Bakış Açıları ve Anlatıcı Türleri

Anlatmaya Bağlı Metinlerde Anlatıcı

Olay örgüsünü anlatan kişiye “anlatıcı” denir. Öyküleyici anlatımla oluşturulmuş edebi metinlerin (roman, hikâye, masal, destan…) anlatıcılarıyla öğretici metinlerin anlatıcıları, özellikleri bakımından farklıdır. Öğretici metinlerde anlatıcı gerçek bir kişidir. Yani metnin yazarı ile anlatıcısı aynı kişidir. Edebi metinleri anlatan kişi ise soyut bir kişidir. Çünkü o, yazar tarafından kurgulanmış, eser oluşturulurken olayı aktarmak için canlandırılmış bir figürdür. Anlatıcının varlığı da gerçekliği de metnin içindedir, o metin içinde yaşar. Dış dünyada bir gerçeklik oluşturmaz. Anlatıcı her ne kadar yazar tarafından canlandırılmış olsa da yazar bir olayı, düşünce ve duyguyu aktarmak için o anlatıcıya muhtaçtır. Bu yüzden, edebi metinlerde her zaman bir anlatıcı bulunur. Anlatılanlar, anlatıcının bakış açısından değerlendirilir ve okura aktarılır.

Anlatmaya Bağlı Metinlerde Bakış Açısı

Edebi metinlerde mekân, zaman, kişi kadrosu gibi unsurların kim tarafından görüldüğü, kime nasıl aktarıldığı sorularına verilen yanıttır. Olayı anlatan veya durumu gösteren anlatıcı; kahramanların, mekânın ve zamanın özelliklerine göre değişebilir. Örneğin bir trafik kazasının anlatımında olay; aracı kullanan şoför, kazayı gören tanıklar ve olaya el koyan polisler tarafından farklı şekilde anlatılabilir. Böylece anlatıcının, durduğu yer, olaya karşı tavrı, bakış açısını değiştirir ve belirler. Yani olay, anlatıcıya göre değişir. Edebi metinlerde anlatıcı üç temel bakış açısından biriyle olay örgüsünü, mekânları, kişileri ve zamanı anlatır.

A. Kahraman Bakış Açısı

Metindeki olayların, başkahramanlardan biri tarafından anlatıldığı bakış açısıdır. O kahraman da metindeki diğer kahramanlar gibi yazar tarafından canlandırılmıştır ama diğerlerinden önemli bir noktada ayrılır: Olaylar onun tarafından, onun durduğu yerden anlatılır, diğer kahramanlar da onun bakış açısından verilir. Bu bakış açısının görüldüğü metinlerde kahraman anlatıcı, daha öne çıkarıldığı için kahraman anlatıcının “ben”i metnin merkezindedir ve bu “ben”, anlatımı belirler. Böylece kahraman anlatıcı hem olayları yaşar hem de değerlendirir. Bu tür metinlerde anlatıcı kendisinin yaşadığı olayları anlatırken I. tekil ve I. çoğul kişileri (geldim, oturdum, biliyordum, anlaştık…) kullanır. Olayların içindeki diğer kişilerin yaptığı eylemleri anlatırken de III. tekil veya III. çoğul kişiyi (kayboldu, baktılar…) kullanır. Kahraman anlatıcının bakış açısı, gerçeklik duygusunun güçlü bir biçimde verilmesini sağlar. Bu da okuyucunun anlatıcıyla rahatça özdeşim kurmasını sağlar. Okuyucu, hep “ben, ben” diyerek anlatılan bir metinde kendini bulabilir.

Örnek: Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine baktım. Çok keskin, çok sivriydi. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başladım. Dişleri bozulunca yeniden denedim. Gene atların hiçbiri durmuyordu. Kızdım. Öfkemi sanki kaşağıdan çıkarmak istedim. On adım ilerdeki çeşmeye koştum. Kaşağıyı yalağın taşına koydum. Yerden kaldırabildiğim en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başladım. İstanbul’dan gelen, üstelik Dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezdim, parçaladım. Sonra yalağın içine attım. (Kaşağı – Ömer Seyfettin)

Yukarıdaki metinde altı çizili kelimeler birinci tekil şahısla çekimlenmiş fiillerdir. Bu da bu metinde kullanılan bakış açısının “kahraman bakış açısı” olduğunu gösterir.

B. Hâkim (İlahi) Bakış

Hâkim bakış açısıyla yazılan eserlerde anlatıcı her şeyi bilir, her zamanda ve her yerdedir. Olaylara ve kişilere hâkimdir, olağanüstü güce ve sezgiye sahiptir. Olayları, bunların neden başladığını ve nasıl gelişeceğini ve nasıl sonuçlanacağını bilir. Olay içinde yer alan kişilerin düşüncelerini, niyetlerini sezer; geçmişlerini bildiği gibi geleceklerini, gelecekte neler yaşayacaklarını da bilir. Aynı anda farklı mekânlarda gerçekleşen olayları da görür. Kahramanların duygularını, düşüncelerini, kafalarından neler geçirdiklerini anlar ve anlatır. Hâkim bakış açısının anlatıcısı, her şeyi görüp bilmesi özelliğiyle yazarın gölgesi gibidir ama yine de yazarın kendisi değildir Destan, masal, halk hikâyesi, mesnevi bu bakış açısı ile anlatılır.

Örnek: Eskici başka söz bulamamıştı. Bunu işiten çocuk hıçkıra hıçkıra katıla katıla ağlamaktadır; bir daha Türkçe konuşacak adam bulamayacağına ağlamaktadır.

– Ağlama diyorum sana! Ağlama.

Bunları derken onun da katı, nasırlaşmış yüreği yumuşamış, şişmişti. Önüne geçmeye çalıştı amma yapamadı, kendini tutamadı; gözlerinin dolduğunu ve sakallarından kayan yaşların, Arabistan sıcağıyle yanan kızgın göğsüne bir pınar sızıntısı kadar serin, ürpertici, döküldüğünü duydu. (Eskici – Refik Halit Karay)

C. Gözlemci (Tanık, Müşahit) Bakış Açısı

Anlatıcının; olaylar, kişiler ve mekânlar hakkında fazla bilgisi olmadığı gibi, olup bitenleri de bir kameraman gibi izleyerek aktarır. Kahramanları dikkatle izler; onların geçmişleri, psikolojik durumları hakkında doğrudan bilgi vermeyip yaptıklarını aktararak kahramanlarının anlaşılmasını amaçlar. Gözlemci anlatıcının bakış açısı, bütün kahramanları eşit uzaklıkta gösterir. Onlardan birini öne çıkararak daha önemli olduğu izlenimi yaratmaz. Bu bakış açısında nesnel bir anlatım olduğu söylenebilir.

Örnek: Büyücek bir otomobil, mağazanın önünde durdu; içinden süslü ve şişmanca bir kadınla sekiz dokuz yaşlarında, beyaz bereli ve tozluklu, yumuşak lacivert paltolu bir çocuk indi. Beraberce mağazaya girdiler. Biraz sonra çocuk iç vitrinleri seyrede ede dışarı çıktı, sokağa indi ve oyuncakların olduğu köşeye bakmaya başladı. Tam bu sırada küçük satıcının sesi işitildi:
-Arabalar beş kuruşa…
Başını çevirip baktı, sonra koşarak o tarafa gitti, siyah çarşaflı kadının yanındaki çocuğun elini tutarak
-Aaa dedi, Sen burada araba mı satıyorsun? (Sabahattin Ali – Arabalar Beş Kuruşa)



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.