Divan Edebiyatı Akımları

13. yüzyılda doğup 19. yüzyıla kadar varlığını sürdüren Divan Edebiyatı, edebiyat tarihimizin önemli bir bölümünü kapsamaktadır. Yüzyıllar içinde değişen siyasi, sosyal koşullar ve komşu coğrafyalarda yaşanan edebi gelişmeler, divan şiirinde farklı anlayışların doğmasına neden olmuştur. Divan edebiyatı akımları şunlardır:

  • Sebk-i Hindi
  • Hikemi Tarz
  • Türki-i Basit
  • Mahallileşme Akımı
  • Tasavvuf Anlayışı

1. Sebk-i Hindi

Hint tarzı veya Hint üslubu demek olan Sebk- i Hindi, Hindistan’da ortaya çıkmıştır. İran’daki Safevi baskısından kaçarak Hindistan’a giden İranlı şairlerin ağırlıkta olduğu bir grup şair tarafından geliştirilmiştir. 17. yüzyıldan itibaren başta İran ve Hindistan olmak üzere Türk edebiyatı da dâhil birçok ülke edebiyatını etkisi altına almıştır. Anlam derinliği ve kapalılığı, ince ve girift hayaller esasına dayanan zihinsel bir şiir tarzıdır. Kafiye, ses ve söz oyunları yönüyle divan şiirini etkilemiştir. “Karmaşık, alışılmadık mazmun ve benzetmeler; çözümlenmesi zor ifadeler, hayal oyunları ve yapay bir dil” bu üslubun karakteristik özellikleridir. 17 ve 18. yy. divan şiirine damgasını vurmuş olan Sebk-i Hindi akımının edebiyatımızdaki temsilcileri şiirde “mâni-i nâzik” yani ince, zarif anlam bulabilme arayışı içerisinde olmuşlardır. Hayal gücünü ön plana çıkarmak amacıyla çağrışım zenginliklerine yer vermiş, kavramların anlatımında yeni benzetme arayışlarına girmişlerdir.

Sebk-i Hindi, Divan Edebiyatı akımları içinde özel bir yere sahiptir. Şiirde kapalı anlatıma ve musikiye yer vermesi yönüyle Batı edebiyatındaki sembolizm akımına benzemektedir.

Sebk-i Hindi akımını kısaca şu ifadelerle özetleyebiliriz.

  • Aşırı hayalcilik
  • Mübalağalı anlatım
  • Az sözle çok şey anlatmak
  • Derin acılar ve tasavvufi görüşler
  • Geniş, derin, kapalı ve girift anlam
  • İstiare ve teşbihlerde anlaşılmazlık
  • Söz ahengi ve iç musiki oluşturmak
  • Temsil ve irsal-i mesellerin çokluğu

Sebk-i Hindi Akımı Temsilcileri

17. yüzyıl ⇒ Neşati, Naili, Nef’î
18. yüzyıl ⇒ Şeyh Galip

2. Hikemî Tarz

Hâkimane şiir veya hikemî şiir olarak da bilinen bu akım didaktik bir üslupla “düşünceye dayalı hikmetli söz söyleme” esasına dayanır. İslami düşünce sisteminde daha çok felsefe karşılığı kullanılmış olan ‘hikmet’; “gizli düşünce, bilinmeyen neden, özellikle varlıkların ve olayların oluşunda Allah’ın insanlarca anlaşılmayan gizli amacı, bilgelik, sağduyu, atasözü, özdeyiş” gibi anlamlara gelen Arapça bir kelimedir. “Hikemî Şiir” ise; düşünceye ağırlık veren, amacın okuyucuyu uyarmak, düşündürmek ve aydınlatmak olduğu, daha doğru bir ifadeyle insana doğruyu, güzeli göstermeye yönelik görüş bildiren didaktik içerikli şiire denir.

Bu tarzın edebiyatımızdaki en önemli ve güçlü temsilcisi 17. yy. şairi Nâbî’dir. Bu nedenle, “Hikemî Şiir” akımı “Nâbî Ekolü” olarak da anılır.

Hikemî Tarzı kısaca şu ifadelerle özetleyebiliriz.

  • Dış dünyayı anlatma
  • Doğruyu göstermede araç olma
  • İçeriğe ve hikmete önem verme
  • Okuyucuya bir mesaj (nasihat) verme
  • Söz sanatlarından uzak durma
  • Duygu ve lirizmi değil, düşünceyi önemseme

Hikemi Tarzın Temsilcileri

Nabi
Seyyid Vehbi
Koca Ragıp Paşa
Ziya Paşa



3. Türki-i Basit

Divan şiirinde Arapça ve Farsça unsurların çoğalması, dil ve üslubun giderek ağırlaşmasına bir tepki olarak 15 ve 16. yüzyılda ortaya çıkan bu akım “sade, anlaşılır bir Türkçeyle şiir yazma” geleneğini başlatmıştır. Dilde sadeleşme hareketini benimseyen sanatçılar; sanatlı söyleyiş ve mazmunların yerine halk dilindeki mecaz, deyim ve atasözlerini kullanmışlardır. Sanatçılar, diğer divan şairleri gibi aruz vezni ve divan şiiri nazım biçimlerini kullandılar ancak Arapça – Farsça sözcük ve tamlamalar yerine Türkçe sözcükler kullanmaya ağırlık verdiler.

