Aşk ve Öbür Cinler Özet

 

6 Ekim 1949, önemli haberlerle dolu bir gün değildi. Muhabir olarak ilk yazılarımı yazdığım gazetenin yazı işleri müdürü şu emri verdi : “ Oralarda bir dolaş bakalım, yazacak neler bulabileceksin.” Yüzyıldan beri hastaneye dönüştürülmüş olan bu tarihi manastır, yerine beş yıldızlı bir otel yapılmak üzere satılacaktı. Kilisenin mahzen mezarlarında üç kuşaktan piskoposlar, başrahibeler ve daha başka ileri gelenler gömülüydü. İnşaat için atılacak ilk adım, bu mezarları boşaltıp, kalıntıları çıkabilecek isteklisine teslim etmek, geri kalanları da ortak bir çukura gömmek olacaktı. Kullandıkları yöntemin ilkelliği beni şaşırtmıştı. Mihrabın yanındaki üçüncü oyukta, ilk kazma darbesiyle parçalanmış mezardan yoğun bakır renginde canlı bir saç yığını ortaya çıkmıştı. Ustabaşı, işçilerin de yardımıyla bunları tümüyle dışarı çıkarmak istedi, ama saçları ne kadar çok çekerlerse o kadar uzun ve gür görünüyorlardı; sonunda hala bir kız çocuğunun kafatasına yapışık son saç telleri de dışarı çıktı. Oyukta birkaç parça kemikten başka bir şey kalmamıştı. Delik deşik olmuş mezartaşında ise, soyadı bulunmayan bir ad okunabiliyordu: Sierva Maria de Todos los Angeles. Yere yayılan o harikulade saçlar, yirmi iki metre on bir santim uzunluğundaydı. Ustabaşı en ufak bir şaşkınlığa kapılmadan, insan saçının ölümden sonra da ayda bir santim uzadığını anlattı bana; yirmi iki metre de iki yüz yıllık bir süre için normal bir ortalama görünmüştü ona. Oysa bu olay bana hiç de olağan gelmemişti, çünkü çocukluğumda büyükannem, saçları arkasında bir gelin duvağı gibi yerlerde sürünen ve bir köpek ısınması sonucu kuduzdan ölerek, gerçekleştirdiği pek çok mucize nedeniyle Karayib halkları arasında yüceltilen, on iki yaşında küçük bir markizin efsanesini anlatırdı bana. İşte o mezarın onun olabileceği düşüncesi, gazeteye o gün yazdığım haberi ve bu kitabın kökenini oluşturdu.

Gabriel Garcıa Marquez – 1994

ROMAN ÖZETİ

Alnında beyaz renkli bir lekesi bulunan kül rengi köpeğin, aralık ayının ilk pazar günü ısırdığı dört kişiden birisi on ikinci yaş gününü kutlamaya hazırlanan, Casalduero markisinin tek kızı Sierva Maria de Todos los Angeles’ dı. Sierva Maria kendisini Gine’den gelen kölelerin satıldığı alanın curcunasına kaptırır ve bu sırada sol ayak bileğinden ısırılır. Kızın hizmetçisi bu yaranın fark edilmeyeceği düşüncesiyle hiç teleşa kapılmaz. Küçük kıza limon ve kükürt tedavisi uygulayıp, kızın eteğindeki kanları temizler. Artık kimse on ikinci yaş eğlencesinden başka bir şey düşünmemektedir.

Kızın annesi, Casalduero markisinin ünvansız eşi Bernarda Cabrera, göstermelik aristokrasi denen bir sınıfa dâhil, baştan çıkarıcı, azgın bir melezken bala ve kakao tabletlerine aşırı düşkünlüğü nedeniyle fermente olup birkaç yıl içerisinde silinip gider ve kızını bile tanıyamayacak hale gelir. Kölelerle beraber yaşayan Sierva Maria’nın içinde yaşadığı ev birinci marki zamanında kent içinde ayrı bir kent gibiyken, Sierva Maria’nın babası Ygnacio’nun mirası devralmasından sonra, Barnarda’nın doymak bilmez kötü alışkanlıkları yüzünden her şey yitirilir. Evi çekip çeviren sadık zenci kadın Dominga de Adivento’nun da ölümüyle evde hiçbir düzen kalmaz. Anne babasının büyük ilgisizliğinde Sierva Maria’yı büyüten Dominga’dur

Sierva Maria karşıt güçlerin birleştiği noktada büyümektedir. Annesinden çok az şey almıştır. Oysa babasının sıska bedeni, şifa bulmaz sıkılganlığı, solgun teni, kederli mavi gözleri ve ışıltılı saçlarının saf bakır rengi kızda da vardı. . Evde sözü geçen tek kişi olan Dominga’nın emrine uyan genç köle kızlar, her gün Sierva Maria’nın yüzünü kömür karasıyla boyayarak vaftiz göğüslüğünün üstüne ermişlik kolyeler takarlar, o güne kadar hiç kesmedikleri upuzun saçlarını tararlar. O uzun saçlar Sierva Maria’nın babası markinin adağıdır. Kız evlenene kadar o saçlar kesilmeyecektir.

