Anlatım Özellikleri

Anlatım özellikleri, anlatımın nasıllığı ile ilgilidir.

 

AÇIKLIK:

Anlatımın hiçbir tartışmaya yol açmadan, tek bir yargıyı açıkça ifade etmesidir. Açık anlatımdan birden çok yorum çıkmaz, herkes aynı şeyi anlar. Açıklığın olmadığı anlatımda “kapalılık” söz konusu olur.

Edebi sanatlar, yaygın olarak kullanılmayan sözcükler veya söz grupları, gereğinden uzun cümleler ve anlatım bozuklukları metinlerdeki açıklığı bozan unsurlardır.

 Açık bir anlatımda edebi sanatlara yer verilmez.

Örnek:
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak (A. Haşim)

Açık bir anlatımda dilde yaygın olarak kullanılmayan söz ve söz gruplarına (bağdaştırmalara) yer verilmez.

Örnek:
Ben nice gözle nice denizle nice gazelle
Rimle gördüm rimle bildim rimle yaşadım seni

Sen ne iydin güzeldiysen de çirkindiysen de
Kocan ne iydi sonra Niyde ilinde gökyüzleri

Açık bir anlatımda söz, gereksiz yere uzatılmaz; karmaşık ve anlaşılması güç cümleler kullanılmaz.

Örnek:
“Kahkahalarımızın ortamdakilere rahatsızlık verdiğinin farkına vardığımızda çok geç kalmamakla birlikte belli bir mahcubiyet duygusuyla hareket edip her bir yöne rastgele dağıldığımızda gece çoktan yerini bırakmaya hazırlanıyordu sabaha.”

Sözcüğün yanlış yerde kullanılması açıklığı bozar.

Örnek:
“İzinsiz inşaata girilmez.”

 Karşılaştırmalarda yapılan yanlışlıklar açıklığı bozar.

Örnek:
“Yılandan senden daha çok korkarım.” Cümleyi şöyle söylersek açıklık sağlanır: “Yılandan senin korktuğundan daha çok korkarım.”

Kimi zaman zamirlerin belirtilmemiş olması açıklığı bozar.

Örnek:
“Beni aradığını duyunca çok şaşırdım.” cümlesi şu iki anlama gelebilir: “Senin beni aradığını duyunca çok şaşırdım.” ya da “Onun beni aradığını duyunca çok şaşırdım.”

Virgül eksikliği ya da virgülün yanlış kullanılması açıklığı bozar.

Örnek:
“Sunucu yönetmeni sahneye davet etti.”

Yanlış anlamda kullanılan sözcükler açıklığı bozar.

Örnek:
“Sis, bütün şehri kapsamıştı.”


DURULUK:

Anlatımda, gereksiz sözcüğün bulunmamasıdır. Güzel ve etkili bir anlatımda gereksiz ek veya söz tekrarlarına yer verilmez.

 Aynı anlamı veren sözcüklerin bir arada kullanılması duruluğu bozar.

Örnekler:
“Mecburen evden çıkmak zorunda kaldık.”

“Kişiden kişiye değişen, yoruma açık bir konuyu tartışmanızı istiyorum.”

Eklerin gereksiz kullanımı duruluğu bozar.

Örnek:
“Birçok şehirlerde bulundum.”

 

YALINLIK (SADELİK):

Anlatımın süsten (söz sanatları, ağır sözcükler ve özenli uzun cümlelerden) uzak olmasıdır. Karşıtı süslülüktür. Çok süslü/ağır anlatımlar için “ağdalı” ifadesi kullanılır. Yalın bir cümlede düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir

Ağır (anlaşılması zor) sözcüklerin kullanılması ve süslü/sanatlı bir anlatım yalınlığı bozar.

Örnek:
“Uzakta, ağlayarak uyurmuş bir Stradivarius. Bir pericik, sel sularına bırakırmış çiçekleri; küf pembesi bir kökten atarmış mor yüreğini bir külkedisi. Ormanda yüzyıldır uyuyan gözler, açılırmış bir menekşe ışığına. Eskil denizlerin köpüğünde belirirmiş, bir yıkıntı. Melankolya, çocukluğum!”

Buna karşın aşağıdaki paragraf, kısa ve sanatsız cümlelerle kaleme alındığından yalın (sade) bir dile sahiptir.

“Ayağa kalktı. Elindeki kadehi kafasına dikti. Ortalıkta dolaşmaya koyuldu.Salınarak geziniyor. Duvardaki tabloların önünde duruyor. Ağırlığını bir yüksek ökçeli ayakkabıdan ötekine aktarırken… Ne kötü bir sanatçı taklidi! Gözlerini kısarak bakıyor tablolara, anlamış gibi.”

 

AKICILIK:

Akıcılık, anlatımın pürüzsüz olması, hiçbir engele uğramadan akıp gitmesi demektir.

  • Gereksiz ek, hece veya sözcük bulunması,
  • anlatım sırasında ses akışını bozan ses veya sözcüklere yer verilmesi veya
  • söylenmesi güç sözcüklerin metinde kullanılması akıcılığa engel olan durumlardır.

