Edebiyat | Edebiyatimiz.net / Türk Edebiyatı

Kapat !

90 yaşında 70′li yılların romanını yazdı

Yazan: edebiyat 26 Mart 2009 PerÅŸembe  
Kategori: Edebiyat, Genel, Haber

Vedat Türkali

Vedat Türkali

Vedat Türkali’nin internet sitesi (www.vedatturkali.net) yazarın kendisine ait bir fotoÄŸrafıyla açılıyor. Gülümsemesi gözlerinden baÅŸlayan, yakası görünen yün hırkası, kır saçlarıyla sade, çok sade bir adam duruyor o fotoÄŸrafta. Adeta herkesin bilmediÄŸi kimi ÅŸeyleri öğrenmiÅŸ, açılarıyla arasına bir mesafe koymuÅŸ da, derinden gelen bakışlarım ağırlaÅŸtıran tecrübeleriyle yürümüş ve ÅŸimdi bunlardan haberi olmayanlara fotoÄŸraftan neredeyse ÅŸefkatle bakıyor.

Vedat Türkali… “Karanlıkta Uyananlar” ın, “Bedrana” nın senaristi, “Salkım salkım tan yelleri estiÄŸinde” diye baÅŸlayan, devamında “Haktan bahseden namuslu insanları / YaÄŸmurlu bir mart akÅŸamı topladılar / Karanlık mahzenlerinde ÅŸehrin / Cellatlara gün doÄŸdu” diye anlatan ÅŸiirlerin ÅŸairi, sinematografik gözüyle kahramanlarım Türkiye’nin tarihinden seçen bir romancı… Yıllarca hapiste kalan, 1950′lerin ağır atmosferinde ÅŸiirleri elden ele dolaÅŸtırılan, Türkiye’nin yarım asırlık tarihinin ÅŸairi, sinemacısı, edebiyatçısı Vedat Türkali bugün 90 yaşında.. Ve Türkiye’nin 70′li yıllarının romanını yazdı: ‘Yalancı Tanıklar Kahvesi.”

ŞEKİL DEĞİŞTİREN MAZİ

Gözünü karartıp cüret edenler varsa da edebiyata bir tarif getirmek, sınırlar çizmek kolay deÄŸil: Edebiyat dille, kelimelerle, duyumlarla bireysel alanda üretilen, ama sonra kendiliÄŸinden bireysel ve toplumsal düzlemde yığınla pratik iÅŸlev de üstlenen bir sanat. Bu bakımdan edebiyat bir yönüyle, dün olanı, ama daha önemlisi gündelik hayatin tarihini taşıyan, kayda geçen bir araçtır. Vedat Türkali de geçtiÄŸimiz günlerde Turkuvaz Kitap’tan çıkan ‘Yalancı Tanıklar Kahvesi” nde nostaljinin neredeyse “isyanların altın çağı” na dönüştürdüğü, ortak zihnimizde giderek bulanıklaÅŸan 1970′li yılların kaydım tutuyor.

Türkiye’nin bin türlü derdinin sebebi diye söylenen toplumsal hafızanın zayıflığı hasletinin, kabaca bakıldığında edebiyatta da aynen devam ettiÄŸi söylenebilir. Türk edebiyatında olayların ve dönemlerin ürettiÄŸi özgün eserlerden, kendi içinde ortak noktalan olan kitapları barındıran gruplardan çok, olsa olsa bazı olaylardan ve dönemlerden bahseden ÅŸuuru sayıda yazardan bahsedilebilir.

Propaganda kitapları sayılmazsa, içine binlerce insanın karıştığı toplumsal süreçler edebiyata pek girmiyor, girse bile bu da aradan uzun yıllar geçtikten sonra ancak mümkün olabiliyor; 6 -7 Eylül olayları ya da 12 Mart için olduÄŸu gibi…

12 Eylül günlerini yaşamış on binlerce insanın içinden, aradan neredeyse otuz yıl geçtikten sonra bile o günlerini anlatmadan edemeyenlerin sayısı belki iki elin parmaklan kadar. Bunu söylerken, tersi olsa edebiyat için çok hayırlı olurdu, gibi bir yargıda bulunmayı meşru sayıyor değilim, öncelikle edebiyatı sınırlamak anlamına geleceği için; ikincisi edebiyatın geleceği için her neyi iyi, zenginleştirici, ufuk açıcı, teşvik edici sayıyorsak, böyle bir üretimin bunu sağlayacağından emin olunamayacağı için.

Fakat dönemlerin ve yaşananların öyle ya da böyle edebiyata az yansımasının sebepleri ve sonuçları üzerine düşünmek siyasetle olan genel ilişkimizin değerlendirilmesine de bir katkı sağlayabilir.

