Sözcüğün Yanlış Anlamda Kullanılması

Bu anlatım bozuklukları, sözü söyleyenin, kullandığı sözcüklerin anlamının yeterince bilmemesinden kaynaklanır. Birbiriyle ses ya da anlam yakınlığı bulunan sözcüklerden birini, diğerinin yerine kullanmak, anlatım bozukluğuna sebep olur.

Bu iki cevap arasında bir ayrıcalık göremiyorum.” cümlesinde “ayrıcalık” kelimesi, kullanıldığı cümleye uygun değildir. Bu nedenle anlatım bozukluğuna yapılmıştır. Bu kelime yerine “ayrım ya da fark” kelimelerinden birinin kullanılması anlatım bozukluğunun giderilmesini sağlar.

Bu tür anlatım bozukluğu soruları “sözcüğün, anlam inceliğine dikkat edilmeden kullanılmasından kaynaklanan kusurlar olarak da anılır.

Anlamı en çok karıştırılan kelimeler sizin için derlendi. Bu kelimelerin anlamlarını bilmeden sınava girmeyelim!

 

Anlamak: Bir şeyin ne olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak
Algılamak: Bir olayı ya da bir nesnenin varlığını duyum yolu ile yalın biçimde bilinç alanına almak

Ayrım: Bir şeyin başkasıyla karıştırılmamasını sağlayan ayrılık, başkalık, fark
Ayrıntı: Detay
Ayrıcalık: Başkalarından ayrı ve üstün tutulma durumu, imtiyaz

Azımsamak: Nicelik olarak az bulmak, az görmek
Küçümsemek: Hor görmek, aşağı görmek

Basım: Gazete, dergi gibi eserleri basma işi
Basın: Gazete, dergi gibi basılı eserlerin tümü

Büyümek: Enine boyuna boyutların artması
Uzamak: Boyu büyümek

Barındırmak: Barınmasını sağlamak, korumak
Sahip olmak: Elinde bulundurmak

Çalmak: Bir eşyayı sahibinin haberi yokken art niyetle almak
Alıp kaçmak: Sahibinden eşyasını zor kullanarak art niyetle almak

Çekingen: Ürkek, sıkılgan
Çekimser: Oy vermekten ya da bir eylemi gerçekleştirmekten kaçınan

Dek / Değin:
Bir eylemin sona erdiği noktayı ya da zamanı anlatır
Denli: “kadar” anlamında, üstünlük derecesi bildirir
Kadar: Ölçüsünde, derecesinde, büyüklüğünde

Dikmek: Fide halindeki bitkiyi toprağa yerleştirmek
Ekmek: Bir bitkiyi üretmek için toprağa tohum atmak ya da tohumu gömmek

Duyurmak: Duymasını sağlamak, ilân etmek
Hatırlatmak: Bilinen bir şeyi, karşısındakinin aklına getirmek

Dokumak: Tezgâh üzerinde ip ile hali, kilim, kumaş yapmak
Örmek: Elde şiş, tığ yardımıyla kazak vb. yapmak

Etkin: Çalışan, hareket halinde olan, faal, aktif
Etken: Etki yapan, neden, faktör
Etkili: Değiştirici gücü yüksek olan
Etki: Bir kimse ya da nesnenin başka bir nesne ya da kişi
Tepki: Bir cismin başka bir cisme gösterdiği karşı etki, bir kimsenin başka bir kimseye karşı söylediği söz ya da yaptığı durum

İddia etmek: Sözünde direnmek
İleri sürmek: Bir düşünce ya da tasarıyı önermek
Savunmak: Müdafaa etmek; bir görüşü ya da kimseyi haklı göstermek

İkilik: Görüşlerin ikiye bölünmüş olma durumu
İkilem: İnsanın istenmeyen iki durum arasında kalması

Fiyat: Alım veya satımda bir malin para karşılığı değeri
Ücret: İş gücünün, hizmetin karşılığı olan para

Karşılık: Cevap, bedel, bir davranışın karşı tarafta uyandırdığı başka davranış
Karşın: Rağmen
Karşıt: Birbirine aykırı olan, zıt

Kapsamak: İçine almak, içermek
Kaplamak: Yayılıp her yanını örtmek

Süreli: Belirli aralıklarla çıkan
Sürekli: Kesintisiz olarak süren

Neden olmak, Yol açmak: Olumsuz bir durum ortaya çıkarmak
Sağlamak: Olumlu bir durum ortaya çıkarmak

Olasılık: İhtimal
Olanak: İmkân, uygun koşul

Özgün: Orijinal, başkalarından bir yönüyle
Özgü: Bir şeye ait olan, yalnız onda bulunan
Özge: Başka

Öğrenim: Bilgi edinme, tahsil
Öğretim: Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim

Resim: Varlıkların doğadaki görünüşlerinin kalem, boya gibi araçlarla kâğıt üzerine aktarılması
Fotoğraf: Görüntüyü ışığa karşı duyarlıklı bir yüzey üzerinde özel makine ile tespit etme yöntemi

Görünüm: Bir şeyin dıştan bakılınca görünen biçimi (nesnel yargıları ifade eder)
Görünüş: Gözün ve zihnin, dolaysız olarak algıladığı biçim (öznel yargıları ifade eder)

Son: Olmuş bitmiş olan, nihayet
Sonuç: Bir olayın doğurduğu başka bir olay ya da durum, netice, veri

Şans: Talih, baht.
Risk: Zarara uğrama tehlikesi.

Yayım: Kitap, gazete gibi okunacak ürünlerin basılıp dağıtılması
Yayın: Yazılı ya da görsel araçlarla halka duyurulan, iletilen şey

Yaşam: Hayat, ömür
Yaşantı: Yaşamın bir bölümü, hayat tarzı, yaşananlardan edinilen tecrübe

 



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.