Kara Tavuk – Masal

Bir varmış bir yokmuş… Vakti zamanında çok fakir bir hamal varmış evini geçindirmekten acizmiş. Çocukları yemek bulamadıkları zaman kül kömbesi yapar yerlermiş. Bir gün fakirlik adamın canına tak demiş başını almış çıkmış gitmiş.

Az gitmiş uz gitmiş Dere tepe düz gitmiş yolda bir dervişe rast gelmiş derviş buna sormuş: “Oğul, nereden gelip nereye gidiyorsun? Adam da halini, neden yerini yurdunu bırakıp yollara düştüğünü anlatmış. Derviş:
“Dile benden dileğin yiğidim” demiş.
“Sağlığını dilerim.”
“Sağlığımdan sana ne fayda? Dile benden, ne dilersin?”
Adam gene, dileğim sağlığın deyince, derviş:
“Oğlum şu kara kamçıyı görüyorsun ya, bunu al,” demiş. Şu yolu tut. Epey gittikten sonra bir tepenin başında bir köşk çıkacak karşına. O köşkün içinde gibi güzel bir kız yatar. Onu uyur bulacaksın. Bu kamçı ile olanca kuvvetinle vur. O sana:
“Aman bana kıyma ne dilersen al” diyecektir. Karatavuğu isterim de başka ne verirse sakın razı olma. Karatavuğu verinceye kadar kıza kamçı çal. Derviş bu sözleri söyleyip adamın arkasını sıvazlar, yolun açık olsun der Adamcağız bir de bakar ki derviş gözden kaybolmuş bu işi pek yaşar. Gene yola koyulur az gider uz gider, dere tepe düz gider ulu bir dağın tepesinde koca bir Köşk’ün önüne varır. Köşk’ün kapısına örümcek ağları sarmış. İçeri girer, orayı, burayı gezer, dolaşıyor. Bir odaya varır, bakar ki sedirin üstünde Allah’ın özeni özenip de yarattığı huriler gibi bir kız uzanmış yatıyor. Vurmaya kıymaz önce. Ama evi, açlıktan kıvranan çocukları hatırına gelir. Kara kamçı kaldırır bir tane patlatır kız uyanır:
“Ayağını öpeyim yiğidim kıyma bana dile benden dilediğini” diye yalvarır.
“Dileğim karatavuk” der adam. “Etme yiğidim, tutma yiğidim. Sana istediğin kadar para altın vereyim.”
“Yok, olmaz ille karatavuk” der adam.
“Etme tutma ocağına düştüm yiğidim…” Diye kız yalvarır fakat fayda etmez hamal basar kamçıyı. Kız da çaresiz karatavuğu verir. Adam döner köyünün yolunu tutar. Yolda giderken hamal kendi kendine söylenirmiş:
“Ne sersemim! Bu tavuğu ne yapacağım, neyse hiç olmazsa bir günlük yiyeceğimize yeter yine gelirim köşke elimde bu kamçı olduktan sonra kolay; bu sefer kızdan altın isterim.”

Akşam geç zaman evine varır, hamal karısına: karı, ancak bir tavuk bulabildim der. Başından geçenleri anlatır kadında: neyse buna da şükürler yine gider altın alırsın şimdi tavuğu kalbura kapayayım da yarın pişirir de yeriz. Tavuğun üstüne bir kalbur kaparlar. Yatarlar. Sabah gün ışırken kalkıp bakarlar ki tavuk bir yumurta yumurtlamış. Adam derki gidip çarşıda şu yumurtayı satayım bir ekmek alayım gelince tavuk keserim. Yumurtayı alır, pazara gelir.
“Taze yumurta… “ Diye bağırır. Oradan bir keşiş geçiyormuş. Gelir, yumurtayı evirir, çevirir “Buna ne istersin?”
“Ne istersen ver.”
“Yüz lira veririm.”
“Git oradan. Sabah sabah benimle eğleniyor musun yoksa deli mi oldun?”
“Haydi, kardeş, iki yüz lira…”
“Git adam, alayın sırası değil.”
“Beş yüz lira olsun.”
“Çekil yolumdan baba, başka işin yok mu senin?”
“Haydi, bin lira…”
Adam baktı keşiş alay etmiyor, herhalde bunda bir iş var diye düşünür, verir yumurtayı. Keşiş bin kırmızı lirayı sayar.
“Bu yumurtadan yine getir her yumurta için bin lira sana” der, gider.
Artık ha mal çarşıda ne varsa alır: et, tuz, yem, yiyecek, şeker, tuz, üst, baş, karısına, çocuklarına, kendisine de bir elbise, bir kürk…
Kurulur bir faytona evine gelecek. Kendi ve varmadan aldı eşyaları göndermiş, bir Hamala yükleyip. Eşyaları getiren hamal gelmiş kapıya: Sizin efendi -ali bey-bunları gönderdi, demiş. Kadın:
“Oğlum, bir yanlışlık olacak. Biz fakir insanlarız. Bizim eve bu kadar eşya göndermez bizim efendi,” diye hamalı geri çevirmek istemiş. Hamal:
“Hanım yanlışlık yok sizin efendi yolladı” diye tutturunca kadın da belki kardeşinindir diye düşünmüş, almış eşyaları içeri adamın zengin bir kardeşi varmış. Çocuklar çeşitli yiyecekleri görünce ekmek diye bağrışırlar, kadın:
“Oğul, bunlar bizim değil amcanızın. Hele biraz sabredin babanız size de ekmek getirir” diye onları avutmaya çalışıyormuş.
O sırada adam da, sırtında yeni elbiseler, kürk, faytondan iner, tak,tak… Kapıya dayanır. Girer içeri, çocukların çığrışmalarına.
“Karı, ver çocukların istediklerini, doyur.” Der. Çarşıda yumurtayı nasıl sattığını anlatır. Artık, karı, koca sevinç içinde “Çok şükür zengin olduk.” derler…