Kölelerin düzenlediği doğum günü eğlencesinden iki gün sonra, hizmetçi kız Sierva Maria’nın ısırıldığını bir dikkatsizlik sonucu Bernarda’ya anlatır. Küçük kızın vücudunu inceleyen Bernarda yarayı bulur ancak şehirde kuduz vakası sıklıkla görülmesine rağmen bu durumun aile şerefini zedeleyeceği düşüncesiyle durumu Ygnacio ‘ya açmaz. Kızı ısıran köpeğin leşinin ağaca asılması bile Bernarda’yı kaygılandırmaya yetmez. Ocak ayının başlarında bir gün Sagunta adıyla tanınmış bir gezgin yerli kadın Ygnacio’nun kapısını çalar ve onu kuduz tehlikesine karşı uyarır. Kızının da ısırıldığını öğrenen marki eşinin tüm kayıtsızlıklarına rağmen, kızını hayatta tutabilmek için elinden gelen her şeyi yapmaya karar verir. Ygnacio, hastalık hakkında bilgi almak için gittiği San Lazoro tepesindeki Amor de Dios hastanesinden dönerken Abrenuncio ile karşılaşır. Abrenuncio, İspanya’daki baskı yüzünden göç etmek zorunda kalmış biridir. Büyücü ve ağzı bozuk biri olarak tanınmasına rağmen kimse onun ilminden şüphe etmemektedir. İlk başlarda derdini Abrenuncio’ya söylemeyen marki daha sonra olayı anlatır ve Sierva Maria, Abrenuncio tarafından tedavi edilmeye başlar. Bu sırada Ygnacio da evdeki kontrolü yeniden ele almak adına bir takım düzenlemeler yapmaktadır. Bir müddet kızı tedaviye gelen Abrenuncio kızın yarasının tehlikeli bölgeden uzak olduğunu beklemekten başka bir çareleri olmadığını söyler.

Abrenuncio’ya göre kıza gerekli olan tek şeyi kızın mutlu edilmesidir.

– Mutluluğun iyi edemediğini iyileştirebilecek ilaç yoktur.

Mart ayına doğru şehirde kuduz tehlikesi geçmiş gibidir. Marki geçmişteki hatalarını onarmaya çalışarak Abrenuncio’nun önerdiği mutluluk reçetesini uygulamaya koyar ve kızın kalbini fethetmeye çalışır. Geçen iki ay süresince bambaşka bir havaya bürünen şehirde baba- kız çeşitli meşgalelerle vakit geçirmektedir. Sierva Maria’ nın bir gün ateşlenmesi üzerine, ev ahalisinden biri çok yaygın bir batıl inanca dayanarak “zavallı kız köpeğe dönüşmeye başladı “ demesi üzerine marki daha fazla umuda ihtiyaç duyar. Kentte ne kadar eczacı, hekim varsa hepsini getirtir. Bunların Sierva Maria’ya arka arkaya uyguladığı ilkel yöntemler adeta işkence halini alır. Sİerva Maria’nın kapanmakta olan yarası bu yöntemlerle iyice meydana çıkar.

Genç kızın durumundan telaşa kapılan bölge piskoposu Don Toribo de Caceres y Virtudes markiye acil davet gönderir. Piskoposa göre kuduz hastalığı, şeytanın insan ruhuna girmesinin bir yoludur. Tedaviyi ancak tanrı yapabilir. Piskopos bunları söylemekle kalmaz bir Yahudi olan Abrenuncio’yu kötüler. Abrenuncio’nun son adı Portekizce’de köpek anlamına gelmektedir ve bunlar tesadüf olamaz. Psikoposun markiye teklifi kızın kiliseye emanet edilmesidir. Başka çaresi kalmayan marki bu teklifi kabul eder. Biricik kızı Sierva Maria’yı süsleyerek Santa Clara manastırına getirip bir rahibeye teslim eder. Bu kızını son görüşüdür.