Yalancı Tanıklar Kahvesi

Yalancı Tanıklar Kahvesi

TOPLUMSAL HAFIZAMIZ

Vedat Türkali 1976′da çıkan “Bir Gün Tek Başına” dan bu yana romanlarıyla Türkiye’nin yakın tarihini yazıya geçirmeyi neredeyse görev bilmiÅŸ bir yazar. Hikâyelerini “Bir Gün Tek Başına” da 1960 darbesinin, “Mavi Karanlık” ta 12 Eylül öncesinin, ‘Tek KiÅŸilik Ölüm” de 1940′ların, “Güven” de 2. Dünya Savaşı yıllarının üzerine inÅŸa ermiÅŸti.

Aynı doÄŸrultuda ‘Yalancı Tanıklar Kahvesi” nde de 70′lerin siyasi hareketlerinde yer alan kahramanlar üzerinden, kaçırılmış firsaüar ve bireylerin siyasetlerle iliÅŸkilerindeki açmazlar ve üzerine, özellikle siyasetin aÅŸk, cinsellik, aile baÄŸlan gibi bireysel alanın hasletleriyle olan iliÅŸkileri üzerine düşünüyor.

YAZMAK. BİR MİSYON…

Romanlarının üslubu, kurgusu, akışı hakkında söylenebilecekler bir yana, Vedat Türkali bizzat içinden geçtiÄŸi dönemlerin bireylerini, anlık hikâyelerini, duyumlarını yazmayı, ‘Tek KiÅŸilik ölüm” için söylediklerinden anlaşıldığı üzere neredeyse bir misyon olarak görüyor: ‘Tarihte kaçırılmış fırsatların getirdiÄŸi zarar kolay giderilemiyor. Hele ders alınması bilinmemiÅŸ de kayıplar üst üste binmiÅŸse…

DeÄŸerlendiremediÄŸimiz fırsatların acısını, o günleri yaÅŸayarak çekmiÅŸ birileri olarak bize düşen; neleri, nasıl kaçırdığımızı açık seçik ortaya koyup içtenlikle sergilemektir. GeçmiÅŸi cici boyalarla süsleyip yeni kuÅŸaklara gözbaÄŸcılık etmek devrime de, demokratik geliÅŸmeye de zarardan baÅŸka bir ÅŸey saÄŸlamaz. Tüm çabam, uÄŸraşım bu temel inancıma dayanır.”

İstiklal Marşının Kabulü: 12 Mart 1921

Yazan: Messy 17 Mart 2009 Salı  
Kategori: Edebiyat, Haber

İstiklal Marşının Kabulü: 12 Mart 1921

İstiklal Marşımız, yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadoluda tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genel Kurmay Başkanı İsmet (İnönü) Paşa dan geldi. İsmet İnönü böyle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz için de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığına iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti. Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akifin para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi şairin Meclisteki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Beyin yardımını istedi.

Hasan Basri Bey bundan sonrasını şöyle anlatıyor:

Akif Bey’in yanımda olduÄŸu bir zaman,elime bir kağıt parçası alarak,onun dikkatini çekecek bir tarzda yazmaya baÅŸladım.

- Ne yazıyorsun?

- Marş&İstiklal Marşı yazıyorum.

- Yahu sen ne adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? içinde para olan bir işe nasıl katılıyorsun?

- Yarışma kaldırıldı? Seçilecek şiire ne para verilecek, ne de her hangi bir ödül. Milli Eğitim Bakanı bana güvence verdi.

- Ya, o halde yazalım.

İşte böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığının seçici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha önce seçilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri Ordu Komutanlarına gönderdi. Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını istedi. Komutanlar, kısa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet Akifin şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklal Marşının T.B.M.Mne getirip kabul ettirmekti. Marş, ilkin Meclisin 1 Mart 1921 günü yaptığı ikinci oturumunda ele alındı. Başkan Mustafa Kemalin söz vermesi üzerine Hamdullah Suphi kürsüye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son seçimin Meclise ait olduğunu söyledi. O gün oylama yapılmadı. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclisin 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6 önerge benimsendi ve İstiklal Marşı çoğunlukla kabul edildi.

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankarada toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatayın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930 da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı orkestrası şefi Osman Zeki Üngörün 1922 de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. Marşın armonilenmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı.

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının Genel Özellikleri

Yazan: edebiyat 14 Mart 2009 Cumartesi  
Kategori: Edebiyat 12

Osmanlı Devleti’nin siyasi, askeri ve ekonomik durumu Avrupa’nın çok çok gerisinde kalması devlet büyüklerini bazı tedbirler almaya zorlamış, bu alanlarda Avrupa’nın nasıl hızlı geliştiğinin öğrenilmesi için bazı gençler oraya gönderilmiştir bunlar avrupanın nasıl geliştiği hakkında bilgi edinmeleri için yollanmıştır. Avrupa’ya özellikle Fransa’ya giden gençler oradaki edebiyata hayran kalmış ve dönüşlerinde, gördükleri yenilikleri Türk edebiyatında uygulamaya başlamışlardır. Değişiklikler önce siyasi alanda görülmüştür. Edebiyat alanında yapılan değişikliklerle belli dönemler halinde günümüze kadar süren yeni bir edebiyat başlamıştır.