Beş gün, on gün, bu hep böyle sürer gidermiş. Adam her gün çarşıda aynı keşişe bir yumurta satar, karşılığında bin lira alırmış. Artık eski hamal Karun gibi zengin olmuş.
Günün birinde hacca gitmeyi tasarlar. Karısına çocuklarını emanet eder, yola çıkar.

O Hac yoluna gidedursun… Burada keşiş hastalanır. Yumurtayı hamalın karısından keşişin oğlu almaya başlar. Kadın bu oğlana gönlünü kaptırır. Günün birinde Keşişin oğlu yumurtayı almaya gelmez. Kadın haber gönderip niçin gelmediğini sorar. Keşişoğlu: “Yumurtayı yüz liraya verirsen gelirim,” diye karşılık verince kadın razı olur. Keşişin oğlu yeniden eve gelmeye başlar.
Bir gün böyle beş gün böyle, aradan bir zaman geçer, oğlan yeniden gelmez olur. Karı haber salar. Keşişoğlu bu sefer de “Yumurtayı bedava verirsen gelirim.” Diye karşılık verir. Kadın gene razı:” Tek sen gel de, sen ne istersen o olsun,” der.
Aradan gene birkaç gün geçer. Keşişoğlu gene gelmez olur. Kadın haber yollar. Keşişoğlu: “ Karatavuğu bana kesersen gelirim cevabını verir. Kadın: “Senin için canım kurban. Nasıl istersen öyle olsun” der. Kadın, Karatavuğu kestirir, aşçıya pişirmesi için emir verir. Aşçı kadın tavuğu pişirir. Keşişoğlu çocukları ortadan kaldırmayı planlamış. Onlar için zehirli çorba pişirttirir aşçıya. Çocuklar mektepte okurlarmış, mektepten gelir gelmez aşçı bunlara olanı biten anlatır. Der ki:
“Sofraya oturdunuz mu, “Şu ekmeği ben isterim, o tabak senin, bu bardak benim…” gibilerinden bir kavga çıkarın, çorbalarınızı dökün. Tavuğu da, ne yapın edin bölüşüp yiyin, Keşişoğlu ile ananıza bırakmayın. Onlar size kıyacaklar. Kadın, sevgilisi gelmeden, oğlanları yedirip yatırmak niyetiyle sofraya oturtur, ama bunlar sofrada kavga çıkarıp, fırlarlar… Tavuğu da kaptıkları gibi çıkıp giderler. Bir yerde oturup tavuğu paylaşıp yerler. Ondan sonra da başlarını alıp düzülürler yola.

Az gider uz gider, dere tepe düz giderler… Bir Küflüdağın başında bir şehre varırlar ki bu şehrin meydanında ahali toplanmış, kuş uçuruyorlarmış. Kuş gibin başına konarsa onu padişah yapacaklarmış. Kuş döner dolaşır küçük oğlanın başına konarmış. Meğer karatavuğun ciğerini küçük kardeş yemiş… Ahali:
“Bu oğlan pek küçük, padişah olmaz,” deyip kuşu yeniden uçururlar, kuş gene de çocuğun başına konarmış. Çaresiz çocuğu padişah yaparlar. Küçük oğlan tahta oturur, hüküm sürmeye başlar. O memleketin padişahı olmuş artık: Gelelim hain anaya… Keşişoğlu gelir bakar ki Karatavuk yenmiş, oğlanlar kaçmış… Kadına işi tasarladıkları gibi sona erdiremediği için kızar, küser gider… Aradan bir zaman geçer, kadının kocası Hacdan döner, bakar ki: Karatavuk elden çıkmış, oğlanlar çekip gitmişler. Adamcağız bu hale yanıp yakılır, ama ne yapsın…

Günün birinde o uzak memlekette padişah olan oğlu bir haberci gönderir, anasını babasını çağırtır, ama bunların bu padişahın kim olduğundan haberleri yok… Padişah emir verir, kadının ifadesini aldırır, adamın ifadesini aldırır… Kadının kötü işleri ayan beyan ortaya çıkar, anasını idam ettirir. Babasına da her şeyi anlatır. Evlerindeki aşçı kadını babasına alır. Kendisi de güzel bir kız alır. Kırk gün kırk gece düğün, şenlik ederler. Yer, içer, muratlarına geçerler… Siz de muradınıza eresiniz.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.