Kapıda Sierva Maria’yı teslim alan rahibe onu bir rahibe adayına teslim eder. Rahibe adayı Sierva Maria’yı mutfağın curcunasına sokmak istemezve onu bir banka daha sonra almak üzere bırakır ama dönüşte onu orada unutur. Daha sonra oradan geçen iki rahibe adayı kızın takılarıyla ilgilenir. Rahibe adaylarından birisi kızın yüzüğünü alır. Bunun üzerine diğeri de kolyesine yönelir ancak Sierva Maria bir yılan gibi atılıp rahibe adayının elini ısırır. Az sonra mutfakta kalan iki zenci köle kızın boyunundaki ermişlik kolyesini görüp ve kızı mutfağa götürürler. Sierva Maria mutfakta kendini bulmuş gibidir. Kölelerle çok iyi vakit geçirir. O sırada başrahibe Josefa Miranda dışında herkes kızın mutfakta olduğunu öğrenmiştir. Yerel piskoposluğa karşı hınç dolu olan başrahibe, manastırın için dolduran tek sesli bir şarkı duyduğunda öğle uykusundan yeni uyanmıştır. Kime ait olduğunu öğrenmek için sesi takip eder, hızla hizmetkârlar avlusuna gelir ve boyunundaki haçı kaldırarak “ Kutsal Meryem Ana” diye haykırır. Josefa Miranda’ya göre kız şeytanın evladıdır. Sierva Maria’ yı zorla yakalayıp kova kova suyla yıkarlar. Daha sonra zindana kapatırlar. O günden sonra manastırda ne olsa sorumlusu Sierva Maria bilinir. Rahibe adayları Sierva Maria’nın esrarengiz güçleri olduğu yönünde dedikodular çıkarır ve bunlar tutanaklara geçirilir.

Sierva Maria, şeytan kovma ayinine hazırlandığı bu günler Caselduero markisi için yas günleri olur. Marki yaptığı işten pişmanlık duymakta ve kızı kilisenin elinden kurtamanın yollarını aramaktadır. Sierva Maria’nın şeytan kovma ayinine hazır olduğu piskoposa pazartesi günü bilidirilir. Kilise kütüphanesinde görevli olan Cayetano Delaura ile beraber oturan piskopos, kendisine kitap okuyan Delaura’nın, kitabı birçok kez yanlış okuması ve okurken devamlı takılması üzerine “Ne düşünüyorsun?” diye sorar. Delaura irkilir ve kızı düşünüyordum diye cevap verir. Delaura kızla daha önce hiç karşılaşmamasına rağmen kızı rüyasında görmüştür. Rüyasını piskoposa anlatır. Rüyadan çok etkilenen piskopos şeytan kovma işini bu konuda tecrübesi olmayan Delaura’nın üstlenmesini ister. Delaura tereddütleri de olsa bu görevi kabul eder. Derhal işe başlayan Delaura, kızın kapalı olduğu hücreye gider. Hücre mide bulandıracak derecede pislik doludur. Delaura kızı muayene eder. Kızın vücudu, sahte hekimleri uyguladıkları ilkel yöntemler nedeniyle sıyrıklarla, çürüklerle doludur. Sierva Maria kilise ahalisine ( mutfaktaki köleler dışında ) uyguladığı sert tutumu Delaura’ya karşı da uygular. Delaura, kıza zarar vermek istemediğini, amacının içine girmiş olma ihtimali bulunan cini çıkarmak olduğunu kıza söyler ancak kız tüm bunlara karşı kayıtsız tavrını sürdürür. Delaura muayene sonrası kızın yaralarına merhem sürüp kitaplığa çıktığında aklında sadece Sierva Maria vardır. Birkaç gün sonra kızı tekrar ziyarete gittiğinde, kız onu yine asık suratla karşılar. Sierva Maria her zamanki gibi yemeğini yememiştir. Delaura kızın yemeğinden bir kaşık alır ve yemeğin iğrençliğini fark eder. O günden itibaren kıza gizlice yemek getirmeye başlar. Delaura kızın yangılı ayak bileiğini tedavi ederken kızın gözleri yaşarır, tüyleri diken diken olur. Delaura kızı yola getirdiğine inanarak onu yatıştırır. Kızın ayak bileğindeki zincirleri çözmeye cesaret eden Delaura, kızın bir anda üstüne atılmasıyla neye uğradığını şaşırır. Sierva Maria, Delaura’nın yüzünü gözünü tırmalamış, ellerini ısırmıştır. Delaura’nın üçüncü ziyaretinde Sierva Maria sakinleşmiştir. Sierva Maria, açlığını biraz olsun bastırması için Delaura’nın kendisi için getirdiği tatlıyı alır ve yer. Daha sonra Sierva Maria, Delaura’ya eline ne olduğunu sorar. Delaura “ küçük, kuduz bir köpek ısırdı” yanıtını verir. Sierva Maria uzun zaman sonra ilk defa güler, “ Ben hastalıktan daha beterim” yanıtını verir. Delaura’nın buna yanıtı ise “ Bu acıya dayanacak olana elbet yaparsın” olur. Delaura artık hiçbir zaman hissetmediği bir ruh hali içerisindedir.