Akıcılığı sağlamak için şiirlerde asonans ve aliterasyonlara başvurulur.

 

Örnek:

“Programlarının izlenme oranından memnun olamayan Televizyon kanallarının yeni program arayışı aslında programlardan değil, program içeriklerinden kaynaklanmaktadır.”

Gereksiz ek veya heceler de akıcılığı bozar.

“Sevgisiz büyüdüğünden, güvensiz olduğundan topluma uyum sağlayamıyordu.”

“Kişiden, zamandan ve olaydan arınılmış bir öyküleme yoktur.”

 

DOĞALLIK (=İÇTENLİK=SAMİMİYET)

Anlatımın zorlamalardan, yapmacıklıktan uzak olarak, içten bir anlatımla samimi bir şekilde yapılmasıdır.

Özellikle  türündeki yazılarda içtenlik, aranan bir özelliktir.

Örnek:
“Yalnızsınızdır; etrafınız her daim yosun kokulu bir tülle sarılı, biraz bulanık, biraz titrektir sanki… Yaşadığımız hiçbir anın içinde değilsinizdir, hep bir başka anı yaşar zihniniz ve baktığınız hiçbir yeri görmezsiniz aslında, hep bir başka yerin hayaliyle bulunduğunuz yerin gerçekliğini birbirine karıştırır gözleriniz… Bilirsiniz birileri vardır orada; bekleyen, seven, hoş geldin diyecek olan, biri, birileri… Bildikleriniz yaşadıklarınızı değiştirmez; oysa saplanıp kalmışsınızdır, koparamayacaksınızdır kendinizi.” Doğal bir anlatım

Doğallık, anlatımın inandırıcılığını sağlar.

Anlatımı yapan kişiyle anlatım arasında bir uyum olmalıdır; yani anlatımda kullanılan sözcükler, ifade edilen duygular, düşünceler bize anlatıcıyı düşündürmelidir. Bu durum özellikle sanatsal metinlerin inandırıcılığı için önemlidir. Örneğin bir roman kahramanının kişilik özellikleriyle konuşması arasında bir uyum yoksa; yani anlatım yapaysa, romanın inandırıcılığı kalmaz.

 

ÖZGÜNLÜK:

Anlatımın veya düşüncelerin başka bir anlatıma veya düşünceye benzememesi, hiçbir yapıtı veya düşünceyi taklit etmemesidir. Özgünlük anlatımın içeriğinde ya da biçiminde olabileceği gibi her ikisinde de olabilir.

Örnek:
BALKON
Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde

İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanın ölü

Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
insan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da

Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların

“Sezai Karakoç”’un bu şiiri, hem kendisinden önceki şairlerce ele alınmayan bir konuyu, “balkon”u, ele alması hem de “Alnından öpmeye gidiyorum / Evleri balkonsuz yapan mimarların” gibi çarpıcı ve şairine dizelere sahip olması dolayısıyla özgün bir şiirdir. Aynı şekilde, çocukların balkondan düşmesi nedeniyle, şairin balkonlara “ölüm körfezi” olarak bakması orijinal bir bakıştır.

 

ÖZLÜLÜK:

  • Az sözle çok şey anlatmaktır.
  • Anlatım söz yığınından uzak, özet bir nitelik taşır.
  • Özlülüğün ustaca kullanımı yoğunluk ve derinliği de beraberinde getirir. Böylece anlatım okura yeni anlamlar düşündürür, çok şey anlatır.
  • Özdeyişler ve atasözleri özlü sözlerdir.
  • Yunus Emre’nin şiirlerinde olduğu gibi ifade edilmesi zor konuların sade, öz ve kolaylıkla anlatılmasına “sehl-i mümteni” denir.

Örnek:
“Dilimin sınırları, beynimin sınırlarıyla paraleldir.” Einstein
“Neyi arıyorsan sen, ‘o’sundur.” Mevlana

 

SAĞLAMLIK:

  • Anlatımın dil bilgisi kurallarına uygun olmasıdır.
  • Öge eksiklikleri, eklerin yanlış kullanımı gibi dil bilgisel yanlışlar sağlamlığı bozar.
  • Örnek:

“Ben ağaçevimin tepesinde oturup. Tek gözlü bir kertenkele gibi uyuklamışım.” “Televizyondaki birçok programı zararlı buluyor, ama asla kopamıyoruz.”

 

TUTARLILIK:

  • Anlatımın mantık kurallarına uyması, duygusal ve düşünsel çelişkiler taşımaması, konudan sapılmaması tutarlılıkla ilgilidir.

“Öykü ile şiir akraba türlerdir. Ancak şiir, sanatçıya çektirdiği çile bakımından öyküden daha zorlayıcıdır. Seçilen sözcüklerin çağrışım değeri taşıması, şiiri yoğun ve değerli kılan bir özelliktir. Çağrışım değeri olan sözcükleri seçmek sıkıntılı bir süreçtir şair için. Bu bakımdan, şiir, öyküye asla yaklaşamaz.”

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.