Bozkırdaki Çekirdek

Edebiyatımızın aykırı seslerinden biri olan Kemal Tahir, Bozkırdaki Çekirdek ile bir tabuyu daha yıkıyor. Belki de bugünkü çarpık eğitim sisteminin sonucu olarak geçmişte denenen bazı uygulamalar günümüz sorunlarına çare olarak görülüyor. Günümüzde halen devam eden
Köy Enstitüsü romantizmi de bunların en başında geliyor.

Köy Enstitüsü projesi kusursuz şekilde işlerken, tam köylümüz aydınlandı derken; Demokrat Parti ile ağalar el ele vererek bu muhteşem projeyi sonlandırdılar. Bu ve benzeri bakışları Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mahmut Makal gibi enstitü çıkışlı yazarlardan çok okuduk. Bu kitapta da meseleye farklı bir gözden bakıyoruz.


Kemal Tahir, toplumsal ve tarihsel düşüncelerini okuyucuyu anlatmakla görevli roman kişileri yaratır ve zamanı gelince bu “sahibini sesi” konuşmaya başlar. Bozkırdaki Çekirdek’te bu vazife müfettiş Şefik Erten’e verilmiş ve yazar, müfettişin ağzından Osmanlıdan Cumhuriyete aktarılan yukarıdan aşağıya devrimleri (?) acımasızca eleştirmiş.

Olaylar 1943 yılında geçer. 14.enstitü açılmak üzeredir. Ancak Enstitülerin altı, parti içinden ince ince oyulmaktadır. Çünkü parti içi muhalefete göre bu proje başbakan olmak isteyen ve bu uğurda her şeyi göze alan Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, bu okulları kullanmaktadır.

– Benim bildiğim Millî Şef solda sıfırım diyenden başvekil çıkarmaz!

– Valla ben o inançta değilim! Bugünün gözde işi: Eğitim! Gözde vezir eğitim bakanı… ‘ Adamlarını yerleştirdi kilit noktalarına… Bakanlığı gerektiği zaman kendi yararına kullanmak niyetinde! diyorlar. Köy Enstitülerinde yetiştirdiği öğretmenlerle, önce halkodalarını, sonra halkevlerini tutacak, aşağıdan yukarıya partiyi ele geçirmeye çalışacak. (S7)

Kemal Tahir’in asıl tezi Enstitülerin temel çıkış noktasının yanlış olduğudur. Bu durum siyasi çekişmelerden daha vahimdir. Yazar, Enstitüleri bir “köy kalkındırma projesi” olarak görmemiş, bunu da İsmail Hakkı Tonguç’un “Canlandırılacak Köy” adlı eserindeki temel prensiplere dayandırmıştır. Bütün siyasi dayatmalardan uzak tutulması gerektiğini savunduğumuz egitimin bu projesinde birinci oncelik köyün refahı ve kalkınması degil, rejim meselesidir. Müfettiş Şefik’in ağzından dinleyelim:

– “Canlandırılacak Köy… iyice taradım… Ana kitaptaki ana prensibin özeti şu:” Rejimi yarı aydınların suikastinden koruyacak tedbirleri almayı hiç ihmal etmemek lazımdır. Bunun için de köy kaynağından, hayata daha kuvvetli bağlarla bağlı, çağımızın uygarlığının işlerini başarmaya daha yatkın taze elemanı bol bol alarak ve onların karakterini bozmayacak müesseselerde de yetiştirerek Cumhuriyeti besleyecek hakiki işadamlarını yetiştirmek lazımdır.” Ne demektir bu Halimcim! Birinci planda, rejim meselesi var, hem de bugünkü tek parti rejimi… (s155)

Köy için yeterince bilgi

Ayrıca, yazara göre Enstitülerde bugün sanılanın aksine ideal eğitim verilmemektedir.

-“1928den bu yana 20 yıl geçti, okuma yazma bilmeyenler yüzde yetmiş… Yeni harfler kolaydı da, niçin okumadı millet? Çünkü köylünün okuma yazmayla görecek bir işi yok. O kadar yok ki, öğrenenler bile kısa zamanda unutuyor. Sen şimdi köylü çocuğunu alacaksın, yarım yırtık okutup köye salacaksın!

-Yok, yarım yırtık! Köy için yeterince…” (s153)

Çocuğa modern dünyanın prensipleri değil yarım yamalak rençberlik bilgisi verilmeye çalışılmıştır. Kendi kendine yeten köy düşüncesi ile “köy için yeterince bilgi” ilkesi uygulanmıştır. Zaten bu söz bile köylü ile şehirliyi en baştan ayırmak demektir.

Bozkırdaki Çekirdek’in yayınlanmasının ardından geçen elli yılda eğitim alanında pek bir ilerleme kaydettiğimiz söylenemez. Çünkü hala şu can alıcı soruyu soramıyoruz: Köylü bizden nasıl bir eğitim istiyor?

“Çekirdeği olsa, bozkır kalır mıydı bozkır? “

– Bu işe mucize diyenler artıyor. Seni bilmem ama ben usandım, MUCİZELER MEMLEKETTi vatandaşı olarak yaşamaktan. Hem mucizeden mucizeye hopluyoruz hem kıçımızda donumuz yok… Anadolu köylüsünün çile çekme gücüne sarıldık. Çekirdeği olsa, bozkır kalır mıydı  bozkır ?

Bir yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.