Şehirde gözlenen güneş tutulması manastır ahalisi tarafından Sierva Maria’nın işi sayılıp, kötüye yorulurken Delaura’nın aklı sadece Sierva Maria’dadır. Kızın ziyaretine tekrar giden Delaura, hücrenin kapısına geldiğinde kalbi fıralayacak gibi olur, ayakta durmakta güçlük çeker. Sierva Maria’nın hücre komşusu, tek eğlencesi Martina Laborde ona; güneş tutulmasından sonra öleceğini söylemiş, Sierva Maria’yı bu duruma inandırmıştır. Durumu öğrenen Delaura kızı sakinleştirmeye çalışır. Sierva Maria bir an durur ve Peder Delaura’ya kendisini neden tedavi ettiğini sorar. Delaura “ Çünkü seni seviyorum.” Cevabını verir.

O ayın sonunda şehirden gelen genel vali Don Rodrigo de Buen Loranzo ve eşi için manastır tadilata alınmış, o hengâmede Sierva Maria unutulmuştur. Valinin eşi, manastırda içine şeytan girmiş genç bir kız bulunduğu haberini alınca heyecanlanır, bir an önce kız görmek ister. Manastırı ziyarete gelirler. Valinin eşinin Sierva Maria’yı görmesiyle ona ısınması bir olur. Onu genel valiye gösterir.” Bu kızı cin çarpmış” der. Burgos’tayken cin çarpmış birisini gören, buna inanmak istemez. Kızı kendi hekimleri tarafından da kontrol ettirir. Hekimler Sierva Maria’da hiçbir kuduz belirtisi bulamaz, bulaşma ihtimalinin olmadığını söylerler. Bu ziyaretin kıza tek faydası odasında bir takım iyileştirmeye gidilmiş olmasıdır.

Peder Delaura, Sierva Maria’ ya cin çarptığına inanmamaktadır. Bu durumu kanıtlayabilmek için manastır kurallarını çiğnemeyi göze alarak markiyi ziyaret eder. Marki bitmiş durumdadır. Tek isteği ölmeden önce kızını bir kez daha görebilmektir. On iki sene boyunca kızıyla ilgilenmemiş olması nedeniyle marki Delaura’ya kızı hakkında hiçbir bilgi veremez ancak onu bir zaman kızını muayene etmiş olan Abrenuncio’ya yönlendirir. Delaura çekinerek de olsa Abrenuncio’nun evine gelir. İkili bir zaman bilimsel sohbetlerde bulunduktan sonra Delaura, Abrenuncio‘nun bilgisine, kütüphanesine hayran kalır. Abrenuncio’nun kütüphanesinde, Delaura’nın çok değerli bulduğu fakat “kutsal mahkeme” nin yasakladığı nadide eserler bulunmakta, Delaura bunlardan ayrılmak istememektedir. Bir süre sonra Delaura, Abrenuncio’ya içini açar, orada bulunmasının gerçek nedenini bilmediğini söyler. Abrenuncio:” Kendinize eziyet etmeyiniz. Belki sadece onun hakkında konuşma ihtiyacı duyduğunuz için buradasınız” der. Bu sözler üzerine Delaura kendini çırılçıplak hisseder. Hızlıca oradan ayrılır. Bu duygu içerisinde Sierva Maria’yı görme özlemine dayanamayan Delaura geç vakte aldırmadan, gizlice kızın hücresine girer. Sierva Maria’yı korkutarak uyandırır. Kızın hoşuna gideceği düşüncesiyle ayağındaki kayışı gevşetir. Sierva Maria korkusunun etkisyle “Bırakın beni! Donunmayın bana! “ çığlıkları ile beraber Delaura’ya tükürükler yağdırır, tekmeler savurur. İşte o anda Delaura cin çarpmış kişinin gerçek görüntüsüyle karşılaşır. Sierva Maria’nın saçları Medusa’nın başına dönmüştür. Kız, ağzından yeşil salyalar saçarak küfürler etmektedir. Delaura haçını çıkartıp kıza doğru uzatır. Bu sırada yetişen gardiyanlar Sierva Maria’yı güç bela sakinleştirir. Şeytanın aşağılattığı Sierva Maria’nın dehşet içindeki görüntüsü dışında bir şey düşünemeyen Delaura, kızın izlerini içinden söküp atamana kadar kendisine nefretle vurmaya başlar. O sabah piskopos Delaura’yı kanlar içinde bulur. Delaura : “ İblis bu hocam. Hepsinin en kötüsü…”

