Nabizade Nazım

1862 yılında İstanbul’da, doğdu. İlk yazısını henüz öğrenci olduğu 1880 yılında Vakit Gazetesi’nde A.Nazım imzasıyla yayımlandı. Bu yazı, “Esaret” başlıklı bir denemedir. 6 Ağustos 1893’te öldü ve Üsküdar’da Miskinler Tekkesi yakınındaki mezarlıkta toprağa verildi.

 

  • Tanzimat dönemi hikâye ve romancılarındandır.
  • Eserlerinde realizm ve natüralizmin etkisi görülür. Edebiyat
  • yaşamına şiirle başlayan sanatçı, daha sonra roman ve hikâyeleriyle adından söz ettirir.
  • Asıl başarısını da roman ve hikâyede gösterir.
  • Nabizade Nazım, “Şairiyet” adlı makalesinde şiirle ilgili düşüncelerini ortaya koyar. O, gerçekçi şiire ilgi duyar. Şiirin okuyucuya hem zevk hem ders vermesini, yararlı olmasını ve gerçekleri dile getirmesini ister.
  • Gerçek şiirin bu şekilde yazılabileceğini düşünür. Şiirde, söz sanatlarına, gerçekliği örselemeyecek biçimde yer verilebileceğine inanır.
  • Nabizade Nazım, şiirleriyle değil roman ve hikâyeleriyle öne çıkar.
  • Roman ve hikâyelerinde gerçekçiliğe bağlı kalır. Yazar, hikâyeyi romanın özeti olarak kabul eder. Ona göre hikâye ayrıntıya girmez, yalnız olay anlatır.
  • Hikâyede, mitolojiye, efsaneye yer verilmesini doğru bulmaz, doğallık ve sadelik arar.
  • Anlatımında bir sadelik ve samimiyet vardır. Konularını gerçek yaşamdan seçer.
  • Çevreyi ve insanları nesnel bir bakış açısıyla gözlemleyerek anlatır.
  • Edebiyatımızda köy yaşamını işleyen ilk romancıdır.
  • Eserlerinde yalın ve anlaşılır bir dil kullanır.

Eserleri:

Roman:
Karabibik:  Edebiyatımızdaki ilk köy romanıdır. Edebiyatımızda realizmin başarılı örnekleri arasında yer alır. Bu roman uzun hikâye özelliği de gösterir. Olay Antalya’nın bir köyünde geçer. Nabizade Nazım bu romanında, Antalya’nın Kaş ilçesinin Beymelik köyünde, babasından kalma tarlanın dört dönümünü komşusuna satan Karabibik’in kalan sekiz dönümü de Yosturoğlu’na kaptırmamak için ortaya koyduğu çabayı dile getirir.

Zehra:  İstanbul’da yaşayan bir Türk ailesini anlatan bu romanda psikolojik tahliller ağır basar. Romandaki kişilerin betimlenmesi ve çözümlenmesi oldukça başarılıdır. Zengin bir ailenin kızı olan Zehra, küçük yaşta annesini yitirdiğinden sevgi ve şefkatten yoksun yetişir. Bu yüzden sinirli, kıskanç ve geçimsizdir. Babası, büyüyünce Zehra’yı yanında katip olarak çalıştırdığı Suphi ile evlendirir. Zehra, kocasıyla bir süre iyi geçinir; ama eski sinirli ve kıskanç hali depreşir. Kocasını herkesten kıskanır. Kocası da bu durumdan çok rahatsızdır. Suphi’nin annesi ev işlerine yardımcı olmak üzere Hüsnücemal adında güzel bir cariye alır. Bu durum Zehra’yı iyice çileden çıkarır. Karısının baskısından bunalan Suphi, Hüsnücemal’e aşık olur, sonra da onunla evlenir. Ayrı bir eve taşınırlar. Zehra’nın babası ölünce Suphi Zehra’yı boşar. Zehra, öç almak için bir Rum kadınını Suphi’ye musallat eder. Yosma Ürani, çok kısa bir zamanda amacına ulaşır ve Suphi’yi kendine bağlar. Artık Suphi’nin aklı fikri Ürani’dedir. Ancak işler yolunda gitmez ve Suphi iflas eder. Ürani de ona sırt çevirir. Bu sırada Hüsnücemal üzüntüsünden intihar eder. Suphi ise Ürani’yi unutamaz. Onun sevgilisiyle birlikte yaşadığını öğrenir. İyice öfkelenen Suphi, Ürani’yi ve sevgilisini öldürür. Fakat delil yetersizliğinden kurtulur ve Trablusgarp’a sürülür. Bu sırada Zehra, Suphi’nin katibi Muhsin’le evlenmiştir; ama mutlu değildir. Bir süre sonra kocası ölür ve Zehra yalnız kalır. Suphi’yi hâlâ sevmektedir. Zehra, eski kocasının başına gelenleri duyunca büsbütün hastalanıp yatağa düşer ve sonunda ölür.

Hikâye:
Zavallı Kız
Bir Hatıra
Yadigârlarım
Sevda
Hâlâ Güzel

 

Bir yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.