Akımın temsilcilerinin çok güçlü şair olmaması ve divan şiirinin önemli isimlerinin bu hareketi desteklememesi nedeniyle Türkî-i Basit akımı yaygınlık kazanmamıştır. Uzun soluklu olamasa da bu hareketin, bir anlamda Mahallileşme akımının habercisi/ilk adımı olduğunu söylemek doğru olacaktır.

Türk-i Basit Temsilcileri

Aydınlı Visalî
Tatavlalı Mahremî
Edirneli Nazmi

4. Mahallileşme Akımı

15.yüzyılda Türki-i Basit cereyanıyla başlayan dilde sadeleşme çabaları, 18.yy.da aynı anlayışı benimseyen “Mahallileşme” akımı olarak devam etmiştir. “Sade bir dil kullanma, atasözleri ve deyimlerden faydalanma, yerli konuları tercih etme”, bu akımın en belirgin özellikleridir. Bu akımın ilk belirtileri 16. yy.da Bâkî’de görülmüş, 17. yy.da Nev’i-zâde Atâyî ve Sabit’in özellikle mesnevilerinde devam etmiş, en güçlü örneklerini 18. yy.da Nedim’le vermiş ve 19. yy.da Enderunlu Vasıf’la gelişmiştir. Özellikle XVI. yüzyılda Bâkî’nin şiirlerinde görülen İstanbul Türkçesi ve mahallî unsurlar, Taşlıcalı Yahya’nın mesnevilerinde işlenen konular ve kahramanlar, Nedim’in İstanbul’la ilgili unsurları şiirlerinde kullanması, son divan şairlerinden Enderunlu Vasıf’ın şiirlerinde kullandığı dil, bu tarz söyleyişin en dikkat çekici örneklerindendir.

İstanbul’un çeşitli semtleri, eğlenceleri ve aşk hayatının özellikle “şarkı, şehrengiz, gazel ve mesnevi” gibi türlerde işlenmesi bu akımın bir yansımasıdır. Divan şiirinin soyut dünyasını somutlaştırma, gündelik hayata ait söyleyiş ve olayları şiirde işleme çabası olan bu akım, daha sonra Tanzimat sanatçılarını da etkilemiştir. Tanzimatçıların dilde sadeleşme gayretleri bunun bir örneğidir.

Mahallileşme Akımını kısaca şu ifadelerle özetleyebiliriz:

  • Atasözü ve deyimleri kullanma
  • Halk tabirleri ve mahalli söyleyişlere yer verme
  • Günlük ve sıradan olayları şiirin konusu yapma
  • Özellikle mesnevilerdeki konu ve kahramanları mahalli çevreden seçme
  • İstanbul’a ait somut unsurları işleme

5. Tasavvuf Akımı

Bilindiği gibi divan edebiyatı; Kur’ân, hadis, fıkıh, tasavvuf, mitoloji, astronomi, tıp, sosyal hayat, gelenek gibi çok geniş kaynaklardan beslenen bir edebiyattır. Kaynağını İslam dininden alan, bir inanış ve yaşayış biçimi olan tasavvuf; Allah’ın birliğini, kâinattaki her şeyin Allah’ın bir tecellisi olduğu görüşünü, hoşgörü şemsiyesi altında dile getirir.

“Divan edebiyatı akımları” içinde gösterilmese de tasavvuf, 13. yy.dan itibaren tekke ve divan edebiyatında birçok sanatçı tarafından benimsenmiş, çeşitli tarikatlara mensup bazı divan şairleri tasavvuftan esinlenerek eser yazmıştır. Tezkire ve divanlardan hareketle yapılan akademik çalışmalarda üç bine yakın divan şairinden yaklaşık beş yüzünün çeşitli tarikatlara bağlantısı olduğu tespit edilmiştir. Özellikle Mevlevi tarikatı ve bu tarikatın aynı zamanda bir şeyhi olan Şeyh Galip bunların başında gelir.

Ayrıca tevhit, münacat, naat gibi nazım türlerinin birçok divanda hatta divanların en başında bulunması bu etkinin diğer bir yansımasıdır. Tasavvuf terminolojisi çağlar boyunca Osmanlı/divan şiirinin biçimlenmesinde büyük etkisi olmuştur. Genel olarak din dışı konuları, maddi (beşerî) aşkı işleyen divan sanatçıları içinde ilahi aşkı, tasavvuf düşüncesini ele alanlar da vardır. Tasavvuf bazı divan şairleri için bir amaç iken bazıları için ise bir ilham kaynağı olmuştur. Örneğin Mevlâna için tasavvuf bir inanç ve yaşama tarzıdır. O, eserlerini bu düşünce çerçevesinde meydana getirmiştir. Fuzûlî’nin şiirlerinde de tasavvufu yoğun bir şekilde görmek mümkündür. Ancak Fuzûlî, şiirlerinde bazen tasavvufi bazen beşeri aşkı dile getirmiş, kimi zaman da beşeri aşktan ilahi aşka geçişte tasavvufa başvurmuştur.

Sultan Veled, Gülşehri, Âşık Paşa gibi sanatçıların da eserlerinde hissedilir derecede tasavvufun etkileri vardır.



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.