DÎVÂNÜ LUGÂTİ’T-TÜRK – ÖDEV

KÂŞGARLI MAHMUD VE DÎVÂNÜ LUGÂTİ’T-TÜRK

İslamiyet’i kabul eden Türklerin kurduğu ilk devlet olan Karahanlı Devleti, milliyetlerinin var olan zengin ananevi kaynağı yanında, benimsedikleri dinin medeniyetinden de beslenerek zamanının en ileri kültür seviyesine erişmişlerdi. Devrin İslam âlimlerinin ve Arap edebiyatçılarının, bu son dinin güçlü koruyucuları olan Türkler hakkında dile getirdikleri önem arz eden sözleri, Arap dünyasında da kabul görmüş ve Türklere geniş imtiyazlar verilmişti.

İki kültürün pek çok bakımdan olduğu gibi dil hususunda da birbirinden etkilendiği açıktır. Türkçeye, İslamiyet’in etkisiyle girmeye başlayan Arapça kelimelere karşın Türk dili söz varlığını korumayı başarmıştır. Bunun en güzel örneklerini ise Karahanlılar döneminin iki dev eseri ortaya koymaktadır. Bunlardan ilki Yusuf Has Hacib’in yazmış olduğu Kutadgu Bilig(1069/1070), diğeri ise Kâşgarlı Mahmud’un kaleme aldığı Dîvânü Lugâti’t-Türk(1072/1077)’tür.

Kâşgarlı Mahmud’un hayatı hakkında bilinenler, eserinde kaydettikleri dışında pek azdır. Doğum tarihi tahmini olarak 1008’dir. Babasının Barsganlı olduğunu söylemesi, kendisinin de oralı olduğunu belirtmektedir. Mahmud, babasının adının Hüseyin, dedesinin ise Muhammed olduğunu kendi eserinde ifade eder. Büyük dedesinin ise Buhara’yı fetheden Harun Buğra Han olduğu, daha geriye gidilirse de şeceresinin Karahanlı hükümdarı Yusuf Kadir Han’a dayandığı görülür.[1] Eserinde geçen ifadeler de onun eğitimli ve soylu olduğunu söylediği için, hanedandan gelmiş olma ihtimali göz ardı edilirse onun, devrinin yüksek sınıfına mensup bir aileden geldiği sonucuna da varılabilir.

Mahmud, Dîvânü Lugâti’t-Türk(DLT)’ü Bağdat’ta yazmıştır. Onun, nasıl ve neden buraya geldiği hakkında eserinde herhangi bir bilgi yoktur. Fakat -bir görüşe göre- Büyük Selçuklu hükümdarı Melikşah’ın Karahanlı sülalesinden olan karısının maiyetinde pek çok Kâşgarlı’nın Irak’a gidip, orada kültürel yaşama katkılarının oldukları bilinmesi, Mahmud’un bundan dolayı Bağdat’ta bulunduğunu gösterir.[2]

Medrese ilimlerini tahsil etmiş, Farsça ve özellikle de Arapçaya vakıf olmuştur.[3] Bundan sonra hayatının büyük bölümünü Türk illerini dolaşarak geçirmiş ve bu sayede pek çok malzeme toplamıştır. Daha sonra, 1077’de DLT’yi tamamlayarak zamanın halifesi Ebu’l-Kasım Abdullah b. Muhammed-el-Muktedî Biemrillah’a sunmuştur. Ölüm tarihi hakkında çeşitli rivayetler vardır. 1090, 1105 ve 1126 olarak üç tarih söylenmektedir. Türbesi ise Kâşgar-Opal’dedir.

Kâşgarlı Mahmud’un DLT’den başka Kitâbü Cevâhiri’n-Nahv fi Lugâti’t-Türk adlı gramer kitabı niteliğinde bir eseri daha vardır. Hâlen bulunmamış olan bu eserin varlığını da yine DLT’den öğreniyoruz.

