Tarık Buğra

  • 1918’de Akşehir’de doğdu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde iki yıl okuduktan sonra Hukuk Fakültesi’ne geçti. Parasızlık nedeniyle zor bir öğrencilik dönemi geçirdi ve üç yıl sonra mezun olamadan bu okuldan da ayrıldı. 26 Şubat 1994’te hayatını kaybetti.
  • İnsanın iç dünyasına yönelerek, öykülemeye bir yenilik getirmek istemesine karşın, özentili ama yer yer özensiz bir anlatımı vardır.
  • Yapıtlarında, edebiyatımızda pek işlenmemiş kimi insan tiplerini çizilmesi bakımından ilginçtir.
  • Politik gerçeklerden genel görünümlerden yararlanan, aynı zamanda kendi deyişiyle “bir fildişi kulesi sanatçısı” olma çabası  göstermiş bir yazardır.
  • Özellikle Kurtuluş Savaşı’nı yaşayan Anadolu insanın geleneklere, dine, yurt sevgisine bağlılığını yücelten “Küçük Ağa” romanı ile ün kazanmıştır.
  • Sanat hayatına romanla giren sonra öykü yazan sanatçı, oyun da yazmıştır.
  • Eserlerinin okuyucuda bıraktığı izlenimler, onun eşya ve olayların iç yüzünü araştıran, entelektüel planda çözümleyici bir yöntemle çalışan bir sanatçı olduğunu gösterir.
  • Toplum çatışmalarını psikolojik açıdan görür, sanat gerçekliğini toplumsal gerçekliğin karşısına çıkarır. Toplumun sorunlarını bireysel ahlak yönünden ele alır.
  • Şiirli, hareketli, yoğun bir anlatımla, izlenimlerle sarılı, çevre kişi ve olayların soyut derinliğine iner.
  • Edebî yapıtların dille yaşayacağını düşündüğünden tuluatçılıktan, şive taklitlerinden standart dilin dışında kalan, gelip geçici dil görüntülerinden kaçar.
  • “Oğlumuz” adlı kitabıyla ilgi ve beğeni toplamıştır.
  • Hikâyelerinde işlediği; kişinin zaman içinde düştüğü boşluk, hüzün, keder, yarınsızlık, yalnızlık ve isyan temaları kadar üslubuyla da Ahmet Hamdi Tanpınar çizgisine yakın görünür.
  • 1950’lerin toplumculuğu benimsemiş egemen edebiyat anlayışından ayrı bir yol izlemiştir. Anlatıları kesin, kuruluşu pürüzsüz cümleleriyle, kılı kırk yararcasına yaptığı karşılaştırmalarla, yeni edebiyatın anlatımına yerleşen o film çabukluğuna kapılmamış; edebiyata has o eski, rahat ve sakin anlatış temposunu kullanmıştır.
  • Millî Mücadele’nin Kuvayı Milliye ve Çerkez Ethem dönemlerini anlatan “Küçük Ağa” ve “Küçük Ağa Ankara’da” ile o mücadeleye katılan iyi kötü her türden insan tipini öncesi ve sonrasıyla Sakarya Muharebesi etrafında canlandıran “Firavun İmanı”, yazarın din adamlarını ve İslamiyet’i merkezi bir konuma yerleştirerek Millî Mücadelede dinsel inancın oynadığı role vurgu yapan üçlemesini tamamlarlar. Ancak “Küçük Ağa” dışındakilerde biraz da okurun beklentilerine cevap vermek amacıyla ağırlaşan siyasi söylem, o iki romanın edebî dokusunu zedelemiştir.
  • Osmancık“ta Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemlerini anlatmıştır.
  • Tarık Buğra’nın kendine özgü varoluşçu felsefesini ve muhafazakâr psikolojisini en iyi 1960 öncesinde yazdığı hikâyeleri ve “Siyah Kehribar” romanı yansıtır. Muhafazakârlığının bir duruş olmaktan çıkarak siyasi bir tavra dönüştüğü, ancak tavrını bir dünya görüşü, bir felsefe zemininde temellendirdiği ölçüde, Türk-İslam sentezine dayandırmak zorunda kalmıştır.

Bireyin İç Dünyasını Esas Alan Eserler

 

Eserleri:

Öykü:

Yarın Diye Bir Şey Yoktur
Oğlumuz
İki Uyku Arasında
Hikâyeler

Roman:
Küçük Ağa
Küçük Ağa Ankara’da
Siyah Kehribar
İbişin Rüyası
Firavun İmanı
Dönemeçte
Gençliğim Eyvah
Yalnızlar
Osmancık
Yağmur Beklerken
Dünyanın En Pis Sokağı

Oyun:
Ayakta Durmak İstiyorum
İbişin Rüyası
Güneş ve Aslan
Sıfırdan Doruğa

Düzyazı:
Gagaringrad (gezi)
Gençlik Türküsü (fıkra)
Düşman Kazanmak Sanatı
Bu Çağın Adı
Politika Dışı
Güneş Rengi Bir Yığın Yaprak



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.