Anlatmaya Bağlı Edebi Metinler

 

Anlatmaya Bağlı Metinlerde Anlatıcı

 

ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ METİN TÜRLERİ

1) Roman

2) Hikaye

3) Destan

Masal

  • Olaylar, belli bir zamana bağlanmaz: yer ve zaman belli değildir.
  • miş’li geçmiş zamanla anlatılır.
  • Tekerlemelere yer verilir.
  • Belli bir yazarı bulunmaz, anonimdir.
  • Milli duygularla dini inanışları işlemez, ulusal değildir. Evrensel nitelik taşır.
  • Eğitici nitelik taşır, didaktik ürünlerdir.
  • İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır.
  • Olağanüstü kahramanlara ve olaylara yer verilir.
  • Hayvanların konuşturulduğu manzum olarak yazılmış masallara fabl denmektedir.

 

Halk Hikâyesi

  • Halk hikâyeleri, nazım, nesir karışımı bir yapıya sahiptir.
  • Hikâyede olaylar mensur (düz yazı), duygu ve heyecanı ifade eden bölümler ise manzum (şiir) olarak söylenmektedir.
  • Hikâyelerin girişinde de tıpkı masallarda olduğu gibi kalıplaşmış ifade vardır.
  • Güzellerin ve çirkinlerin tasviri, tıpkı masallarda olduğu gibi kalıplaşmış cümlelerle ifade edilir.
  • Halk hikâyelerinin konuları genellikle aşk (Ercişli Emrah, Derdiyok ile Zülfü Siyah, Arzu ile Kamber, Tahir ile Zühre, vb.) ve kahramanlık (Köroğlu, Kaçak Nebi, vb) tır.
  • Halk hikâyelerini meydana getiren olaylar gerçek veya gerçeğe yakındır. Bu sebeple oluştukları devrin tarihî olayları bazen aynı şekilde bazen de hikâye gerçekliği içinde yer alır.(Köroğlu – Celalî isyanları, Erişli Emrah – Şah Abbas’ın Van kalesini Kuşatması vb.)
  • Pek çok olayda olağanüstülükler vardır.
  • Hikâyelerde, kahramanın en büyük yardımcısı, Hazreti Hızır’dan sonra attır.
  • Kahramanlar, bazen insan dışındaki varlıklarla da konuşurlar.
  • Halk hikâyeleri genellikle “mutlu son”la biter. Ancak, “Kerem ile Aslı”, “Tahir ile Zühre” gibi bazı hikâyelerde âşıkların bir araya geldikleri anda öldükleri de görülür.
  • Birkaç İran-Hint ve Arap kaynaklı halk hikâyesinin dışında diğerleri millidir ve hemen hemen bütün Türk dünyasında anlatılır (“Tahir ile Zühre”, “Âşık Garip”).

Mesnevi

  • Sözlük anlamı “ikişer ikişer, ikili” demektir.
  • Her beytin dizeleri kendi aralarında uyaklı, aruz kalıplarının kısa olanları ile yazılan uzun bir nazım biçimine verilen addır.

a                   Hudâyâ bize tevfîki refîk it

a                   Makâm-ı hakka tahkîki tarîk it

b                   İlâhî âciz ü hâr u nahîfem

b                   Kavî bî-çâre vü süst ü za’îfem

  • İran edebiyatında ortaya çıkmış, Arap ve Türk edebiyatlarına İranlılardan geçmiştir.
  • Mesneviler, bir hikâyenin anlatılması ve uzun yazılması dolayısıyla doğu edebiyatları içindeki romanlar olarak adlandırılabilir.
  • Mesnevilerdeki beyit sayısı binlerle ifade edilir: Mevlana’nın Mesnevi’si 25.700 beyit

civarındadır.

Not: Edebiyatımızdaki ilk mesnevi ve aruzla yazılan ilk yapıt Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig adlı eserdir.

Manzum Hikaye

Tarih içinde şekillenen birçok türün, özelikle de şiir ve hikâyenin, farklı yapılarda bir araya geldiği görülür. Bu türler arasında en bilinenleri epope (destan), mensur şiir (düzyazı şiir), manzum hikâyedir. Yalnız bu türler arasında özellikleri açısından birbirlerine çok yakın olanları olduğu gibi, şiirden daha çok nesre yakın duranları da vardır.

Mensur şiir: Şiir ile hikâye arasındaki türlerden biri olan mensur şiir, şeklen nesri andıran yani vezinsiz, kafiyesiz olarak düzyazı gibi yazılan ancak şiirsel unsurlarla (iç kafiye/ seci, iç ahenk, şairane benzetmeler, duygu yüklü ifadeler vb.) beslenen; şiirle nesir arasında nesirden çok şiire yakın duran kısa metinlere verilen addır.

Örnek

“Denizlerimizde boğuluruz! Yakamozlar kurtarıcımız olur! Sessizlik yağmura dönüşür, yağmur hüzne! Hüzün olurum. Buram buram

hüzün kokar her yanım. Hasret kokar! Hayal kurarım. Hayallerim gerçeğimi taşıyamaz olur. Vazgeçerim! Önce de senden vazgeçerim

hep! Vazgeçmek kâr etmez! Ertelerim hep seni! Yağmurları ertelerim! Bulutların güneşi sakladığı gibi bugünü saklarım yarınlara!”

Aslında bu metinde şiirsel bir söylem havası taşıyan her birimi alt

alta yazdığımızda metnin şiire yakınlığı ortaya çıkar:

Denizlerimizde boğuluruz!

Yakamozlar kurtarıcımız olur!

Sessizlik yağmura dönüşür, yağmur hüzne!

Hüzün olurum.

Buram buram hüzün kokar her yanım.

Hasret kokar!

Hayal kurarım.

Hayallerim gerçeğimi taşıyamaz olur.

Vazgeçerim!

Önce de senden vazgeçerim hep!

Vazgeçmek kâr etmez!

Ertelerim hep seni!

Yağmurları ertelerim!

Bulutların güneşi sakladığı gibi

Bugünü saklarım yarınlara!

Manzum Hikâye: Türk edebiyatında manzum hikâyenin köklü bir geçmişi vardır. Edebiyatımızda bilinen ilk manzum hikâye örneği Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’idir. Ondan sonra Türk şairleri daha çok mesnevî formu içinde bu türün örneklerini vermişlerdir. Tanzimat yıllarından itibaren ise Şinasi’nin, Abdülhak Hamit’in, Tevfik Fikret ve Ali Ekrem’in, Mehmet Emin ve Mehmet Âkif’in farklı özellikler gösterseler de birçok manzum hikâye yazdığı görülür.

Manzum hikâyeyi şiirden ayıran birçok özellik vardır:

Manzum hikâyelerde bir olay örgüsünün bulunması, zaman, mekân ve kişilerin çok belirgin vasıflara sahip olması, kurmaca anlatıcının olaylar üzerindeki hâkimiyeti gibi özellikler manzum hikâyeleri hikâyeye yaklaştırmakta, şiirden uzaklaştırmaktadır. Bu tür metinlerin şiir değil de “manzume” olarak adlandırılmasında da bu özellikler rol oynamıştır zaten.

Manzum hikâyelerin ya her dizesi ya da birbirini takip eden iki veya üç dizesi birer cümle niteliğindedir. Eğer cümle bir mısrada bitmiyorsa alt mısralarda bitirilir. Manzum hikâyelerin çok büyük oranda bu özelliğe sahip olması, dizelerin yan yana yazılması hâlinde bir nesir metniyle karşılaşacağımızı gösterir.

 

 

Bir yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.