Mahmud, DLT’yi 1072 yılında yazmaya başlamış, 1074’te bitirmiştir. Daha sonra 1077’de halifeye sunmuştur. Bundan dolayı da araştırmacılar arasında eserin bitiş tarihi hakkında bir ihtilaf meydana gelmiştir. Fuad Köprülü bu tarihi 1077 olarak görürken,[4] Besim Atalay, 1074’ü esas almaktadır.[5] Ahmet Caferoğlu da Köprülü ile aynı düşüncededir.[6]

Elimizde tek nüshası bulunan DLT’yi, Mahmud’un kendi el yazmasından çeken kişi Şamlı Muhammed adında biridir ve istinsah tarihinin de bu nüshada kendisinin yazdığı üzere 1266 olduğunu görüyoruz. Ali Emîrî tarafından 1917’de bulunan bu nüsha, hâlen Fatih Millet Kütüphanesi’ndedir.[7]

DLT, Türk lehçelerinin sözlüğü olması yanında Türklerin kültür hazinesini yüzyıllar sonrasına taşımış bir ansiklopedidir. İlk Türkçe sözlük olması, ilk Türk dünyası haritasını içermesi bakımından kıymet arz etmektedir.

Eserin mukaddimesinde Mahmud, Türklerin seçilmiş ve Tanrı tarafından aziz görülmüş olduklarını söyledikten sonra, “Türklerin lisanını öğrenin, çünkü onların saltanatı uzun sürecektir” mealinde bir hadisten bahseder. Akabinde bu hadisin sahih olduğu düşünülürse Türkçe öğrenmenin, dinin gereği olduğunu; sahih olmasa bile marifetin bunu gerektirdiğini söyler.[8]

Yine bu kısımda kendisinin Türk, Türkmen-Oğuz, Çiğil, Yağma, Kırgız lehçelerini ve manzumelerini öğrendiğini ve bu dili en iyi, en güzel ve en etkili konuşanlardan, en eğitimli ve soylu kişi olduğunu ifade eder.[9]

Alfabetik sırayla yazdığı eserini manzum-mensur atasözü ve deyimlerle örneklemiştir.[10] Sekiz kitaptan oluşan DLT’deki her kitabı iki bölüme ayırmıştır. Ayrıca her kitabın başında besmele, hepsinin sonunda Allah’a hamd sözleri yer alır.

Eser, Arapça yazılmış olduğu gibi Türkçenin kuralları da Arapça gramer kaidelerine göre aktarılmıştır. Sekiz kitabın isimleri şunlardır: Hemze kitabı, Salim kitabı, Muzaaf kitabı, Misal kitabı, Zevatü’s-selase kitabı, Zevatü’l-erbaa kitabı, Gunne kitabı, Ce’m Beyne’s-sakineyn kitabı. Bu kitapların her birini adlar ve eylemler olarak ikişer bölüme ayırmıştır.

DLT’nin yazılış gayesi Kâşgarlı’nın da belirttiği üzere Araplara Türkçe öğretmek ve Türkçenin Arapça ile at başı yürüdüğünü yani onun kadar önemli bir dil olduğunu kanıtlamaktır. Fakat eserin geniş muhtevası bu gayenin çok daha üzerine çıkabilmiş ve Türklerin yaşayışı, inançları, örf ve âdetleri, edebiyatı, mitolojisi, sosyolojisi, folkloru, müziği, coğrafyası ve daha pek çok özelliğini haber veren büyük bir eser kimliğine bürünmüştür. Farklı Türk topluluklarını, onların lehçe farklılıklarını ve tüm yaşayışlarını dile getiren bu kıymetli eseri Mahmud, bizzat tanık olduğu ve işittiği malzemeleri bir araya getirerek, üstün bir gayretle ortaya koymuştur. Kâşgarlı’nın, milliyetçi duygularıyla kaleme aldığı DLT’yi Abbasi halifesine sunması, Arap-Türk medeniyetlerini birbirine yaklaştırma gayesi güden bir ilk adım sayılabilir.

Eserdeki destan parçaları, Müslüman olan Türklerle, Müslüman olmayan Türkler arasındaki mücadeleleri anlatır.[11] Aynı zamanda zengin bir atasözü (sav) ve deyim kaynağı olan DLT’de bunlar küçük nazım parçaları olarak da aktarılmıştır. Eserde yer alan bir kısım atasözü günümüzde aynen kullanılmakta yahut bazı değişikliklere uğrayarak yine günümüze kadar gelebilmiştir. Bir bölümü ise zamanımıza ulaşamamıştır. Günümüze ulaşabilenler arasında şunlar vardır: “Tag tagka kawuşmas, kişi kişike kawuşur.” (Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.) “Endik uma ewligni agırlar.” (Budala konuk ev sahibini ağırlar.) “Biş erngek tüz ermes.” (Beş parmağın beşi bir değildir.)

Bunun dışında müellifin örnek olarak verdiği malzemeler arasında şiirler de geniş yer tutar. Adından bahsedilen Çuçu, öğrenebildiğimiz kadarıyla ilk Türk şairidir. Bunu bize ilk haber veren Kâşgarlı Mahmud’dur.

