Süleyman Nazif

Servet-i Fünûn şairlerinden Fâik Ali Ozansoy’un ağabeyidir.

Diğer Servet-i Fünûn’un çoğu sanatçısı gibi, Nazif’in de ilk edebî kültürü Divan edebiyatına dayanır. Ancak, babasının tavsiyesi ile henüz çocuk denebilecek bir yaşta iken, Namık Kemal’in eserlerini de okuyarak ilk şiirlerinde onu örnek almıştır.

1892-1897 yılları arasında yazılmış ve istibdada karşı olan şiirlerini içeren “Gizli Figânlar”, gerek tema gerekse üslup bakımından, Namık Kemal’in etkisindedir.

Servet-i Fünûn şairlerinin ilk şiirleri genellikle bireysel konularda oldukları hâlde, Nazif’in daha ilk şiirlerinde sosyal temalara yönelmesi onun ayrı, bir özelliğidir.

Nazif’in bireysel konulara eğilişi, 1898’de Servet-i Fünûn’a girmesi ile başlamış ve 1908’e kadar sürmüştür. Bu şiirlerinde, romantik duygu ve hayallerin ve Servet-i Fünûn söz varlığının bütün özellikleri vardır. 1908’den sonra şair, yeniden sosyal temalara yönelmiştir.

Bu şiirlerindeki dil de, Servet-i Fünûn şiirinin dilindeki aşırılıklardan ayrılarak, daha doğal bir yön alır.

1908’den sonra gazetecilikle yakın ilgisi dolayısıyla Nazif, bu tarihten ölümüne kadar, nesirle de uğraşmıştır.

Genellikle Servet-i Fünûn nesrinin devamı sayılabilecek olan bu nesir, dilce, 1908’den sonraki şiirleri gibi, yer yer doğallaşır. Kökleri yazarın millî, dinî ve insanî heyecanlarında olan düşünceleri anlatan bu nesirlerin üslubunda ciddi bir özenti göze çarpar. Bu üslup, içeriğe uyarak, yer yer bir hitabet biçimini alır.

Zihniyet bakımından tamamıyla Batılı olan Nazif, Doğu edebiyatının da büyük değerler taşıdığına inanmış ve bütün yazılarında millî değerlerin de koruyucusu olarak kalmıştır.

Samimi bir vatansever olan sanatçı aynı zamanda da oldukça tutucudur. Geçmişin her türlü olumlu değerlerine büyük bir inançla bağlıdır. Bu nedenle, duru ve yalın Türkçenin karşısındadır.

Servet-i Fünûncular “Sanat, sanat içindir.” anlayışını kabul edip buna göre eser vermesine rağmen, o, sanatı genelde toplumun ve ulusal sorun ve davaların emrinde kullanmıştır.

Dil ve düşünce bakımından bir hayli eski olan Süleyman Nazif, vatan ve millet davaları konusunda bütünüyle yeni ve çağdaş bir görüşe sahiptir.

Süleyman Nazif, kişisel hayatında olduğu gibi, manzum ve mensur tüm eserlerinde de heyecanlıdır. Sevdiğini ölçüsüzce yüceltir; beğenmediğini de alabildiğine küçültür.

Servet-i Fünûn’a bağlı olmakla beraber, Namık Kemal geleneğini devam ettirmiştir. Duygu ve düşüncelerini çok canlı, çok ateşli bir şekilde ifade etmiştir. Nesirlerinde bile kelime ahengine önem vermiştir.

Düz yazıları, şiirlerinden güçlüdür. Türklüğe hayran bir toplumcudur.

Nazif, Osmanlı Türkçesinin en güçlü dönemindeki yazarların çoğundan daha sağlam ve daha sanatlı bir dile sahiptir. Ne var ki dilinin anlaşılabilirlikten uzak oluşu onu günümüzden uzaklaştırmıştır.

Süleyman Nazif’in kimi şiirleri bestelenmiştir.


Eserleri

Boş Herif (1910),
İki İttifakın Tarihçesi (1914),
Batarya Ile Ateş (vatan ve kahramanlık şiirleri, 1918),
Âsitân-ı Tarihte (1918);
Kara Bir Gün (1919);
Fuzuli (1920);
Piyer Loti Hitabesi (1920);
Nasreddîn Şah ve Bâbîler (1923),
Hazret-i İsa’ya Açık Mektub (1924);
Mehmet Âkif (inceleme, 1924);
Çalınmış Ülke (1924),

İmana Tasallut-Şapka Meselesi (1926);
İki Dost (Ziya Paşa ve

Namık Kemal, 1924);
Kâfir Hakikat (1926);
Yıkılan Müessese (1927);
Gizli Figanlar (II. Abdülhamit’i tenkit ettiği gençlik şiirlerini yayımladığı imzasız eseri, 1906);
Firâk-ı Irak (Irak’ın vatandan kopuşunu anlatan ağıtlar, 1918);
Tarihin Yılan Hikâyesi (1922);
Malta Geceleri (nesir, şiir karışık, 1924);
Çal Çoban Çal (1923),

Bir yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.