Allah Kerim, Padişahın Oğlu Erim

Vaktin birinde bir çamaşırcı kadın varmış. Bunun da çok güzel, akıllı bir kızı varmış. Bu kız her gün bahçelerindeki ağacın tepesine çıkar, bir dala tüner, orda örgüsünü örer, nakışını işlermiş. Padişahın sarayı ile bu kızın evi karşı karşıya imiş; tam o ağacın karşısına da Şehzadenin odası düşüyormuş.

Kız gene bir gün ağacın tepesinde örgü örerken bir dilenci geliyor, Allah rızası için bir parça ekmek istiyor. Kız: “Annem giderken, diyor, bir bazlama yapıp yiyeyim diye bıraktıydı. Dur, ineyim de onu sana vereyim.” Dilenci:
“Peki kızım en ne yiyeceksin?” diye sorunca da:
“Allah kerim, Padişahın oğlu erim,” diyor. Dilenci bazlamayı alıp gidiyor. Şehzade de pencerenin önünde oturmuş, kızın dilenciye söylediği sözleri işitince, bir kahkaha atıyor:
“Kız sen bu sözü ne cesaretle söyledin?” diyor. O da:
“Şehzadem, laf olsun diye söyledim…” diyor. Şehzade kıza bir lira atıyor.

Artık o dilenci de her gün gelirmiş, kız da her gün: “Dur benim bazlamayı sana vereyim,” dermiş. Dilenci: “Ya sen ne yiyeceksin?” diye sorunca da kız hep aynı cevabı verirmiş: “Allah kerim, padişahın oğlu erim” Bu konuşma padişahın oğlunu eğlendirirmiş, her defasında bir sarı lira atarmış, şehzade, kıza.

Gel zaman, git zaman, Padişahın oğlu nişanlanmış. Gene bir gün kız, dilenciye: “Allah kerim, Padişahın oğlu erim,” deyince, şehzade: “Kız, ben nişanlandım. Mısır padişahının kızıyla evleniyorum,” demiş. Kız: “ Canın sağ olsun şehzadem! Benimkisi laf olsun diye söylenmiş bir söz demiş.”

Artık düğünler, davetler, eğlenceler başlıyor. Gelin Mısır’dan geliyor. Meğer Mısır padişahının kızının başından bir macera geçmiş. İki saray halkını bir telaştır almış: “Bu iş meydana çıkarsa ne olacak?” diye. Valide Sultan diyor ki:
“Şu karşıda bir çamaşırcı kız var. İlk gece oğlanın koynuna onu koyalım.” İki taraf anlaşıyorlar. Bunun üzerine Mısır padişahının karısı, şehzadeye: “ Benim kızım şart koşuyor, gerdeğe karanlıkta girecek.” Diyor. Valide Sultan çamaşırcı kızını da annesini de ikna ediyor.

Akşam oluyor, lambalar sönüyor. Kız diyor ki; “Şehzadem bizde adet, bir hatıra olarak ilk gece geline bir hediye verirler.” Oğlanın parmağında yakut bir yüzük varmış, onu çıkarıp kızın parmağına takıyor. Neyse, yatıyorlar, Oğlan uyuyunca kız yavaşça kalkıyor; dışarı çıkıyor. Kapının önünde bekleyen Mısır padişahını kızı da oğlanın koynuna giriyor.

Ertesi gün kız gene ağaca çıkmış. Şehzade de karısı ile pencerenin önünde oturuyorlarmış. Dilenci gelince kız, her günkü gibi “Allah kerim, Padişahın oğlu erim,” diyor. Oğlan da pencereden:
“Kız, bak ben evlendim,” deyince, kız elindeki yüzüğü gösteriveriyor, diyor ki: “Canın sağ olsun, şehzadem.” Şehzade irkiliyor. Karısının parmağına bakıyor ki yüzük yok. Ona diyor ki: “Gece ben sana bir hediye vermiştim, nerede?” Gelin şaşırıyor: “Ne hediyesi?” deyince padişahın oğlu işi anlıyor. Annesini çağırıp diyor ki:
“Ben bu gelini istemem, boşuyorum.”

Çamaşırcının kızı da çok güzel, çok akıllı imiş ya kırk gün, kırk gece daha düğün dernek, onu alıyorlar Şehzadeye; ötekini de memleketine yolluyorlar.

Onlar ermiş muradın, biz çıkalım kerevetine.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.