Eserdeki önemli şiirlerden Alp Er Tonga sagusu yine ilk defa burada karşımıza çıkar:

Alp Er Tonga öldi mu                                                Yiğit Er Tonga öldü mü?

Issız ajun kaldı mu                                                     Fani dünya kaldı mı?

Ödlek öçin aldı mu                                                    Zaman öcünü aldı mı?

Emdi yürek yırtılur                                                     Şimdi yürek yırtılır.[12]

DLT’de yer alan şiirlerin bir kısmı aruz ile bir kısmı da milli vezin olan hece ölçüsü ile yazılmıştır. 60 kadar aruz vezni ile yazılmış manzumede en çok kullanılan kalıp “müstef’ilün/ müstef’ilün/ müstef’ilün”dür.[13] Hece ile yazılmış şiirlerde ise çoğunlukla 7’li, 8’li, 9’lu kalıplar kullanılmıştır. 149 dörtlük ve 79 adet beyit ihtiva eder.[14] Şiirler, genellikle kahramanlık, savaş, ölüm ve bunların yanında aşk ve tabiat tasviri konularını da içerir. Özellikle Müslüman Türkler yani Karahanlılarla, Müslüman olmayan Uygurlar arasındaki mücadelelere çokça yer verilmiştir:

Kemi içre olturup                                                         Gemi içerisinde oturarak

Ila suvın ketçimiz                                                          Ila suyunu geçtik.

Uygur tapa başlanup                                                    Uygurlara karşı durmakla

Mınglak ilin açtımız                                                      Mınglak ilini feth ettik.[15]

Eserde iki önemli lehçe üzerinde durulur: Oğuz(Batı) Türkçesi ve Hakaniye Türkçesi. Kâşgarlı Mahmud, Oğuz Türkçesi’nin en kolay lehçe olduğunu fakat Hakaniye Türkçesi’nin de en zarif ve en edebi lehçe olduğunu ifade eder. Bunlardan başka Kırgız, Yağma, Çiğil, Kençek, Tuhsı, Suvar, Hotan, Yabaku, Kay, Kıpçak, Çaruk, Türkiş, Uğrak  gibi Türk lehçelerinin karşılaştırmalı dil özellikleriyle beraber bunlara ait bir miktar kelimeyi de örnek olarak sunar. Mahmud, en iyi ve açık şivenin Farslarla karışmamış olanlarının olduğunu ve iki dil bilip şehirlerde yaşayanların şivesinin bozuk olduğu düşüncesine sahiptir.[16]

Arapçada bulunmayıp Türkçeye mahsus olan bazı harfleri kendi düşüncesine göre şekillendirmiştir. Mesela Türkçede bulunan b ve f arasında söylenen w harfini Arapların anlayacağı şekilde üç noktalı f(ﭫ)olarak yazmıştır. Bundan başka “Türkçe kelimeler Arap dilindeki gibi, köklerin taşıdıkları harf sayısına göre gruplandırılmıştır.”[17]

Türk diline ait ilk sözlük ve dilbilgisi kitabı olan DLT’de 8000 civarında kelime mevcuttur. Her kelimeyi açıkladıktan sonra Mahmud, ayrı ayrı örneklerle onları daha anlaşılır kılmıştır. Bu örneklerde de Türklerin yaşayışları, gelenekleri vs ile ilgili pek çok bilgi yer alır. Böylelikle Arapların, Türk kültüründen haberdar olarak onların dillerini daha iyi öğrenebileceği fikri ön plana çıkmaktadır.

DLT’ye göre Türkler 20 boydan ibarettir. Bunların soyu da Nuh peygamberin oğlu Yafes’in Türk adlı oğluna kadar varır. Eserinde, bu boyların coğrafi yayılışından bahseder. Buna göre; Peçenekler, Rum ülkesine en yakın boydur. Kıpçak, Oğuz, Yemek, Başkırt, Basmıl, Kay, Yabaku, Tatar, Kırgız boylarından Çin’e en yakın olan Kırgız’dır. Çigi, Tuhsı, Yağma, Iğrak, Çaruk, Çumul, Uygur, Tangut, Hatay boyları Rum ülkesi yanından doğuya doğru uzanır. Tabgaç’ın sahası ise güney Çin yani Maçin’dir.[18] Eserin sonunda Türk dünyasını gösterir bir harita yer alır ve bu da ilklerdendir. Bu haritada denizler yeşil, dağlar kırmızı, ırmaklar mavi ve kumluk sahalar sarı renkle gösterilmiştir. Haritanın merkezinde Balasagun şehri yer almaktadır. Burası aynı zamanda Karahanlı Devleti’nin önemli merkezlerinden biridir. Bu bölgenin yakınında gösterilen ama ismi verilmeyen göl ise Isıg-göl’dür. Haritada Türklerin yerleştiği bölgeler dışında temasta oldukları yabancı yerler de gösterilmekle beraber, Türklerin herhangi bir ilişki içinde bulunmadığı sahalar göz ardı edilmiştir. Yine bu haritaya göre dünyanın yarısından fazlasında Türkler oturmaktadır.[19]