Bu dönemlerden biri de Cumhuriyet dönemi edebiyatıdır. Cumhuriyet dönemi edebiyatı, Milli Edebiyat ‘tan kesin hatlarla ayrılmamaktadır. Çünkü Milli edebiyat sanatçıları, Cumhuriyet’in ilk yıllarında en önemli eserlerini vermişlerdir. Yakup Kadri, Halide Edip, Reşat Nuri, Refik Halit ve daha birçoğu Cumhuriyet’in ilk elli yılına damgalarını vurmuşlardır. Ancak Cumhuriyet’in ilanıyla çok hızlı bir şekilde yapılan devrimlerle, Türk aydını takip etmekte zorlandığı bir siyasi değişim yaşamıştır. Latin harflerin kabulü, eski yazı ve yeni yazı kargaşası ortalığı karıştırmaya yetiyordu. Böyle bir ortamı, öncekilerden ayırmak için 1923 yılını hala devam eden bir edebiyat döneminin başlangıcı olarak kabul edilir.

Cumhuriyetin ilanından sonra edebiyatımız, çağdaş anlayışlar doğrultusunda gelişmesini başarıyla sürdürmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarında ‘Beş Hececiler’ olarak adlandırılan şairler topluluğu, en parlak dönemlerini yaşamaktaydı. Yine bu yıllarda Kurtuluş Savaşı’nın etkisiyle edebiyatta genel olarak Anadolu’ya bir yönelim başlar.

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı, Divan edebiyatının terk edilmesinden sonra teşekkül eden Tanzimat, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati ve Millî Edebiyat adlarıyla anılan edebiyat tarzları vasıtasıyla oluşturulan zemin üzerine kurulmuştur. Cumhuriyet devri edebiyatının ilk dönem eserleri değişen siyasî, sosyal ve kültürel çerçevenin etkilerini taşır. Dildeki sadeleşme hareketi artık yerleşmiştir. Aruz bırakılarak hece kullanılmıştır. Şiirde ve düz yazıda toplumun her kesiminden gelen sanatçılar sayesinde konular oldukça genişletilmiştir. Buna bağlı olarak mekânlar da çeşitlilik kazanmıştır. Anadolu’ya daha çok yer verilmiştir. Roman ve hikâyelerde toplum sorunları, gözleme dayanan bir gerçeklikle anlatılmıştır. Kurtuluş Savaşı ve bu dönemdeki toplum hayatı da konu edilmiştir. Tiyatro eserlerinde de millî konular işlenmiştir.

1) Yazı diliyle konuşma dili arasındaki fark ortadan kalkmış dildeki sadeleşme çama.arı aralıksız olarak sürmüştür.

2) Edebiyatımız bu dönemde toplumcu bir karakter kazanmış gerçekçi bir anlayış güdülmüştür.

3) Aruz ölçüsünün yerini hece ölçüsü almış, şiirlerde de günlük konuşma dili kullanılmıştır. Yine bu dönemde şiirin biçimce daha da serbestleşmesi sağlanmıştır.

4) Şiir, roman, hikaye ve tiyatro gibi türlerde önemli gelişmeler olmuştur.

5) Cumhuriyetin kuruluşuyla 1940 (İkinci Dünya Savaşı) yılları arasında eser veren şair ve yazarlar genellikle daha önceki Milli Edebiyat akımının etkisinde tam anlamıyla ‘yerli’ ve ‘halka doğru’ ; veya Batı’nın, özellikle Fransız edebiyatının etkisinde kişisel yollarında yürümüşlerdir.

6) Cumhuriyet edebiyatının temelinde İstiklal Savaşı ve Atatürk devrimleri vardır. Şiirler, romanlar, hikayeler bu iki konu ile doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılıdır.Milli duygu ve heyecan geliştirmeye yönelik bu çabalar Milli edebiyatın bir devamı niteliğindedir.

7) Milli edebiyatla başlayan halka inme, Anadolu’yu tanıma çabası bu dönemin edebiyatında ana ilkelerden olmuş, Türk halkının her kesimi edebiyata girmiştir. Artık edebiyat İstanbul’un sınırlarını tamamen aşmıştır.

8) Yeni kurulan devlet ile yapılan bazı devrimleri halka tanıtmak ve benimsetmek görevi Cumhuriyet dönemi sanatçılarına düşmüştü. Sanatçı, siyaset ile halk arasında bir köptü olmuş, devrimleri yorumlamış, açıklamış ve savunmuştur.

