Gaspıralı İsmail Bey

Türk dünyasının büyük düşünce adamlarından ve reformistlerinden biri olan Gaspıralı İsmail Bey, Kırım Harbi (1853-1856) bütün şiddetiyle devam ederken, Bahçesaray’a ili saat mesafedeki Avcıköy’de dünyaya geldi. Babasının doğduğu köy nedeniyle (Gaspirinski) Gaspıralı lakabını alan İsmail Bey’in çocukluğu, Kırım Türk kültürünün beşiği olan Bahçesaray’da geçmiş ve bu şehir onun ruhunda, sokakları, camileri, evleri ve özellikle Hansarayı ile silinmez izler bırakmıştır.

Henüz on yaşındayken Akmescit lisesine gönderilen İsmail, orada iki sene kaldıktan sonra Varonej askeri okuluna nakledilmiştir. Daha sonra Moskova Askeri İdadisi’ne yerleştirilen Gaspıralı’nın bütün bu okulları ruhuna yabancı bulduğunu biliyoruz.

O yıllarda Moskova panislavizmin merkezidir. Özellikle Türk düşmanlığına dayanan Slav ırkçılığı, Türklüğe ve İslam’a karşı, acımasız bir taassubu sürekli olarak canlı tutmak için faaliyet gösteriyordu. Rusların bu korkunç düşmanlığı, Gaspıralı’nın birkaç arkadaşında öyle büyük bir yankı uyandırmıştı li, altıncı sınıfa geçtikleri yıl, o sırada Girit asileri ile savaşan Türk kardeşlerinin yardımına koşmaya karar verdiler. Bir kayıkla kırk beş gün kürek çektikten sonra Don nehrini geçerek Odesa’ya ulaştılar. İstanbul’a gitmek üzere vapura bindikleri sırada, pasaportları bulunmadığı için yakalanarak Bahçesaray’a gönderildiler.

Gaspıralı bu olaydan sonra Moskova’daki okuluna dönmeyecek, Bahçesaray’da bulunan Zincirli Medresesi’nde Rusça öğretmenliğine tayin edilecektir. Bir buçuk yıl süren bu görevi müddetince bol bol okuyarak Rus edebiyatı ve fikir akımları hakkında esaslı bilgiler edinen İsmail Bey, bir yandan da Rus basınını takip ederek Rusya’nın iç ve dış politikasını daha iyi kavramaya çalışıyor, o sıralarda yaygınlaşan batılılaşma akımının sebepleri üzerinde düşünüyordu.

Gaspıralı o zaman kadar kafasında şekillenen “yenilikçi” fikirleri ilk olarak Zincirli Medresesi’nde uygulamaya çalışmış, talebelerine asıl görevinin dışında yeni yöntem ile Türkçe dersler verdiği gibi, medreselerde uygulanan skolastik eğitim tarzını da eleştirmeye başlamıştır. Ancak burada istediklerini yapamamıştır.

1872 yılında tahsilini tamamlamak ve Fransızcasını geliştirmek için Paris’e gitmiş, 1874 sonlarına kadar burada kalmıştır. Hatta o dönemde Paris’te bulunan ünlü Rus yazar Turganyev’in takdirini kazanarak sekreterliğini yapmıştır. Paris’te hayatını çalışarak kazanmış, körü körüne hayranlığa kapılmaksızın Batı medeniyetini anlamaya çalışmıştır. Avrupa İzlenimlerini daha sonra “Avrupa Medeniyetine Bir Nazar-ı Muvazene” adıyla yayımlamıştır.

Gaspıralı, Paris macerasının ardından kendi memleketine dönmemiş, Türk zabiti olmak ümidiyle İstanbul’a gelmiştir fakat çaldığı bütün kapılar yüzüne kapanmıştır. İşin acıklı tarafı bir dilekçeyle müracaat ettiği Sadrazam Mahmut Nedim Paşa, bu müracaat hakkında Rus sefiri İgnatief’in fikrini almaya kalkışacaktır. Yaklaşık bir yıl, Ceride-i Askeriyye’de mütercim olarak çalışan amcasının yanında kalan İsmail Bey, bu arada basını takip ederek Osmanlı Devleti’nin politik ve sosyal yapısı hakkında sağlam fikirler edinmiştir. Ulaştığı en önemli kanaat ise, Türkiye’de servetin, ticaret hayatını elinde tutan azınlıklarda biriktiği, Türklerde ise memur olma hastalığının iflah olmaz bir hale geldiği idi.

İsmail Bey’in yazarlık hayatı İstanbul’da bulunduğu sıralarda başladı. Buradan gönderdiği mektuplar Moskofa ve Petersburg’da çıkana gazetelerde yayınlanıyordu. 1875 kışında Kırım’a dönen Gaspıralı, 1878’de Bahçesaray belediye başkanı seçildi.

DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK

Gaspıralı, Tercüman isimli bir gazete çıkardı. Küçük boyda ve dört sayfa çıkan bu gazete kısa sürede Kafkasya, Sibirya, Kazan, Türkistan, Çin hatta İran ve Mısır’da çok yüksek satış rakamlarına ulaştı. Tercüman’ın bu başarısı, Gaspıralı’nın sadece Rusya Türklerinin değil, bütün Müslümanların meseleleriyle yakından ilgilenmesinin sonucudur. Gaspıralı, bütün Müslüman Türkler tarafından ortak kullanılabilecek bir yazı dili hayalini ortaya koymuştur. Gazetenin sloganı olan; dilde, fikirde, işte birlik düşüncesinin de esasları kısaca şunlardı:
Mektepleri Avrupai metotlarla ıslah etmek
Bütün Türk dünyası için ortak bir yazı dili oluşturmak
Kadınlara hürriyet
Eğitim-öğretim işleri için hayır cemiyetleri kurulması

NASIL BİR DİL?

İsmail Bey, dil meselesinin çözümünü, diğer sosyal alanlardaki gelişmelerin ön şartı olarak görüyordu. Gaspıralı, dilde birlik idealinin gerçekleşmesi için de, Türkçe’den mümkün olduğu kadar yabancı kelime ve kuralların çıkarılmasını, her şiveden kaba olmayan mahalli kelimeleri Osmanlı-Türk tasrifine uydurarak kullanmayı öngörüyordu. Gerçekte nihai hedefi temiz İstanbul Türkçesi idi. Sonunda öyle bir dil kurmalıydı ki Mehmet Emin’e yazdığı mektupta söylediği gibi, Türkistan steplerindeki Türk devletleriyle Dersaadet’teki kayıkçılar ve hamallar bile rahatça anlayabilsin. Ne var ki I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla kopan Osmanlı-Rus bağı neticesinde Gaspıralı’nın düşüncesi de ütopya haline gelmişti.

Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a gelmiş ve büyük bir heyecanla karşılanmıştır (1909). Türkiye Türklüğüne büyük ilgi duyan Gaspıralı, Kırım’da Rus basınına karşı Türkiye’yi savunmaktan, aleyhteki yazılara cevap vermekten asla çekinmemişti. Gaspıralı, Türk dünyasının yetiştirdiği nadir zekâlardan biriydi, büyük bir mücadele adamı ve gerçekten inanmış bir idealistti.

Gaspıralı İsmail Bey, 11 Eylül 1914 Cuma günü Bahçesaray’da vefat etti. Ertesi gün muhteşem bir cenaze töreniyle Mengligiray han türbesi civarında toprağa verilen büyük idealistn ölümü İslam dünyasında çok büyük bir üzüntüye neden olmuştu.



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.