Akif’in Karakteri

Milletlerin tarihinde büyük adamlar vardır. Kimi bir devletin temelini attıkları için, kimisi kurtarıcı olarak milletinin vatanın birlik ve bütünlüğünü korudukları ve bunları yeni güçlerle takviye edip zirveye çıkardıkları için büyüktürler. Haşmetli mazimizi dile getiren şairlerimiz ise ma’nevi bekçilerimizdirler. İşte bu ma’nevi fatihlerimizden biri de fazilet ve feragatle örülü milletimizin eğilip rahmetli andımız cennet vatanımızın ve istiklâlimizin şairi Mehmet Akif’imizdir.

Engin, iman fikir ve karakter adamı olan Akif, düşündüğünü inandığını bildiğini olduğu gibi yazmıştır. Özü sözünü uyan fikriyle fiili bir olan şairin şairin dürüstlüğü her türlü şüphe ve tereddütün ötesindedir. Fikrinden dönmeyi Allah’a isyan ve millete hakaret sayan Akif; Millet ve faziletli yolunun azimli bir yolcusudur. Çayırlarda pehlivan, cami de mümin ve minberde hatip, olan iki filmi hayatı ve isyanlarla doldur. Tek dışı kalmış canavarların çığlıklar atarak yolumuzu paylaşmanın yarışına giriştikleri sırada her Türk gibi ızdırap içinde kıvranan Akif; şehirden şehire camiden camiye koşarak mücadelenin kutsallığını ilahi adaletin er geç tecelli edeceğini 2000 yıllık bir geçmişe sahip büyük milletin esaret altında kalmayacağını kalabalığa anlatarak yaralara merhem 300 gönüllere ilham kaynağı olmuştur. Çile ile yoğrulup, ızdırapla kavrulan Akif, zaman zaman öfkelenip isyan etmiştir. Ama bu isyan ve öfkenin hiçbirinde aslında şahsi istek kin ve çıkar yoktur. O yolsuzluğa, geriliğe, tembelliğe dalkavukluğa isyan etmiştir.

Akif soysuzlaşmış aslında, milletini intihara kalkan üstelikte en lüks otel odalarında ufak yeri ve kahraman milletin parasıyla yan gelip yatan kendisine gerici Yobaz diyen kabristana taş olacak başları ve vicdan fıkralarının vurdumduymazlığına isyan etmiş, onlara şöyle seslenmiştir:
“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım! …
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…
İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?”

Gümlük hayatında karıncayı bile incitmekten çekinen bu çelebi insan, ahlak, vatan, millet ve dava söz konusu olduğu zaman yırtıcı bir aslan kesilir. Halkın ve yurdun ızdırabına karşı lakayıt olanları adam yerine koymaz, onlardan nefret eder; hiç çekinmeden de kınardı:
“Âtiyi karanlik görerek azmi bırakmak… 
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
Imânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit,
Davransana… Eller de senin, bas da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok… Les mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana… Sen böyle degildin.”

Hayatında el etek öpmeyen ve yüz suyu dökme nedir bilmeyen, açılığa rıza gösteren Akif, içinde ödül bulunduğu için “İstiklal Marşı” yarışmasına rica üzerine girmiş; aldığı ödülü de beş parasız hatta paltosuz olmasına rağmen fakir çocuklara bağışlamıştır. Her şeyin parayla satılıp neredeyse hakiki dünya için yatırımların yapıldığı bir devirde Mehmet Akif; hayat arkadaşına şu kıtadan başka bir şey bırakamamıştır:

“Seni bir nûra çıkarsam, diye, koştum durdum,
Ey, bütün dalgalı ömrümde, hayat arkadaşım!
Dağ mıdır, karşı gelen, taş mı, hep aştım, lâkin,
Buruşuk alnıma çarpan bu sefer kendi taşım!”

Çok çalışkan ve herkesin fikrine hürmet eden Akif, kalabalık meclislerde susar, yeri gelince de hakikati söylemekten çekinmezdi. “Hesabımı bilmem ama haddimi bilirim.” diyen Akif, yabancılar önünde açılmaz, kendisini göstermekten, çalımdan tiksinir, övülünce de mahcup olurdu. Sevmediği ruhunun ısınmadığı adamlara hiç alaka göstermezdi.

Akif caddelerde, nutuklardan, düğünlerden, şehirden kaçan adamdı. Sokak hilekardı, izdiham yalancıydı. Onun arzu ettiği temiz şehir ancak çöl olabilirdi.

“Dünya koşuyorken yol üstünde yatılmaz” diyen Akif, çalışmayı bir felsefe, bir iman haline getirmiştir. Akif’in en çok kullandığı kelimeler “Çalışma, gayret, azim ve umut”tur. sevmediği kavramlar ise “Tembellik, azimsizlik ve karamsarlık…”

Sadece yaşadığı zamanı değil, bütün bir asrı doldurup kucaklayan Akif’imizi birkaç kırık dökük cümleyle anlatmak ne mümkün… Akif’in şu mısraları biz Trük milletine dünya durdukça yol gösterecektir:

“Sahipsiz memleketin batması haktır.
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.”

Muhammer Yılmaz
Türk Yurdu – 1989

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.