Muallim Naci ile Mahmut Ekrem Çatışması

Tanzimat Edebiyatı devrinde Avrupaî edebiyatla Eski Türk Edebiyatı arasında amansız bir mücadele başlamıştır. Bu mücadelede yeni taraftarları tutunmak, eski taraftarları ise ölmemek adına yerlerini almışlardır. Bu kültür ve sanat savaşı yeniyi müdafaa edenlerin kendi içlerinde başlamış, kendi dillerinde ve eserlerinde açıkça hissedilmiştir.

Nihat Sami Banarlı’ya göre, eski-yeni çarpışmalarının belli başlı iki sahası vardır: Bunlardan birisi edebiyatımızın en eski ve kronik derdi olan dil meselesidir. İkincisi bütün Divan Edebiyatı boyunca asırlarca alışıldıktan, o kadar ki başka türlüsüne gönülleri razı kılamayacak bir söyleyiş geleneği yarattıktan sonra Tanzimat Devri’nin bütün zarurî klişelerine rağmen, bir türlü vazgeçilemeyen eski şiir zevkidir.

Eski-yeni edebiyat tartışması, “Talim-i Edebiyat”ın vücuda getirilmesi ile belli bir boyut kazanır. “Talim-i Edebiyat”, Recaizâde Mahmut Ekrem’in Mekteb-i Mülkiye öğrencileri için hazırladığı bir eserdir. Bu kitabında Batılı yazarlardan yararlanmış, onlara ait örneklere geniş yer vererek öğrencilerini eğitme yoluna gitmiştir. Divan Edebiyatı’ndan ve o anlayışı sürdürenlerin yazdıklarından seçtikleri ise pek fazla değildir. Bu eserin çıkışı, pek çok edebiyat adamını sevindirirken pek çoğunu da kızdırmıştır ve o dönemde iki cephenin doğmasına yol açmıştır. Eskiden yana olanlar Muallim Naci’nin önderliğinde Tercüman-ı Hakikat’in “Edebiyat Köşesi”nde birleşmiştir.

Muallim Naci, Yeni Edebiyat taraftarları yüzünden Türk Edebiyatı’nın taklit devresine gireceğini, bilhassa Servet-i Fûnun devrinde lüzumundan fazla Fransızlaşacağını, kozmopolit bir edebiyat çehresi kazanacağını iddia etmiş ve eski-yeni çarpışmasını alevlendirmiştir. Yeniye doğru daha ölçülü, daha taklitten uzak bir çehre vermek lüzumunu ifade etmiştir.

Ahmet Hamdi Tanpınar, “Talim-i Edebiyat”la başlayan bu süreci 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi adlı eserinde şu şekilde değerlendirmiştir:

“Ekrem Bey, Naci’den Talim-i Edebiyat’a birkaç örnek almıştır. Fakat, Abdülhak Hâmit bu kitapta ağır basıyordu. Bu ikinci dereceye atılış Naci’yi gücendirmişti. Daha Sakız’dan yazdığı bir mektupta fasikül fasikül okuduğu kitaba sinirlendiğini ve Ekrem Bey’i bu iş için salâhiyetli görmediğini öğreniyoruz. Diğer yandan Namık Kemal’in Mithat Efendi’ye kızgınlığına rağmen, ‘Tercüman-ı Hakikat’ o zamana kadar yeniliğin bir kalesi olarak tanınıyordu. İşte bu iç kalenin eski tarz şiirle istila edilmesi, hele Naci’nin oldukça babayani mektuplarla gençleri gazel yazmağa teşvik etmesi yenilerin hoşuna gitmiyordu. Bu iki taraflı hoşnutsuzluğun alevlenmesine, ikinci Zemzeme’yi Naci’ye göndermediği halde, ‘Tercüman’da kitaptan bahsedilmemesine kızan Ekrem Bey’in alınganlığının sebep olduğu muhakkaktır. Üçüncü Zemzeme ve Elhan mukaddimelerinde ilk hücumları Ekrem Bey yapar. Naci bilindiği gibi ‘Demdeme’ ile cevap verir. Ve bunu öteki yazıları takip eder. Öbür yandan da başlangıçtaki iddialarını unutmuş gibi kendisini adeta bütünüyle eskiye verir.”

Muallim Naci, Ekrem’le ‘lisan’ üzerine ayrılan görüşlerini belirttiği “Demdeme”deki ifadelerinden birisi de şu şekildedir:

‘Hasret-keşânıdır hep bir kemterîn nigâhın
Dolmuş güzer-gehinde her kûşe mübtelâdan’

Gibi mugâyir-i şive bir söz var mı?