Yer adları hakkında da bilgi veren Mahmud, Caferoğlu’na göre ilk Türk toponimistidir.[20] Bunun yanında güçlü bir filolog, etnolog, antropolog ve folklorcudur. V. Radloff’un görüşü ise Kâşgarlı Mahmud’un ilk Türkolog olduğudur.[21]

Türklerin kullandıkları 12 hayvanlı takvimden de bahseden Kâşgarlı Mahmud, bu takvimin izahını yaparken nasıl icat olunduğuna dair efsanevi bilgiler nakleder. Bu takvim 12 yılda bir tekrar eder ve bu yılların her birinde bir uğur olduğuna inanılır. Müellif, ayların ismi hakkında da bilgi verir.

Bütün bunların haricinde DLT, Türklerin folkloruna yani inanış, gelenek, halk şiiri, bilmece, ninni, atasözü, oyun, eğlence, spor, yemek kültürü, halk hekimliği, tarım, ev ve ev eşyaları, giyim ve bunun gibi pek çok halka ait hususiyetlere dair tafsilatlı bilgi içermesi, bunları Kâşgarlı Mahmud’un tam bir Türklük bilinci içerisinde sunması ve bu kitap ile pek çok ilklere imza atması açısından gün geçtikçe ve üzerinde araştırma yapıldıkça kıymeti büyüyen bir eserdir.

DLT’yi gören ve müellifi Kâşgarlı Mahmud’un ismini eserlerinde zikreden ilk kişi Aynî olarak da bilinen Ayıntaplı Bedreddin adında biridir.[22] Bu kişi Ikd el-Cümân fi Tarih-i Ehle’z-Zamân adlı eserinde Türklerle ilgili kısımda DLT’den istifade etmiş ve aynen alıntı yapmıştır.[23] Bu şahsın kardeşi olan Şehabeddin Ahmed de tarihle ilgili bir eserinde Kâşgarlı Mahmud’un DLT’sinden aldığı bilgilere yer vermiştir. Bundan başka Alim b. Muhammed’in yazdığı Tâcü’s-Saadet adlı eserde ve Ebu Hayyân’ın Kitâbü’l-İdrak adlı eserindeki bazı ifadelerden -Köprülü’ye göre- Kâşgarlı’nın eserini gördükleri anlaşılmaktadır. [24] Kâtip Çelebi de Keşfü’z-Zünûn’da DLT hakkında bilgiler sunmuştur.

 

Dîvânü Lugâti’t-Türk Hakkında Yapılan Çalışmalar

Eser üzerinde pek çok makale yazan ve araştırma yapan Carl Brockelmann, 1928’de eserin dizinini Mitteltürkischer Wortschatz adıyla yayımlamıştır. [25] Bu önemli çalışma, ilim âlemine büyük katkı sağlamıştır. Rusça, Macarca, Fransızca ve Almanca olarak DLT’ye dair çalışmalar yapılmıştır.

Türkiye’de bu eser ilk olarak Kilisli Rıfat (Bilge) tarafından üç cilt halinde 1917-1919 yılları arasında İstanbul’da basılmıştır. Sonra Konyalı Âtıf Bey, tercümesini yapmış olsa da TDK, bazı eksik ve yanlışlar gördüğü için basımına karar vermemiştir. Van milletvekili Tevfik Bey adında bir kişi de tercüme etmiş fakat diğerinden daha da hatalı bulunmuştur. Nihayet 1939-1941 yılları arasında Besim Atalay, DLT’yi üç cilt halinde Türkçeye tercüme etmiş ve tercüme TDK tarafından basılmıştır. Bundan iki sene sonra Atalay, 1943’te 4.cilt olarak eserin dizinini de hazırlamıştır. Dehri Dilçin 1957’de DLT’nin Arap alfabesine göre dizinini hazırlamış ve TDK bunu yayımlamıştır. 1990 yılında Kültür Bakanlığı tarafından eserin tıpkıbasımı yapılmıştır. Son olarak da Serap Tuğba Yurtsever ve Seçkin Erdi’nin hazırladığı çeviri, düzenleme ve uyarlama Kabalcı Yayınları arasından 2005 yılında yayımlanmıştır.

