20. Yüzyıl Dünya Romanı

20. yüzyıl dünya romanı, özellikle bilimsel ve teknolojik alanlarda yaşanan hızlı ilerlemeler ile toplumsal yaşamın değişiminden, doğrudan etkilenmiştir. İnsanlar, yeni oluşan farklı dünya düzenine ayak uydurmakta zorlanmışlardır. Yaşamında kullanmakta olduğu mekanik araçların yerini nasıl çalıştığını bilmediği teknik araçlar alan insanoğlu, özellikle fen bilimindeki gelişmeleri de izlemekte zorlanmıştır. Bunun altında yatan ana neden bilimde yaşanan çığır açıcı ilerlemelerdir. Gerek bilimsel gerekse teknolojik gelişmelerin yol açtığı toplumsal gelişim, bireyin gelişimini de doğrudan etkilemiştir.

İnsanın dış dünyadaki bu büyük değişime uyum sağlayamaması ve diş dünya ile bütünleşememesi söz konusudur çünkü artık dış dünya gerçekliğini eskisi gibi kendi mantığıyla ve kendi fiziksel koşullarıyla tam olarak kavrayamamaktadır. Özellikle maddenin tek egemen güç olduğu kapitalist sistemin bireyin üstünde büyük bir düş kırıklığı yaratmış olması nedeniyle toplumun belirli bir kesiminde uygarlaşmaya karşı bir tepki doğmuştur.

Bu bağlamda insan yaşamındaki manevi boyutun ikinci plana itildiği, ayrıca insanın kendi kendine yabancılaştığı düşünülmektedir. Bu gelişmelere bağlı olarak “sezgicilik, varoluşçuluk, nihilizm” gibi felsefi akımların etkisinde gelişen 20. yüzyıl romanı çağın bunalımlarını edebiyata yansıtan bir tür olmuştur.

20. Yüzyıl Dünya Romanı Temsilcileri

İnsanın kendine yabancılaşması onu modern çağın öznesi olmaktan nesneye indirgemiştir. Bu değişimin İngiliz edebiyatındaki isimlerinden sayılabilecek James Joyce, klasik romanın kronolojik zaman akışını bir yana bırakarak insanın bilinçaltının belirlediği zaman sistemini esas almıştır. İngiliz kadın yazar Virginia Woolf da J. Joyce gibi bilinç akışı tekniğine başvuran yazarlardandır.

Fransız edebiyatında ise Proust, Andre Gide, J. Paul Sartre, Albert Camus klasik roman tarzından uzaklaşarak yeni tarz romana geçiş yapmışlardır. Yine bu dönemde feminist hareketin öncülerinden varoluşçu Simone de Beauvoir, kadının sosyal ve siyasi sorunlarını irdeler. Alman edebiyatında Hermann Hesse, çağın insanın bireysel bunalımlarından kurtulma yolunu eserlerinde işlemiştir. Amerikan edebiyatında Mark Twain, Jack London, John Steinbeck, Ernest Hemingway, 20. yüzyılın önde gelen roman yazarlarındandır. Bilinç akışı tekniğini uygulayan William Faulkner’in “Ses ve Öfke” romanı ise bu dönemde ses getiren romanlar arasındadır.

20. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan postmodern anlayış, modernitenin bilimsel ve siyasal kalıplarının dışına çıkarak gerçekliğin çok çeşitli algılarına yer verir. Bu anlayış, romanın daha popüler bir tür olmasına olanak sağlamış, diğer yandan da bireyi aktif olarak metnin içine çeken ve donanımlı örnek okura ihtiyaç duyan okur durumuna getirmiştir. Yine 20. yüzyılda Gabriel Garcia Marquez’le başlayan Latin Amerika romanı, çağdaş dünya romanına yeni bir bakış getirir. Dünyanın çeşitli yerlerinden Cengiz Aytmatov, Umberto Eco, Milan Kundera, Italo Calvino, Amin Maalouf, Paulo Coelho çağdaş romanın önde gelen isimleri olarak dikkati çekmektedir.



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.