Dekadanlık Tartışması

Servet-i Fünûn döneminin en uzun ve önemli tartışması olan “Dekadanlık” tartışmasını da Ahmet Mithat başlatmıştır. Bu tartışma, adını da onun bir makalesinden alır. Ahmet Mithat, Servet-i Fünûncuların dilini eleştiren “Dekadanlar” adlı bir makale yazar. Bu yazısında Servet-i Fünûncuların dillerinin edebiyat ve dille haşır neşir olanlarca bile anlaşılmadığını ileri sürer. Burada bir karşılaştırma yaparak Servet-i Fünûncuların dilinin Veysilere, Nergisilere rahmet okuttuğunu söyler. İşte Ahmet Mithat’ın bu makalesi ve özellikle burada kullandığı “dekadan” sözcüğü, o günden sonra Servet-i Fünûncuları eleştirmekte kullanılan bir sözcük olur. Bu sözcük anılan dönemde kimi zaman bir ad, kimi zaman bir sıfat olarak kullanılır. Özellikle sıfat olarak kullanıldığında alay, hakaret, küçümseme ve hatta küfür niteliklerinden birini kazanır. Bundan sonra sadece Ahmet Mithat tarafından değil, Servet-i Fünûn Edebiyatı ve temsilcilerini beğenmeyen herkes tarafından olur olmaz, bilinir bilinmez kullanılır.

Bu eleştirirlere Servet-i Fünûncular önceleri önem vermezler. Bu nedenle eleştirileri dikkate alıp cevaplandırma gereği duymazlar. Ama polemik yapanların gözünde, susmak ve sessiz kalmak yenilmek anlamına gelmektedir. Bunu gören Servet-i Fünûncular yavaş yavaş kendilerini savunmaya başlarlar. Bu savunma gayet olgun bir üslûpla yapılır. Usul erkân dahilinde hareket ederler. Eleştirilere, dil ve edebiyat açısından yapmak istediklerini anlatmayı amaçlayan karşılıklar verirler. Ama ağır hücumlar karşısında onların da sabrı taşar ve zaman zaman sert karşılıklarda bulunurlar. Böylelikle dekadanlık meselesi iki kolda gelişir. Birinci kol ciddî tartışmaları kapsarken, ikinci kol gayriciddî olanlarını kapsar.

Bu ciddî yazılarda Servet-i Fünûncular öncelikle dekadanlık üzerinde dururlar. Cenap Şebabettin ve Hüseyin Cahit, Dekadizm ve dekadan sanatçılar hakkında düşüncelerini ortaya koyarlar. Dekadizm’den ne anladıklarını açıkladıktan sonra kendilerine yöneltilen eleştirileri ve yapılan dekadanlık yakıştırmasını uygun görmediklerini belirtirler. Fakat eski cephesinin eleştirileri kesilmez. Bazı Servet-i Fünûncular “İki Söz” , “İki Söz Daha” başlıklı makalelerle savunma yaparlar . Bunlardan Süleyman Nesip’in makalesi oldukça ayrıntılıdır. Süleyman Nesip bu yazısında bazı eleştirilerde doğruluk payı olduğunu kabul eder, ama her şeye rağmen Servet-i Fünûncuların yaptıklarını hem beğenir, hem onaylar.

Süleyman Nesip’i “Tekâmül ve Terakkî” adlı uzun makalesiyle Ahmet Rasim karşılar. Servet-i Fünûncuların zaman zaman güzel eserler ortaya koyduklarını kabul etmekle birlikte genel olarak yaptıklarını dil ve edebiyatımız için zararlı bulur. Dekadanlık tartışmaları böyle sürüp giderken işe Şemsettin Sami karışır. Bir tanzimat sanatçısı olan Şemsettin Sami de Servet-i Fünûncuları destekler. Bu destek dekadanlık tartışmasını sonuca yaklaştırır. Bundan sonra Ahmet Mithat, “Teslîm-i Hakikat” i yazar ve Servet-i Fünûnculara söylediği sözleri geri alır. Böylelikle tartışmanın ciddî sayılabilecek cephesi kapanmış olur. Bu boyutta eleştiriler şu noktalarda toplanır:

Servet-i Fünûn edebiyatı taklitçi bir edebiyattır. Fransız edebiyatını taklit eden Servet-i Fünûncular kopya sayılacak eserler ortaya koymuşlardır. Taklit içerikle sınırlı kalmamıştır. Dil alanında da Fransızeanın etkisinde kalınmış, Fransızca cümle yapısından kimi özellikler Türkçeye taşınmıştır. Servet-i Fünûncular söz varlığı açısından da büyük eleştirilerle karşı karşıya kalmışlardır. Fransızcada karşılaştıkları imgeleri dilimize Arapça ve Farsça sözcükler aracılığıyla ve tamlamalar biçiminde aktarmışlardır. Ayrıca bu tamlamalar, kullanımı yaygın ve tanınan sözcüklerle değil, sözlüklerden çıkartılan az tanınan sözcüklerle yapılmıştır. Dil konusunda Servet-i Fünûn’a yöneltilen başka bir eleştiri de, dili havas (seçkin) ve avam (halk) dili olarak ayırmaları noktasında olur.