Yurt dışında eser hakkında ilk önemli çalışmayı yapan Özbek dilcisi Abdurrauf Fıtrat, “En Eski Türk Edebiyatı Numuneleri” adıyla DLT’deki şiir parçalarını almış ve Özbekçe çevirisini yapmıştır(Taşkent 1927).[26] Bundan başka DLT’nin Özbekçe çevirisi(1960-1967), Uygurca çevirisi(1981), Kazakça çevirisi(1997-1998) yapılmıştır. Son olarak 1982-1985 yılları arasında Robert Dankoff ve James Kelly, 3 cilt halinde eserin İngilizce çevirisi yapmışlardır.

Bütün bunların haricinde yurt içinde ve yurt dışında DLT hakkında çok sayıda makale yazılmış, tezler hazırlanmış ve kitaplar yayımlanmıştır.

Kâşgarlı Mahmud’un bu büyük eseri, gayretle incelenmeyi hak etmektedir. DLT üzerinde yapılmış çalışmaların neticesi, onun -adeta- tükenmeyen bir hazine olduğunu göstermektedir. Ömrünün büyük kısmını Türk dili, kültürü ve medeniyetini araştırma ile geçiren Mahmud, asırlar sonrasında hakkında hâlâ konuşulan bir kitap bırakmıştır.

Gerek Türk dilinin gramerini o dönem için titizlikle çalışmış olması, gerek Türk kültürünü geniş çaplı yansıtmış olması, DLT ve Kâşgarlı Mahmud için özellikle Kâşgarlı Mahmud’un hayatı hakkında dikkatli bir çalışmayı veya çalışmaları gerektirmektedir.

 

BİBLİYOGRAFYA

AKALIN, Şükrü Haluk, “Yazılışının 930. Yılında Divânü Lugâti’t-Türk ve Kâşgarlı Mahmud”, Bilim ve Ütopya Dergisi, yıl:2004, sy: 126, s.13-14.

AKÜN, Ömer Faruk, “Kâşgarlı Mahmud”, DİA, c.25, s.9-15.

ATALAY, Besim, Divânü Lugâti’t-Türk Tercümesi,I-IV, TDK Yayınları, Ankara 1985.

BANARLI, Nihat Sami, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 2001.

BİRTEK, Ferit, En Eski Türk Savları, TDK Yayınları, Ankara 1944.

CAFEROĞLU, Ahmet, Kâşgarlı Mahmud, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1970.

CAFEROĞLU, Ahmet, Türk Dili Tarihi, I-II, Enderun Kitabevi, İstanbul 1984, c.II, s.19-39.

EKBERZADE, Şahmar, “Divânü Lugâti’t-Türk ve Türk Maneviyatı”, Divânü Lugâti’t-Türk Bilgi Şöleni Bildirileri, Türksoy Yayınları, Ankara, s.57-61.

EKER, Süer, “Kâşgarlı Mahmut, ‘Divânü Lugâti’it-Türk’ (1077)”, Türk Edebiyatı Tarihi,I-IV, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, İstanbul 2007, c.I, s.201-207.

ERASLAN, Kemal, “Divânü Lugâti’t-Türk’te Aruz Vezniyle Yazılmış Şiirler”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, 1991, s.113-117.

KAÇALİN, Mustafa S., “Divânü Lugâti’t-Türk”, DİA, c.9, s.446-449.

KARAHAN, Abdülkadir, XIV. yy Sonlarına Kadar Türk Kültürü ve Edebiyatı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1985, s.11-19.

KÂŞGARLI, Mahmud, Divânü Lugâti’t-Türk: Çeviri, Uyarlama, Düzenleme, çev. Seçkin Erdi, Serap Tuğba Yurtsever, Kabalcı Yayınları, İstanbul 2005.

KAYA, Muharrem, “Divânü Lugâti’t-Türk’ün Halkbilimi Açısından Önemi”, Folklor/Edebiyat Dergisi, c.VIII, sy.XXXI, s.39-49.

