanların biribirleriyle olan ilişkileri bütün canlılığı ile Mihnetkeşân’ın konusu olmuştur. İzzet Molla’nın en karakteristik eserlerinden biri olan Mihnetkeşan’da, şairin, sanatçı kişiliğinin odaklaştığı gözlenir. Klasik divan şiiri kültürüyle yetişmiş bir şairin, kendi portresini manzum anlatımın ve mesnevi geleneğinin sınırlarını, kurallarını aşarak çizmesi; Türk edebiyatında ilk defa görülebilen bir hadisedir. Oldukça sâde bir dille eserlerini vücûda getiren İzzet Molla, zaman zaman halk söyleyişlerinden, deyîm ve atasözlerinden de istifade etmiş, böylece konuşma dilinin canlılığını ve folklorik zenginliğini de şiirlerine kazandırmayı başarmıştır. Mihnetkeşan biçimsel olarak mesnevi türü içerisinde değerlendirilse de kurgusu ve konusu bakımından bu türün geleneksel örneklerinden farklılıklar gösterir.

Minbername – Kaygusuz Abdal

Minbernâme, camilerde hatiplerin cuma ve bayram günleri çıkıp hutbe okuduğu kürsü ve kürsüde bulunan hatip hakkında yazılan eserlere denir. Kaygusuz Abdal’ın bir cuma namazından sonra hatibin kendisine bakarak söylediği sözler karşısında verdiği cevaptan oluşan mimbernâmesi çok ünlüdür. Kaygusuz Abdal’ın “Akıl ile hâli bildim, Hakk’ı buldum” diyerek minberi tepenler ve halkı irşat etmeye kalkanlara seslendiği 58 beyitlik küçük bir mesnevidir.

Mizan’ül Evzan – Ali Şir Nevayi

Bu eserini 1492 yılından sonra aruz hakkında toplu bilgiler vermek üzere üç bölüm hâlinde kaleme almıştır. Aruz hakkında toplu bilgiler vermek üzere kaleme alınan üç bölümlük eserde sırasıyla teknik bir mesele olarak “zihaf, bahirler ve takti” konuları üzerinde durulur. Bunun yanında eserde tuyuğ, koşuk, türkü gibi millî nazım şekilleri de ele alınır.

Muhakemet’ül Lugateyn – Ali Şir Nevayi

Dil alanında yazdığı ve milli bilincini gösteren önemli bir eseridir. Ali Şir Nevayi bu eserinde kendi zengin dillerini bir kenara bırakarak Farsçaya heveslenen genç şairleri uyararak Türkçenin Farsçaya olan üstünlüğünü ispat etmeye çalışmıştır. Sanatçı örnek olarak yüz kelimeyi sıralar, bunlar ince anlam ayrılıklarını gösteren kelimelerdir. Farsçada bunlar ancak bir iki kelime ile karşılanmaktadır. Daha sonra kelimenin sonuna getirilecek eklerle değişik anlamları karşılayan yeni kelimeler yapılabileceğini gösterir. Eserde ayrıca şairin kendi kitapları hakkında bilgiler de vardır.

Rebabnâme – Sultan Veled

8000 beyitlik bir mesnevidir. 1300-1301’de yazılan bu eserde Mevlana hakkında geniş bilgiler verilir. Tasavvufi düşüncenin anlatıldığı eserde Allah’a ulaşma yollarından, aşktan, dünyanın yaratılış amacından söz edilir. Eserde 162 Türkçe beyit vardır. Bu beyitler Oğuz lehçesiyle yazılmış ilk edebî parçalar olduğu için Türk dili yönünden kıymetlidir.

Saraynâme – Kaygusuz Abdal

Cihan sarayı teşbihiyle yola çıkarak, dünyaya gelmede amacın ibadet etmek ve Allah’ı tanımak olduğu anlatılır. Kaygusuz Abdal’ın şeriat hususlarına en çok yer verdiği eseri Saraynâme’dir. Eserde mensur ve manzum olarak kısaca Allah’a yalvardıktan sonra bu cihanın bir saray olduğunu, içindeki insanların her birinin bir işe daldığını ve cihanın sahibini yani Allah’ı düşünmediklerini mesnevi uyak düzeni içinde anlatmaktadır. Fasıl başlığı altında saraya benzetilen cihan anlatılmaktadır. Daha sonra sarayın insan olduğu ve Allah’ın kendini insanda gizlediği anlatılmaktadır. Allah’ın insanlara peygamberler gönderdiği de anlatıldıktan sonra insanın halife olduğu üzerinde durulur. Manzum bölümlerde yıldızların, güneşin, ayın ne olduğu sorulur. Kısa mensur parçalarda da insanın kulluk için dünyaya geldiği düşüncesi üzerinde durulur. Bu sarayda âdem yani insan padişahtır. Her haberi ondan almak gerekir.

Selçuklu Şehnâmesi – Hoca Dehhani

Selçuklu sultanının isteği üzerine yazdığı 20 bin beyitlik bir mesnevidir. Bugüne kadar böyle bir eser bulunamamıştır.