Delaura, piskoposa hesap vermiş, “gerçek suçu” hariç her şeyi anlatmış, manastırdan uzaklaştırma cezası almıştır. Delaura’nın cazalandırılmasının ardından önde gelen din adamları, şeytanın eninde sonunda kendisini kovmak isteyeni de çarpacağı teziyle piskopostan Delaura’nın affedilmesini ister. Ancak piskopos kesinlikle yumuşamaz. Bu sırada hücrede kalan diğer kişi olan Martina, Sierva Maria’nın bakıcığılığını üstlenmiştir. Hücresinde ölümü bekleyen Martina’nın tek umudu Sierva Maria’nın cinlerle olan ilişkisidir. Sierva Maria can sıkıntısını gidermek için hücre komşusuna oyunlar oynar ve ona sözde cinlerinden bahseder.

Ceza olarak cüzamlılar hastanesinde sabah beş ayinini yönetmekle görevlendirilen Delaura, kendisini şanslı hisseder. Ancak ilerleyen günlerde Sierva Maria sevgisi kendisini yeniden hissettirmeye başlar. Delaura, tesadüfen karşılaştığı, daha sonra kendisini birkaç defa ziyarete gelen Abrenuncio ile sohbetlerinden sonra iyiden iyiye Sierva Maria’yı özlediğini hisseder. Ne pahasına olursa olsun o yeniden görmek istemektedir. Bir gece vakti manastırın yanına gelen Delaura etrafı iyice araştırdıktan sonra manastıra yiyeceklerin girdiği geçidi hatırlar ve o geçitten manastıra girer. Sessizce zindana iner. Kapıyı parmaklarının ucuyla iterek kızın hücresine girer. Artık kızına bakirliğini hissedebilecek kadar ona yakındır. Bu ani ziyaret karşısında şaşkına dönen Sierva Maria “Gidin buradan yoksa bağırırım” der. Delaura ise “ Öldürseler gitmem, istediğin gibi bağırabilrsin” yanıtını verir. Sierva Maria ne yapmasını gerektiğini bilmez haldedir. Delaura yatağın kenarına oturur, çektiği cezayı ayrıntılarıyla Sierva Maria’ ya anlatır. Delaura oradan iki saat sonra, mutluluk içinde ayrılır. Delaura ayrılırken Sierva Maria, o sevdiği tatlıdan aldığı sürece gelebileceğini söyler. Ertesi gece Delaura o kadar erken saatte gelir ki, manastırda hala dolaşanlar vardır. Üçüncü gece kızın kandiline yağ getirir. Dördüncü gece saatlerce kızın bitlerini ayıklar. Kızın saçları tertemiz olup tarandığında, Delaura arzunun verdiği buz gibi terleri hisseder. Düzensiz soluklarla kızın yanına uzanır. İkisi de ne yapacaklarını bilmemektedirler. Kız konuşmaya cesaret eder, Delaura’nın yaşını sorar. Delaura otuz üç yaşındadır. Yaş farkını düşünüp efkârlanan Delaura içini çekerek kıza bir dize okur.