KOCAOĞLU, Timur, “Modern Dilbilim Açısından Divânü Lugâti’t-Türk’e Bir Bakış”, Divânü Lugâti’t-Türk Bilgi Şöleni Bildirileri, Türksoy yayınları, Ankara, s.47-50.

KORKMAZ, Zeynep, “Kâşgarlı Mahmud ve Divânü Lugâti’t-Türk”, Türk Dili Üzerine Araştırmalar, c.1, TDK Yayınları, Ankara 1995, s.254-260.

KÖPRÜLÜ, M.Fuad, Türk Dili ve Edebiyatı Hakkında Araştırmalar, Kanaat Kitabevi, İstanbul 1934, s.33-44.

MENGİ, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi-Metinler, Akçağ Yayınları, Ankara 1944, s.27-28.

SAKAOĞLU, Saim, “Divânü Lugâti’t-Türk ve Türk Halk Şiiri”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, Ankara 1991, s.97-111.

SAKAOĞLU, Saim, “Divânü Lugâti’t-Türk’teki Atasözlerinin Anadolu’daki İzleri”, Divânü Lugâti’t-Türk Bilgi Şöleni Bildirileri, Türksoy Yayınları, Ankara, s.36-46.

Türk Ansiklopedisi, “Kâşgarlı Mahmud”,c.21, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974.

ÜLKÜTAŞIR, M. Şakir, Büyük Türk Dilcisi Kâşgarlı Mahmud: Hayatı, Şahsiyeti, Divânü Lugât’i, TDK Yayınları, İstanbul 1946, s.63-83.

[1] Ömer Faruk Akün, “Kâşgarlı Mahmud”, DİA, c.25, s.10.

[2] “Kâşgarlı Mahmud”, Türk Ansiklopedisi, c.21, s.390.

[3] Akün, s.11.

[4] M.Fuad Köprülü, Türk Dili ve Edebiyatı Hakkında Araştırmalar, İstanbul 1946, s.35.

[5] Besim Atalay, Divânü Lugâti’t-Türk Tercümesi, Ankara 1985, c.1, s.XV.

[6] Ahmet Caferoğlu, Türk Dili Tarihi, İstanbul 1984, c.II, s.20.

[7] Mustafa S. Kaçalin, “Divânü Lugâti’t-Türk, DİA, c.9, s.449.

[8] Seçkin Erdi, Serap Tuğba Yurtsever, Divânü Lugâti’t-Türk: Çeviri, Uyarlama, Düzenleme, s.11.

[9] Erdi, Yurtsever, s.11.

[10] Erdi, Yurtsever, s.12.

[11] Mine Mengi, Eski Türk Edebiyatı Tarihi-Metinler, Ankara 1994, s.27.

[12] Ahmet Caferoğlu, Kâşgarlı Mahmud, İstanbul 1970, s.57.

[13] Kemal Eraslan, “Divânü Lugâti’t-Türk’te Aruz Vezniyle Yazılmış Şiirler”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, Ankara 1991, s.115.

[14] Saim Sakaoğlu, “Divânu Lugâti’t-Türk ve Türk Halk Şiiri”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, Ankara 1991, s.97.

[15] Ahmet Caferoğlu, Kâşgarlı Mahmud, s.59.

[16] Ahmet Caferoğlu, Kâşgarlı Mahmud, s.38.

[17] Abdülkadir Karahan, XIV. yy Sonlarına Kadar Türk Kültürü ve Edebiyatı, İstanbul 1985, s.13.

[18] Ahmet Caferoğlu, Kâşgarlı Mahmud, s.35.

[19] M.Şakir Ülkütaşır, Büyük Türk Dilcisi Kâşgarlı Mahmud: Hayatı, Şahsiyeti, Divânü Lugât’ı, İstanbul 1946,s.77.

[20] Ahmet Caferoğlu, Türk Dili Tarihi, İstanbul 1984, c.II, s.22.

[21] Şahmar Ekberzâde, “Divânü Lugâti’t-Türk ve Türk Maneviyatı, Divânü Lugâti’t-Türk Bilgi Şöleni Bildirileri, Ankara, s.57.

[22] Köprülü, s.43.

[23] Atalay, s.XX.

[24] Köprülü, s.43.

[25] Köprülü, s.44.

[26] Timur Kocaoğlu, “Modern Dilbilim Açısından Divânü Lugâti’t-Türk”, Divânü Lugâti’t-Türk Bilgi Şöleni Bildirileri, Ankara, s.47.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.