Bu eleştiriler karşısında Servet-i Fünûncular kendilerini savunmak durumunda kalırlar. Yeni duyguların, düşüncelerin ancak yeni ve özgün sözcüklerle anlatılabileceğine inanmaktadırlar. Servet-i Fünûn dil ve üslûbunu ihtiyaçlar ve zorunluluklar doğurduğundan dekadanlık suçlamalarını da kabul etmezler. Onlara göre Dekadizm yeniliği ve özgünlüğü savunan bir akımdır. Dekadizm sözcüğünün olumsuz anlamda kullanılmasını uygun görmezler. Dekadizm’i savunan üyeleri olsa da genel olarak Servet-i Fünûncular Dekadizm ve Sembolizm‘e bağlı olmadıklarını da söylerler.

Dekadanlığın ciddî olmayan boyutunda da işlenenler ve yapılan eleştiriler pek farklılık göstermez. Bu kısımdaki yazılar daha çok örnekleri kapsar. Bu yazılarda düşünsel yön zayıflamış, alay, hakaret, sataşma ön plâna çıkmıştır. Servet-i Fünûncularla alay eden, onlara en fazla sataşanlar arasında iki ad dikkati çeker: Ahmet Rasim ve Mehmet Celal. Ahmet Rasim bu işi Şehir Mektûpları’nda, Mehmet Celal ise İrtikâ dergisinde “Münekkit Mektupları”, “Tercüme Numuneleri” ve “Âsâr-ı Dekadaniyye Numuneleri” başlıklı köşelerde yapar.

Dekadanlığın ciddî olmayan boyutu olarak nitelendirdiğimiz bu kısımda imzalılar yanında imzasız olan yazılar da yer alır. Yazıların bir kısmı ise müstear (takma) adlarla yazılmıştır. Bu köşelerde yer alan yazıların çoğu düzyazı, bir kısmı ise şiirdir. Şiirlerde Servet-i Fünûncuların eserlerinde yer alan tamlamalar, sözcükler, imgeler değişik biçimlerde kullanılarak onlarla alay edilir. Tabiî bunların bir kısmı da espirili bir biçimde değiştirilmiştir. Bu şiirlerde Servet-i Fünûncuların uyak anlayışı da alaya alınarak eleştirilmiştir.

Dekadanlık tartışmasında gazeteler daha ciddî bir tavır takınmışlardır.Tarafsız davranmaya özen gösterdiklerinden her iki tarafın yazılarına da sayfalarında yer vermişlerdir. Gayriciddî nitelikte yazılar ve tartışmalar daha çok dergilerde yer almışlardır. Servet-i Fünûn dergisi tek başına bir cepheyi oluştururken, karşısında çok sayıda dergi ve gazete bulur. İrtikâ ve Malûmat bunların başında yer alır. Servet gazetesi de bu cephenin en önemli yayın organı olur. Farkedilecek bir biçimde Servet-i Fünûncuların yanında yer alan gazete Tarîk olmuştur. Hatta tartışmayı başlatan Ahmet Mithat’ın, tartışmanın bitmesinde rol oynayan yazısı “Teslîm-i Hakîkat” de Tarîk’te yayımlanır.

Dekadanlık tartışmasında üç ad öne çıkar: Ahmet Mithat, Şemsettin Sami ve Hüseyin Cahit. Bilindiği gibi Ahmet Mithat tartışmanın başlatıcısı, bir yerde sorunun kaynağıdır. Şemsettin Sami ise sorunun çözümünde payı olan kişidir. Hüseyin Cahit ise bu tartışmalarda Servet-i Fünûn’un en ateşli savunucusudur.

En ateşli savunucu olarak en çok eleştirilen ve uğraşılan o olur. O, hem savunma yapmış, hem de yeri geldiğinde rakiplerinin silahlarını da kullanarak hücuma geçmiştir. Bu tartışmada Servet-i Fünûncular daha ağır başlı davransalar da suskun kalmamışlardır. Sık olmamakla birlikte onlar da hırçın ve tarizkâr olmuşlardır. Ama eski taraftarlarının çoğu pişmanlık göstermezken, yeniciler kimi yazılarıyla öz eleştiri yapmışlardır. Biraz gecikmeli de olsa bu gerçekleşmiştir. “Timsâl-i Cehâlefte Ahmet Mithat için ağır sözler söyleyen Tevfık Fikret, “Veli Baba” şiirinde onu peygambere benzetmiştir. Ahmet Rasim’e karşı Hüsey

Bir yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.