Seyahatnâme – Evliya Çelebi

Ait olduğu kültüre verdiği önem ve diğer kültürlere gösterdiği değeri en iyi biçimde gösterdiği 10 ciltlik Seyahatname adlı eseri ile Evliya Çelebi, insanlık tarihine yön veren en önemli insanlar arasında yer almıştır. Eseri, yalnızca yaşadığı dönem Osmanlı toplumunun kültürel değerlerine değil, birçok farklı milletin kültürel birikimine ışık tutmakta ve günümüze ulaşmış veya ulaşamamış nice soyut/ somut kültür varlığı ile ilgili değerli bilgiler içermektedir. Seyahatname 17. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu’nun en geniş sınırlara ulaştığı 1683 Viyana bozgunu öncesi yıllarında yazılmış, yazılışından iki yüzyıl sonra, ancak 1896 yılında yani 19. yüzyılda Arap harfleriyle basılabilmiştir. Yazar gittiği bütün yerlerin genel durumu, coğrafi konumu, tarihi, halkının özellikleri, dili, dini, kıyafetleri, sanatları, gündelik yaşamları, tarih, karşılaştırmalı coğrafya, sanat tarihi ve etnografya açısından eşsiz bilgiler verir.

Siham-ı Kaza – Nef’î

“Kaza okları” anlamına gelen kitap, Nef’inin genellikle hicivlerinin toplandığı manzum bir eserdir. Nef’î bu eserinde kendisine kötülüğü dokunan ve Osmanlının kötüye gidişinden sorumlu tuttuğu devlet adamlarını ve bunlarla ilişkisi bulunan kişileri, bir kısım sanatçıları, zümreleri ve daha birçok kişiyi hicveder. Eserde Şeyhülislam Yahya, Veysi, Tahir Efendi gibi ünlü kişilere yazdığı zarif ve nükteli hicivlerin yanında, babası başta olmak üzere Gürcü Mehmet Paşa, Kemankeş Ali Paşa gibi devletin önde gelen kişilerine yazdığı hicivler de yer alır.

Süheyl ü Nevbahar – Hoca Mesud

5568 beyitten oluşan bir mesnevidir. Eser aşk ve mâcera konuludur. Türk edebiyatının beşeri aşk konusunda yazılmış ilk mesnevisi olarak dikkatleri üzerine çekmektedir. Yemen hükümdarının oğlu Süheyl ile Çin hükümdarının kızı Nevbahar arasında geçen aşkı anlatan bir mesnevidir. Eserde kahramanların ağzından gazeller de söylenmiştir. Hoca Mes’ud, Süheyl ü Nevbahar mesnevisinin beyit aralarına yerleştirdiği gazellerle esere kendi edebi üslubunu ve şiirlerini katarak onu yalnızca bir tercüme eser görünümünden çıkarmıştır. Eserde, Süheyl ile Nevbahâr’ın ağzından söylenilen gazeller vardır. Bu gazellerin vezni asıl eserin vezniyle aynı değildir.

Surnâme – Nâbî

Nâbî’nin Sultan IV. Mehmet’in şehzadeleri Mustafa ve Ahmet için Edirne’de yapılan ve on beş gün süren sünnet törenini anlatan mesnevisidir. Eser, tarihe kaynaklı edecek kadar kalitelidir. Dönemin tarihi, kültürü ve sosyal hayatı hakkında çok ayrıntılı bilgiler içerir.

Şah u Geda – Taşlıcalı Yahya

Sevgilide ilahi güzelliği görerek ona platonik bir aşkla vurulan Geda ile Şah adlı güzelin hayat hikâyesini anlatan bir mesnevidir. Eserde birinin mecazi aşka kapılması, bu aşk dolayısıyla acılar ve sıkıntılar çekmesi, bu sıkıntılardan sonra hakiki aşka yönelişi anlatılır. Eserde İstanbul surları, Ayasofya, At Meydanı (bugünkü Sultanahmet Meydanı) ve buraların güzelliği de anlatılır.

Şem ü Pervane – Zâtî

Şem ü Pervane’ler, Fars ve Türk edebiyatında ortak işlenen türlerinden biridir. Bu türün konusu, Pervane’nin Şem’e, Şem’in de Pervane’ye duyduğu aşktır. Mesnevideki bu aşk, genellikle beşeri özellikler göstermektedir. Diyar-ı Rum padişahı Jale’nin oğlu Pervane ile Çin padişahı Fağfur’un kızı olan Şem’in aşkını konu alır. Hayali bir konuyu işleyen mesnevi mutlu sonla biter. Diyar-ı Rum padişahı Jale’nin oğlu Pervane, Çin padişahı Fağfur’un kızı olan Şem’e aşık olur, iki sevgili birbirini sever, birçok zorluktan sonra kavuşurlar. Mesnevide sadece Pervane’nin hareket ve duygularından söz edilir. Diğer şahıslar silik figüranlar gibi bir görünür bir kaybolurlar. Hatta Şem bile böyledir.

