Eski Türklerde Cenaze Törenleri

Türklerin cenaze törenleri, büyük halk kafilelerinin, orduların ve yabancı elçilerin bir geçidi şeklinde yapılırdı. Türk kağanlarının cenaze törenleri adeta uluslararası ve büyük bir olay olurdu. Kağanın ününe ve büyüklüğüne göre, yabancı elçilerin gelmesi de bir şart idi. Öyle anlaşılıyor ki cenaze törenleri; hemen ölümden sonra yapılmıyordu. Ölü bir süre mumyalanarak bekletiliyordu. Bu gibi törenler için tarihi kaynaklarda her zaman için bilgi azdır. Bu sebeple kültür tarihçisi, bu törenlere paralel örnekler bulmak zorundadır.

Bugünkü  Çin’de de, bu tür cenaze törenleri görüyoruz. Çin’de kafilenin en önünde davul gc396ktc39crkbalbalzurna takımı giderdi. Onların arkasını da ölü için verilen kurbanlar ve hediyeler takip ederdi. Türkler, kurban edilen atlarla diğer hayvanların başlarını sırıklara takarlardı. Çinliler ise kurbanı yüzülmüş olarak tahtırevan üzerinde götürürlerdi. Tabuttan sonra Çin’de, ölünün akrabaları yürürlerdi. Bu kortejin arkasından da ağlayıcılar giderlerdi. Çin’de bunların çoğu para ile tutulurlar ve başlarını da örten kukuletalı uzun ve beyaz bir elbise giyerlerdi. Türklerde de zaman zaman beyaz elbiseler, yas elbisesi olarak kullanılmıştı.

Eski Türkler, cenaze merasimlerindeki ağlayıcılara “sığıtçı” derlerdi. İstemi Kağan ile Kül Tegin’in cenaze merasimlerine birçok milletlerden elçiler de gelmişlerdi. Eski Türk yazıtları, bu elçilerle beraber “yuğçı” ve “sığıtçı”ların da geldiklerini söylüyorlar. “Yuğ” eski Türkçe’de cenaze töreni anlamına gelirdi. “Yuğçı”lar da töreni hazırlayanlar ile törene iştirak eden resmi kortej olsa gerekti. Her millet özel ağlayıcılar gönderiyor ve Türk kağanı için ağlıyordu. Bunlar bir bakıma İran’da muharrem ayında ağlayıp, sızlayan ve kendilerine işkence eden Şii Türklere çok benzerlerdi. Eski Türklerde ağlayıcıların arkasından, ölünün önemine göre, büyük bir halk kitlesi de korteji takip ederdi.

Türklerin cenaze törenleri, büyük at yarışları ve “ölü aşı” denen ziyafetler için bir sebep olurdu. Az önce de söylediğimiz gibi bu törenlere yuğ adı verilirdi. Herhalde bu söz ağlamak fiili ile ilgili olmalı ki, Çin tarihleri, Göktürklerin cenaze törenlerini özet olarak şöyle anlatıyorlardı:

“Ölüler ilk önce bir çadıra konurdu. Bundan sonra da at, sığır ve koyunlardan türlü kurbanlar verilirdi. Daha sonra atlarla çadırın etrafı dönülür ve at yarışları yapılırdı. At yarışları bitince ölünün bütün eşyaları, atı ile birlikte yakılır ve geriye kalan kemikleri toplanırdı. Asıl büyük kurban törenleri ile şenlikler, ölünün kemikleri mezara konduktan sonra yapılırdı. Bundan sonra da yine at yarışları yapılırdı.”  Başka bir yerde ise şöyle deniyordu:

“Mezar kapatılınca ölünün bir resmi veya heykeli yapılarak mezar üzerine konur ve öldürdüğü düşman sayısı kadar da mezar üzerine taş dikilirdi.”  Öldürülen düşman sayısı kadar dikilen mezar taşlarına da “balbal” adı verirlerdi.

“Ölüyü göğe çıkarma” törenlerini Türklerde de görüyoruz. Türkler, özellikle ölen büyük kağanlar için “uça bardı” yani “uçarak vardı” derlerdi. Bu ölüler, uçarak göğe varıyorlardı. Bazı kaynaklara göre ölü, bir çadır içine konduktan sonra, atlarla dokuz defa dönülürdü. Bu dönüşün çok önemli bir sebebi vardı. Tıpkı tahta çıkma törenlerinde hükümdarın konduğu keçenin dokuz defa döndürülmesi gibi Atlılar ölünün etrafında dokuz defa dönerek herhalde onu göğe çıkarmış oluyorlardı.

“Ölü yakma” adet, daha çok kuzey Türklerinde özellikle Kırgız Türklerinde yaygındı. Göktürk çağındaki mezarların çoğunda, yakılmış ölülerin izlerine pek rastlamıyoruz. Göktürk devletini kuran Türk soyluları ile kağan ailesi ise, daha çok Altaylara ve Kuzey Türklerine yakın idiler. Göktürklere “ölü yakma” adetinin de bu eski yurtlarından gelmesi muhtemeldi. Hatta M.S. 630 senesinden önce bile, Göktürklerin ölülerini yakma yerine gömmeye başlamaları üzerine, Çin imparatoru çok içerlemiş ve kendisine gelen  Türk elçisine şöyle demişti:

“Artık ölülerinizi atalarınız gibi yakmıyor ve yalnızca gömüyorsunuz. bunun için de Tanrı başınıza felaketler yağdıracaktır!” 630 senesinde Göktürk devletini yıkacak olan bu güçlü Çin imparatoru, soyca Çin’de yerleşmiş olan Türklerin neslinden geliyordu. Bu sebeple de Türklerin, eski atalarının adetlerini bırakmış olmaları, onu adeta çileden çıkarmıştı.

Bahaeddin ÖGEL

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.