9) Yeni dil ve eski dil tartışmaları Cumhuriyet ile noktalanmış, siyasi güç, olayı tekeline almış ve Türk Dil Kurumu’nu kurarak dilde geri dönülmez bir yenileşmeye yoluna gidilmiştir.Ancak bazen çok aşırıya gidilerek halkın anlayamadığı kelimeler dile konularak Türkçe yabancı bir dil haline gelmiştir.

10) Cumhuriyet’ten önce sadece sempati duyulan Türk Halk sanatları ve folkloru ön plana alınmış, öncekilerin küçümsediği Karacaoğlan’ın, Yunus’un tarzı örnek alınmıştır. Artık harf benzerliği de kurulan Batı edebiyatı daha yakından takip edilmiştir.Türk edebiyatı, batı edebiyatının yeniliklerini, akımlarını uygulamaya başlamıştır.

Dünyada Çocuk Edebiyatının Gelişimi

Yazan: edebiyat 14 Mart 2009 Cumartesi  
Kategori: Edebiyat

Bizde olduÄŸu gibi dünyada da sözlü halk edebiyatının ürünleri çocuk edebiyatının baÅŸlangıcı sayılır. Dünyada -özellikle Avrupa ve Amerika’da- çocuk edebiyatının gerekli olduÄŸu düşüncesi çok erken benimsenir . Bunun için bu konuda ürünler verilmesi, bizdeki geliÅŸimine göre oldukça erken bir döneme rastlar. Fransa’da 17. yüzyılda Fenelon’un soylu çocukların eÄŸitiminde kullanılması için yazdığı Telemak (bizde Tanzimat döneminde çevirisi yapılmıştır), La Fontaine’in fablları (aslında büyükler için yazılmıştır), Perrault’un masalları ilk yapıtlardır. Avrupa’da çocuklar için yazma düşüncesi 18. yüzyılda pek çok ülkede birden yaygınlaşır. Çocuklar için verilen ürünler hızla çoÄŸalmaya, baÅŸlar özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra çocuk edebiyatında büyük bir geliÅŸme görülür.

İngiltere’den Daniel Defoe’nin Robinson Crusoe, Jonathan Swit’in Gülliverin Seyahatleri, Lewis Carrol’un Alis Harikalar Diyarında, Charles Dickens’in David Coperfieled; Amerika’dan Louisa May Alcott’un Küçük Kadınlar, Mark Twain’in Tom Sawyer, Huckleberry Finn; Fransa’dan Hector Malot’un Kimsesiz Jules Verne’in serisi, Antoine de Saint Exupery’nin Küçük Prens; Almanya’dan Grimm KardeÅŸlerin masalları; İsveç’ten Selma Lagerlöf’ün Nils Holgerson’un EÅŸsiz İsveç YolculuÄŸu ; Danimarka’dan Andersen’in masalları ilk akla gelen çocuk edebiyatı örnekleridir. Bunlar dilimize de çevrilmiÅŸtir.

Dünya Edebiyatı’nın Genel Özellikleri

Yazan: edebiyat 08 Mart 2009 Pazar  
Kategori: Edebiyat

Dünya Edebiyatı’nın Genel Özellikleri

Bilinen en eski dönemlerden günümüze kadar Batılı ulusların nazım ve düzyazı türlerinde ortaya koydukları edebî ürünlerin tümüne birden Batı edebiyatı adı verilir.

Batı uygarlığını oluşturdukları için, Batılı ulusların düşünüş ve duyuş tarzları temelde ortak özelliklere dayanmaktadır. Bu yüzden Batı edebiyatı adıyla genel bir kavram ortaya çıkmıştır. Batı edebiyatı, Batılı ulusların nazım ve düzyazı türlerinde yarattıkları edebî ürünlerden oluşur.

Batı edebiyatının başlangıcı Klâsik Batı edebiyatını oluşturan Yunan ve Lâtin edebiyatlarına dayanır. Rönesansla birlikte, ulusların edebiyatı Alman edebiyatı, Fransız edebiyatı, İspanyol edebiyatı, İngiliz edebiyatı, İtalyan edebiyatı gibi adlarla kendi başlarına gelişimlerini sürdürürler.

Amerikan ve Avusturya edebiyatlarında ise ilk büyük sanatçılar 19. yüzyılda yetişmeye başlamıştır.

Batı edebiyatını oluşturan ulusların edebiyatları rönesans, klâsik, romantik, gerçekçi ve 20. yüzyıl olmak üzere birbirini izleyen dönemler içinde ele alınabilir.

Bu ünitede Batılı ulusların edebiyatları, dönemlerine ve ayrı ayrı edebî anlayışlarına ve akımlara göre incelenerek, sonuçta Batı edebiyatı adlı bütüne ulaşılacaktır.

Sonraki sayfa »