Halit Fahri Ozansoy

1891 yılında İstanbul’da doğmuş, 1971’de hayatını kaybetmiştir. Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra Muğla Lisesi’nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Daha sonra İstanbul Lisesi’nde devam eden öğretmenlik hayatı kırk sene sürmüştür.

  • İlk şiirlerini lise yıllarında kaleme almış, bu şiirler Rübap ve Şehbal dergilerinde yayınlanmıştır.
  • Şiirlerinde tabiat, aşk, ölüm korkusu ve hezeyanlar sık işlenen konulardandır.
  • Aruz ölçüsüyle başladığı şiir hayatı, Ziya Gökalp ile tanışmasının ardından değişmiş ve şair, Milli Edebiyatın etkisiyle sade Türkçeye ve hece veznine yönelmiştir.
  • Aruz ölçüsünden, heceye geçişi anlatan “Aruza Veda” en önemli şiiridir.
  • Şiirde estetiği arayan Şair aruzla yazdığı şiirlerini ”Zakkum”da toplar. Bunu “Gülistanlar ve Harabeler” kitabı izler. Aruzdan ayrılışının iç burukluğunu yaşar.
  • Hece vezniyle yazdığı şiirlerini “Paravan” adıyla yayınlar.
  • Duygulu, hayal dünyası geniş bir şairdir.
  • Zevk ve edebî gelişmesini Batıya borçlu olduğunu “Sulara Dalan Gözler” adlı şiirinde belirtir.
  • Zengin kafiyelere yer verir.
  • Serbest müstezatı kullanır.
  • Fransız sembolistlerinin etkisiyle şiirde musikiye önem verir.
  • Sone, terza-rima gibi tarzları kullanır.
  • Millî edebiyatın etkisiyle vatan ve kahramanlık duygularına yer verir.
  • Tiyatro ve Anı türünde de önemli eserler yazmıştır.

 

ESERLERİ

Şiir:
Rüya
Cenk Duygular
Efsaneler
Bulutlara Yakın
Zakkum,
Gülistan ve Harabeler
Paravan
Balkonda Saatler
Sulara Dalan Gözler
Hep Onun İçin
Sonsuz Gecelerin Ötesinde

Roman:
Âşıklar Yolunun Yolcuları
Sulara Giden Köprü

Tiyatro:
Baykuş
İlk Şair
Sönen Kandiller
Nedim
On Yılın Destanı
Hayalet
Ali Baba Yahut Kırk Haramiler
Oyuncaklar
Nesrin’in Üç Elbisesi
Fatma’nın Dileği
Fedakârlık
Bir Dolaptır Dönüyor
İki Yanda

Anı:
Edebiyatçılar Geçiyor
Darülbedayi Devrinin Eski Günlerinde
Eski İstanbul Ramazanları

 

ARUZA VEDA
İlk hasretiyle gençliğimin ilk elemleri
Ey paslı tellerinde gülen, ağlayan aruz,
Ey eski dost yad edelim eski demleri,
Madem ki son sadanı dağıtmış, yorulmuşuz!

Anlat alevli bir çölün üstünde ansızın!
Billur sesinle hıçkırarak doğduğun günü!
Binbir diyarda binbir ilahi güzel kızın
Anlat nasıl terennümün inletti gönlünü!

Neydin gönülde, şimdi ne oldun zavallı sen,
Hıçkır benim de bari bu son gizli nalemi.
Timsalin asumanda ziyalarla işlenen
Bir pembe gül mü, yoksa bir altın piyale mi?

Akşam gruba karşı tüten bir buhurdanın
Hüznüyle şahit olma nihayet zevaline!
İran yoluyla Zühre tacın, nağme kervanın
Şahane geldiğin gibi şahane git yine!

Biz şimdi başka bir ahenge bağlıyız:
Aşık naziıya geldi erenler bu meclise,
Yalnız bugün senin gibi ölgün sadalıyız,
Zira bu saz da parçalanır gülmek istese…

İncitmeden rübabını insafsız ellerin
Zalim temaslarıyla zamanın sitemleri,
Ah ayrılırken, inleyerek paslı tellerin,
Ey eski dost, yad edelim eski demleri…
Halit Fahri Ozansoy

Bir yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.