Şikayetname – Fuzûlî

Divan Edebiyatı eserleri içinde önemli bir yer tutan bu eser, Fuzûlî’nin Nişancı Celalzade Musa Çelebi’ye yazdığı meşhur mektubudur. İçinde manzum parçaların yer aldığı mektubu şair, kendisine bağlanan geliri almada zorluk yaşadığı için yazmıştır. Eseri, edebî mektup ve hiciv niteliği taşır. Özellikle “Selâm verdim rüşvet değildir deyü almadılar.” ifadesi mektubun en bilindik cümlesidir.

Terkib-i Bend – Bağdatlı Ruhî

17 bentlik bir manzumedir. Tanzimat sanatçılarından Ziya Paşa ile Muallim Naci bu esere nazire yazmıştır. Eserde devrin bireysel ve toplumsal eksikleri, din ve ahlak alanındaki ikiyüzlülükler, kötülükler ele alınmıştır. Eser genel hatlarıyla sosyal eleştiriler içerir. Özellikle gezip yaşadığı Irak ve Şam bölgelerindeki idari sistemin ve sosyal hayatın; din ve ahlak anlayışının aksayan taraflarını bu eserinde işlemiştir.

Tezkiretü’ş Şuara – Latifî

Divan Edebiyatı eserleri içinde önemli bir yer tutar. 1546’da yazılan tezkiredir. Tezkiretü’ş-Şuara, Anadolu sahasında Sehî Bey’inkinden sonra bu türde yazılan ikinci eserdir. Eser, bir ön söz, üç bölüm ve bir sonuçtan meydana gelir. Latifî, eserinde ele aldığı şairler hakkında objektif davranmıştır. Sanatçı şairleri anlatırken alfabetik sıra izlemiş, 334 şairin yaşamı ve sanatı anlatılmıştır. Eser şairler hakkında isabetli eleştiriler ve değerlendirmeler içermesi bakımından önemlidir.

Tuhfe – Sünbülzade Vehbi

Sünbülzade Vehbi’nin manzum olarak hazırladığı Farsça-Türkçe sözlüktür. Görevli olarak gittiği İran’dan dönüşünde 1197/1782’de kaleme aldığı eser, Farsça’dan Türkçe’ye çeşitli vezinlerde aktarılan 58 kıta ve 800 beyitten oluşmaktadır. Beyitlerdeki Farsça kelimeler parentez içine almış ve en az üç kelimenin anlamını açıklamış, kelimeleri kolayca akılda tutabilecek tarzda kafiyelendirmiştir. Eser medreselerde Farsça öğretiminde öğrencilere okutulan, ezberletilen bir ders kitabı olmuştur.

Tuhfetü’l Harameyn – Nâbî

Divan Edebiyatı eserleri içinde önemli bir yer tutar. Nabi’nin hac izlenimlerini anlattığı ve düzyazı olarak kaleme aldığı eseridir. Ancak sanatçı, şiirlerle ve süslü anlatımıyla esere farklı bir nitelik vermiştir. Eser seyahatname özelliği taşımaktadır. Nâbî eserinde yolculuk esnasında yaşadıklarını ve gördüklerini; duydukları, okudukları ve ezberledikleri ile birleştirerek sunmuştur. Nâbî, seyahatnamesinde cami, türbe ve tarihî veya dinî öneme sahip bir yeri kısaca tasvir ettikten sonra bazan söz konusu yerle ilgili okuduğu veya dinlediği bir anektodu da anlatmıştır.

Vesiletü’n Necat – Süleyman Çelebi

Aruzun “fâilâtün fâilâtün fâilün” kalıbıyla yazılan eser, 768 beyit olup on altı babdan (bölüm) meydana gelmektedir. Eserde yer yer dinî kavramların, farz ve vaciplerin beyan edildiği, İslam tasavvufunun kimi yönlerinin yerli yerinde işlendiği, Türk edebiyatına mal olmuş tasavvufî remizlerin başarıyla kullanıldığı görülmektedir. Eser, yazıldığı dönemden itibaren Osmanlı coğrafyasının hemen her yerinde özellikle Hz. Peygamber’in doğum günlerinde, çeşitli törenlerde okunmuş, bestelenmiş, çeşitli dillere çevrilmiş ve nazireleri yazılmıştır.

Yusuf u Züleyha – Şeyyad Hamza

Divan Edebiyatı eserleri içinde önemli bir yer tutar. Anadolu sahasında yazılmış ilk Yusuf u Zeliha mesnevisidir. Şeyyad Hamza’nın mesnevisi 1529 beyitten oluşup aruzun “fâilâtün fâilâtün fâilün” vezniyle yazılmıştır. Eserin ilk bölümünde, Tanrı’ya övgü ve şükürler sunulmuş (Münacaat); Hz. Muhammed ve imamlar övülmüştür (Nat). Şair, sebeb-i telif bölümü olarak kabul edebileceğimiz beş beyitte (13-17. beyitler) Yusuf kıssasının, kıssaların en güzeli olduğundan ve bu yüzden Kuran’da da geçtiğinden bahsetmiştir. Şair, on sekizinci beyitle birlikle hikâyeyi anlatmaya başlamıştır.



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.