Günümüzdeki Şaman Adetleri

Günümüzde halk arasında yaygın olan ve batıl inanç deyip geçtiğimiz bazı inanışların Türklerin İslamiyet’ten önce inandığı Şamanizm dininden kalmış olduğunu biliyor muydunuz?

Evet, Türkler hala Şaman geleneklerini devam ettiriyor. Bu gelenekler kimi yerde ilk şekliyle kimi yerde de İslamiyet’in de etkisiyle farklı bir şekilde yaşamaya devam ediyor.

İslamiyet öncesinde Türk toplulukları arasında hâkim olan dinler arasında hiç şüphesiz Şamanizm gelmekteydi. Şamanizm her ne kadar İslam dininin kurallarına benzer özellikler taşısa da (kurban kesmek, ölümden sonra yaşama inanmak gibi) İslamiyet’le örtüşmeyen bazı inanışlara sahipti ve bu inanışlar 21.yüzyıla kadar devam etti. Çaput bağlamak, nazar boncuğu takmak, yeni doğan çocuğun kırkının çıkmasını beklemek gibi adetler Anadolu’da hala var olmakta ve var olacağa da benzemektedir

        Çaput Bağlamak

Çaput bağlama inancının temelinde Şamanizm vardır. Bu inanışa göre her dağın, ırmağın ve büyük ağacın ruhu var bu ruhlar Türk yurdunu korumaktadır. Koruma işinin neticesinde ise ruhlar bu koruma işinden dolayı kurban istemektedirler. İnanışa göre bu ruhlar çok kanaatkârdır ve onları bir çaput, bir at kılı veya kurban niyetiyle atılan bir taş parçası bile tatmin etmektedir.

Türkler Müslüman olduktan sonra da bu adetlerini bırakmamışlar ve evliya saydıkları kişilerin mezarlarına, orada bulunan ağaçlara veya bazı kaya parçalarına çaput bağlamak suretiyle eski adetlerini sürdürmüşlerdir. Bu âdeti genellikle kadınlar uygulamakla beraber bunu yaparak hamile kalacaklarına veya tutuldukları hastalıklardan kurtulacaklarına inanırlar.

       Doğum ve Ölümde Şamanizm İzleri

Eski Türklerde çocuk doğduktan sonra ona kötü ruhların musallat olacağına inanılmış ve bundan dolayı da anne ile çocuğu bu kötü ruhlardan korumak için çeşitli adetler edinilmiştir. Bu adetlerden birisi de anne ve çocuğu  albız denilen hayali kötü varlıktan korumak için yastıkların altına soğan kabuğu ile bıçak, makas , çivi gibi metallerin konulmasıydı. Bu gelenek günümüzde de yaygın bir şekilde kullanılmakta ve özellikle doğum hastanelerinde bu adetlere sıkça rastlanılmaktadır.

Her ne kadar bazı farklılıklar olsa da İslamiyet’te olduğu gibi Şamanizm’de de öldükten sonra yaşama inancı var. Bu inanca göre kişi öldükten sonra ruhu evin içinde gezinmektedir. Bundan dolayı ölünün bulunduğu yerde sabaha kadar mum veya gaz lambası yakılarak evin aydınlık kalması sağlanır. Böyle yapılarak Işığın onun gezip görmek istediği şeyleri bulmasında ve yol almasında yardımcı olması sağlanır.

       Çocuklara İsim Koyma

Eskilerden gelen adetlerden biri de yeni doğan çocuklara Yaşar, Durmuş, Duran, Satı, Satılmış gibi isimler konmasıdır. Yaşar, Durmuş, Duran gibi isimler konularak çocuğun daha uzun süre yaşayacağına inanılırdı. Çünkü o dönemlerde hastalıklardan veya da başka sebeplerden dolayı bebek ölümleri fazlaydı. Böyle yapılarak onların fazla yaşayacağına inanılırdı.

Satı, Satılmış gibi isimleri de Şaman geleneğinden günümüze kadar gelen isimlerdir. Eski Türklerde erken ölen çocukların ruhunu kötü cinlerin aldığına inanılır ve o kötü cinleri kandırmak için çocuk geçici bir süreliğine başka bir aileye verilirdi. Aradan birkaç yıl geçtiğinde ise çocuk o aileden geri alınırdı. Böylece çocuk çocuğu gerçek anne ve babasına satılmış olunduğuna ve kötü cinlerin kandırıldığına inanılırdı. Günümüzde ise her ne kadar bu isimler artık konmasa da rastlamakta olduğunu biliyoruz.

       Kırk Gün Geleneği

Günümüzde devam eden en yaygın Şaman geleneğinden biri de hiç şüphe yok ki kırk gün geleneğidir. Hala birçok insan yeni doğan bebeğe kötü cinlerin kırk gün boyunca musallat olacağına inanır ve çocuğun o kötü ruhlardan uzaklaşması için kırk günün dolmasını bekler. Kırk günün sonunda bebek kırk kaşık suyla yıkanır ve bebeğe kırk çeşit kumaştan dikilmiş gömlek giydirilir. Böylece çocuk kırk günün sonunda kötü ruhlardan korunmuş olur. Günümüzde her ne kadar çocuğu yıkama ve gömlek giydirme âdeti olmasa da kırk gün bekleme geleneği buradan gelmektedir.

Bununla beraber İslami dönemdeki üçler, yediler, kırklar inanışını da düşünecek olursak Türk toplumu için kırk sayısının ne derece önemli olduğunu daha iyi anlamış oluruz.

       Ölü Aşı Vermek

Bilindiği gibi İslamiyet öncesi Türk toplumu ölümden yaşamaya inanmaktaydı. Bunun sonucunda da ölen insanın öteki dünyadaki ihtiyaçlarını karşılama adına bazı inanışlar vardı. Ölüye yemek götürmek ise bu inanışın en başta gelen adetlerindendir.

Eski Türkler ölü aşı vermeyi en önemli vazifelerden biri saymışlardır. İslam öncesi mezara konan veya mezarın üzerine dökülen aş geleneği, Türkler İslamiyet’i seçtikten sonra şekil değiştirerek devam etmiştir. İslamiyet’ten sonra bu gelenek ölünün ruhuna hediye etmek için fakirlere yemek veya helva dağıtma şeklini almıştır.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.