Ah o tatlı anlar, artık benim olmayan.” Kız bu dizeleri anlamaz ama hoşuna gider ve ondan tekrar okumasını ister. Şiiri daha duygulu biçimde yeniden okuyan Delaura, Sierva Maria’ya onu düşünmediği tek bir anının bile olmadığını, hayatta en çok istediği şeyin onunla birlikte ölmek olduğunu itiraf eder. Daha fazla devam edemez. Kolunu kıza yastık yapar birlikte uyumadan, konuşmadan öylece sabaha kadar yatarlar. Sabah beş ayinine yetişmesi gereken Delaura apar topar oradan ayrılır. Delaura ayrılmadan ömce Sierva Maria, ona sedef ve mercan boncuklu, on sekiz karış uzunluğundaki o değerli Oddua kolyesini hediye etmiştir. Bu ziyaretler sonucu Sierva Maria, Delaura aşkı resmen başlamıştır. Daha sonraki günlerde, birlikte oldukları zamanlarda huzur dolu yalnızca birkaç an geçirebilirler. Bu anlarda aşk acılarını konuşmaktan bıkmazlar, birbirlerini öpücüklere boğarlar, hüngür hüngür ağlayarak birbirlerine dizeler, şarkılar okurlar. Güçlerinin son damlalarına kadar arzu bataklıklarında çırpınırlar. Bitkin ama el değmemiş olarak… Tutkularına ara verdiklerinde birbirlerine aşırıya kaçan deneyler uygularlar. Sierva Maria, kendisi uğruna her şeyi yapabileceğini söyleyen Delaura’ya çocukça ve acımasızca davranır. Bir keresinde kendi için bir hamamböceği yemesini ister. Delaura kızın kendisi engellemesine fırsat vermeden böceği alır, canlı canlı ağzına atar.

27 Nisan günü şafak sökerken, Delaura hücreden çıktıktan sonra şeytan kovma işlerini başlatmak için kızı hücresinden alırlar. Bu bir ölüm mahkûmunun ayini gibidir. Kızı sürükleye sürükleye yalağın başına götürüp kova kova suyla yıkarlar. Çekiştire çekiştire boynundaki kolyeleri alıp mezhep sapkınlarına giydirilen kaba saba gömleği giydirirler. Bir rahibe ağaç budama makasıyla kızın o uzun saçlarını keser, avluda yanmakta olan ateşin içine atar. Sierva Maria şaşkınlık içinde tek bir kasını bile oynatamamaktadır. Şeytan kovma işlemini üstlenen piskopos törene başlandığı sırada astım krizine tutulur. Ayinin bundan sonraki seanslarını yürütmesi için başka bir papaz görevlendirilir. Bu iş için şehre gelen papaz Aquino Sierva Maria’ya biraz daha insancıl yaklaşır. Ama onun da niyeti kızı iyi etmek değil, kutsal mahkemenin gerektirdiklerini yapmaktır. Papaz Aquino birkaç gün içerisinde esrarengiz bir biçimde ölür. Tüm bunlar Sierva Maria’nın cinlerinin işidir!

Sierva Maria’nın zindan arkadaşı Martina Laborda’nın, Delaura’nın kullandığı geçitten kaçmasından sonra geçit kapatılır ve mutlu geceler geçiren gizli âşıkların buluşmaları da engellenmiş olur. Delaura o gece manastırın yanına geldiğinde geçit kapanmıştır. Delaura ne yapacağı bilemez haldedir ancak Sierva Maria’yı görememeye de dayanamamaktadır. Sonunda her şeyi göze alarak manastırın manastıra ön kapıdan girer. Sessizce sindana doğru iner. Bir anda ellerinde haçlarla etrafını çeviren papazlar Delaura’yı yakalayıp kutsal mahkeme önüne çıkarılar. Mezhep sapkınlığı suçundan ceza alır.

Yeni gelen papazım ölümü ve Delaura’nın akıl almaz çöküşü üzerine kilise ahalisi üzerinde büyük bir baskı oluşur. Başpiskopos bir an önce Sierva Maria olayını halletmek istemektedir. Bunun için ipleri tekrar eline alır ve ayinlere kendi önderliğinde devam edilmesi kararına varır. Upuzun sarı saçları sıfıra vurulan küçük kıza şeytan çıkartma adı altında türlü işkenceler uygulanır. Bu ayinlerim üçüncü gününde Sierva Maria bir haftadır bir şey yememesine rağmen gücünü toplayarak kendini o işkenceden kurtarır, piskoposa tekmeler savurur. Bunun üzerine ayin yarıda bırakılarak kız odasına götürülür.

Sierva Maria sevgilisine ne olduğunu, onun artık neden gelmediğini bir türlü anlayamaz. 29 Mayıs günü ayinin altıncı seansı için kızı hazırlamaya gelen gardiyan, hücreye girdiğinde Sierva Maria’yı ışıl ışıl gözleri, bebek gibi teniyle aşkından ölmüş olarak bulur. Son ayinde tamamen kazınan kafasından tutam tutam saç fışkırmakta ve saçlar hala uzamaktadır.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.