Dil Devrimi Neydi? Ne Değildi?

Marmara Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Mesut Şen, son yılların en büyük polemik konularından olan dil devrimi konusuna eğildi.

Cumhuriyet’ten sonra yapılan “Dil Devrimi” dilimizin söz varlığına karşı yapılmış “bir sıfırlama operasyonu” mudur? Muhafazakârların diline persenk olmuş bir sorunsaldır bu! Türkçe sözlük yazarlarından D. Mehmet Doğan tarafından da dile getirilmiş. Buna sorunsal dedim çünkü kafalar ziyadesiyle karışık… Dil Devriminden önceki durumu şöyle özetleyebiliriz:

Klâsik Osmanlı döneminden itibaren dilimiz iyiden iyiye Arapça ve Farsçanın baskını üzerinde hissetmeğe başlamıştı. Bu durum 19. yüzyıla kadar artarak devam etti… Evet, dilimiz Türkçeydi… Osmanlıca dediğimiz dil de elbette bir Türkçedir. Çünkü grameri Türk dilinin grameridir, içinde çok fazla yabancı yapılar, kelimeler bulunsa da… Ancak Osmanlıca dediğimiz dilde kavramlar Arapça veya Farsçadan alınan kelimelerle karşılanıyordu. Türkçe sadece gramerde görülmekteydi, yani bazı sıfatlar, zarflar Türkçeydi, ki onların da sayısı giderek azalmağa başlamıştı; fiiller Türkçe kalmıştı, ki onların da çoğu yabancı kökenli isimlere getirilen etmek, eylemek, olmak gibi yardımcı fiiller getirilerek elde edilir olmuştu. Sağlam olarak kala kala dilimizin iskeletini oluşturan çekim ve yapım ekleri kalmıştı…

Bir kavram Türkçeye çevrileceği zaman bu kavram genellikle Arapça veya Farsça sözcükle karşılanıyordu. İşte 19. yüzyıla geldiğimizde durum özetle böyleydi… Osmanlı lügati dediğimiz söz varlığı, sadece Türkçe kelimeleri değil, bütün Arapça ve Farsçanın söz varlığını da içine alırdı.

Tanzimat döneminde Fransızcadan kelimeler de dilimize girmeğe başladı. Bazı kelimeler olduğu gibi dilimize girse de bazıları Tanzimat aydınları tarafından Türkçeleştirildiler. Ama nasıl Türkçeleştirildiler? Arapça veya Farsça sözlüklere bakılarak Türkçeleştirildiler tabiî… Arapça veya Farsça sözlüklerde karşılığını bulamadıklarını da söz konusu dillerin kurallarına göre türettiler: Franszca “critique” kelimesinin Arapça “nakd” kökünden “tef’îl” vezniyle “tenkîd” biçiminde türetilmesi gibi. Bu sözcük Arapçaya girdiyse biz Türklerin armağanıdır bugün…

Şu hâlde Osmanlı aydını da çatır çatır kelime türetti, türetmedi değil, ne var ki kavramları Arapçadan karşılıklar arayarak yaptı bunu. Bu yolla o kadar çok Arapçadan kelime türetildi ki bunun tiyatrosu bile yazıldı. Reşat Nuri Güntekin’in 1 perdelik komedisi “Arapça Değil mi Uydur Uydur Söyle” gibi. Veya Fransızcadan gelen yeni bir kavram için Arapçada olan eski bir kelimenin anlamı değiştirilerek karşılık arandı, örneğin “nation” kavramı gelince daha önce dilimizde “din” anlamıyla var olan “millet” kelimesinin “nation” karşılığında kullanılmağa başlanması gibi…

Cumhuriyet Ne Getirdi?

Cumhuriyet, ülkemize giren yeni kavramlar için Türkçe kökenli kök ve eklerle de kelime türetebileceğimiz fikrini akıllara getirdi. İşte bu sayededir ki birçok kavramı Türkçe kelimelerle anlıyoruz bugün…

Ana dili, bir insanın düşünce dilidir. Cumhuriyet bize ana dilimizi verdi, kavramları doğru anlayabilelim diye. Hiç bir kelimenin atıldığı filan yok… “Münevver” yerine “aydın” dendi ise ne var bunda? Münevver de sonuçta Fransızca “intellectuel” yerine türetilmedi mi Tanzimat aydınlarınca? O da Batılı bir kavram değil mi? İnsanları niye kandırıyorsunuz? Fransızca intellectuel yerine münevveri kullanıyoruz da aydın denilmesi niye rahatsız ediyor?

Muhafazakâr kanattaki bu vahim durum nereden kaynaklanıyor bilemiyorum, işi bilenler bile yapıyor bunu… Yalnızca karşı olmak için bazı şeylere karşılar sanırım, tıpkı muarızları gibi…

Dil Devrimi aşırıya kaçmış olabilir… Ülkemizde filoloji okulunun olmamasından kaynaklanan bazı yanlış uygulamaları olmuş olabilir… Ben Dil Devrimine şöyle bakıyorum: Dil Devrimi en azından özellikle yabancı dilden gelen kavramlar için öz dilimizle sözcük türetebiliriz anlayışını zihinlerimize yerleştirmiştir, bugünkü nesle ışık olmuştur, hataları bir tarafa…

Prof. Dr. Mesut ŞEN

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.