Mekteb-i Mülkiyye-i Şâhâne ile Mekteb-i Sultâni’de bulunan ezkiyâ-yı erbâb-ı şebâb şöyle dursun, âdi mektep çocukları dahi bilirler ki lisanımızdan “dolmak” maddesi -den- ile değil -ile- ile isti’mâl olunur. Bu halde muallim-i yegâne-i edebiyât (!) Ekrem Bey’in: ‘Dolmuş güzer-gehinde her kûşe mübtelâdan’ demesinde şive-i lisana nasıl muvâfıklık bulunur?”

Muallim Naci bir taraftan Abdülhak Hâmit’in şiirlerini anlaşılmaktan uzak bulmuş, bir taraftan da bütün yeni edebiyatı bir tenkide tabi tutmuştur. Hâmit’i neredeyse her alanda destekleyen Ekrem’le bu alanda da karşılaşmak durumunda kalması Nihat Sami Banarlı’ya göre kaçınılmaz bir hal almıştır.

Ekrem’in “Takdir-i Elhan”ı (1886) Menemenlizâde Tahir’in “Elhan” isimli bir şiir mecmuası için yazılmış olan bir risaledir. Bu eserde, Naci tarzında vücuda getirilen eserlerin edebî ifadelerinde lisanın kaidelerine aykırı söyleyişlerine dikkat çekilmiş, vezin ve kafiye sakatlıklarına, kelimelerin yanlış mânâda kullanılışlarına yer vermiştir. Kısaca bir dilin ve bir edebiyatın dayanması lazım gelen temel kaidelerin Naci tarafından yanlış tanımlanmış, uygulanmış olduğu ifade edilmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar, bu konudaki yorumlarını şu şekilde belirtmiştir:
“Takdir-i Elhan, bilindiği gibi biraz da Muallim Naci’ye hücumdu. Baş tarafında ‘Ateşpâre’ şairinin kitaplarının isimlerine telmihlerle dolu bir fıkrada Ekrem Bey, Naci’nin oldukça güzel ve şüphesiz dil ve klasik zevk bakımından hiçbir kusuru olmayan ‘gark-ı nur’ redifli gazelini tehzil ediyordu. Naci bunu görmemezlikten geldi. Nitekim ‘Demdeme’ adlı (Zemzeme’ye karşılık) bir hücum eseriyle Ekrem Bey’e şiddetli bir cevap verdi. Ekrem Bey’in üstü kapalı telmihlerden açıkça ağır bir lisan ile yazılan ve her satırında şahsiyet yapan bu kitabın, şairin ilerdeki çalışmaları üzerine menfî bir tesir yaptığı daima düşünülebilir. Bu tarihten itibaren Naci de yeniye karşı hemen hemen açıkça cephe alır.”

Naci, ‘gark-ı nur’ redifli bir gazel neşretmiş ve bu gazele oldukça çok nazire yazılmıştır. Naci’ye nazire söyleyenlerden biri de Menemenlizâde Tahir’dir. Fakat Menemenlizâde, “Elhan” isimli şiir kitabına bu naziresini almamıştır. Ekrem Bey, bu hadiseyi duyduğu memnuniyeti dile getirmiş, sonrasında Naci, “Demdeme”sinde buna karşılık vermiştir. “Demdeme”yi Naci, Saadet Gazetesi’nde yayımlar, üstelik ağır bir dil kullanır, yer yer küfür dolu sözler bile eder.

Giderek artan suçlamalar, Naci’nin susturulması için Ekrem’in hükümete başvurması ve “Demdeme”nin yayımlanmasının yarıda kesilmesi… Aslına bakılırsa eski-yeni tartışmasıyla başlayan Ekrem ve Naci arasındaki bu anlaşmazlık Nihat Sami Banarlı ve İsmail Parlatır’a göre ilerleyen dönemlerde bir kişilik çatışmasına dönüşmüş, edebî boyutundan sıyrılmış ve tam anlamıyla bir sonuç alınamamıştır. Nihat Sami Banarlı’nın hazırladığı “Resimli Türk Edebiyatı Tarihi”nde belirttiği üzere, tartışmaların sebebi mantıkî olmaktan ziyade hissi ve şahsidir. Anlaşmazlığın edebiyat hayatımızda yarattığı ikiliğin sönmek bilmediğini belirten Banarlı, bu çatışmaların sonlarında kurulan Servet-i Fûnun Edebiyatı’nın doğuşunda büyük tesirinin olduğunu da ilave etmektedir.

Kenan Akyüz, “Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri” isimli eserinde bu noktadaki görüşlerini şöyle aktarır:
Eski-yeni edebiyat tartışmalarının Tanzimat Devri tenkidinde daha çok Doğu-Batı Edebiyatı’nın mücadelesini mihver yapan, Divan Edebiyatı için yıkıcı, Avrupaî Türk Edebiyatı için de yapıcı bir karakter gösterdiğini belirtmektedir.
“Naci’nin eski yazı kaidelerine dayanan ve yalnız gramer ve sentaks yanlışlıklarını belirten basit tenkit metodunun yanında, Ekrem tamamiyle batılı bir metoda sahiptir.”

Bir yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.