Ahmet Hikmet Müftüoğlu

Ahmet Hikmet Müftüoğlu, 3 Haziran 1870’te İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Aslen Mora kökenli bir aileden gelir. Ailesinin ayırt edici vasfını, aile fertlerinin birkaç kuşak boyunca yörede müftülük görevinde bulunmaları teşkil eder. Buna istinaden, Ahmet Hikmet, ’Müftüzade, Müftüoğlu’ lakabını kullanmıştır.

Ahmet Hikmet’in dedesi, Abdülhalim Efendi, 1821 Yunan ayaklanması sırasında, Mora müftüsüdür. Abdülhalim Efendi, bu ayaklanmaya karşı halkın silahlanarak müdafaa yapmasına ön ayak olur. Ancak, Mora’nın bütünüyle Yunan ailelerine geçmesinden sonra Abdülhalim Efendi, üzerine gazyağı dökülerek yakılır.

Bu felaket üzerine Ahmet Hikmet’in ninesi, henüz bir yaşında olan oğlu Yahya Sezai ve kız kardeşiyle 1823 yılının kasımında önce Mısır’a, oradan da İstanbul’a  gelirler. Burada Süleymaniye semtine yerleşirler.

Mora’da katledilen Abdülhalim Efendi , alim ve fazıl bir şahsiyettir. Şiirler kaleme almıştır. Tasavufa meyl ettiği ve bu yolda şiirler yazdığı, bu şiirlerin bir divan oluşturacak sayıya ulaştığı kaydedilmektedir. Beyitlerine bakarak onun başarılı bir şair olduğu da ifade edilmiştir.

Çok küçük yaşta İstanbul’a göç etmek zorunda kalan Yahya Sezai Efendi, akrabalarının himayesinde büyür. Kalemde yetişerek memuriyet hayatına atılan Yahya Sezai Efendi, farklı yerlerde çeşitli görevlerde bulunur.

Yahya Sezai Efendi, babası Abdülhalim Efendi gibi şair tabiatlıdır. Mürettep ve basılmamış bir divanı vardır.

Moralı Halveti Şeyhlerinden, Şeyh Tahir Efendi ‘nin kızı ile ilk evliliğini yapan Yahya Sezai Efendi ‘nin bu evlilikten doğan beş oğlundan Ahmet Hikmet beşinci oğludur. İstanbul’da salgın difteri yüzünden, Yahya Sezai Efendi, bir hafta içerisinde üç çocuğunu birden kaybeder. Ahmet Hikmet’in doğumundan bir yıl önce meydana gelen bu kayıplar, babasını derinden yaralar. Ahmet Hikmet’in doğumunu babası ‘ hikmet-i ilahi’ olarak kabul eder.  Bunun için yeni doğan oğluna Ahmet Hikmet adını verir.

Ahmet Mithat’ın (?) anne tarafından büyükbabası Ahmet Bedreddin Efendi’nin soyunun Niyazi-i Mısri’ ye dayandığı kaydedilmiştir.

1887’de babası nı kaybeden Ahmet Hikmet , zayıf, hastalıklı bünyeye sahip bir çocuktur. Annesinin ve ağabeyisinin himayesinde büyür. Ağabeyi Refik Bey, Şura-yı Devlet üyesidir. İlk öğrenimine Süleymaniye Dökmeciler’deki mahalle mektebinde başlar. Daha sonra Aksaray’da bulunan Mahmudiye Vakıf Rüşdiyesine ve Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesine devam ederek şehadetname alır. Ahmet Hikmet hariciyesi(?) olmak istemektedir. Bunun için ağabeyi Ahmet Refik Bey tarafından Galatasaray Sultanisine kaydettirilir. Ahmet Hikmet sadece Türkçe’den ehliyetname ( yeterlilik belgesi ) alarak mezun olur.

Ahmet Hikmet’in ağabeyi Refik Bey, Tevfik Fikret’in kızkardeşi ile evlenir. Ahmet Hikmet’in Tevfik Fikret ile tanışması bu yıllarda başlar. Ancak Tavfik Fikret’in kardeşini kaybetmesinden Müftüoğlu ailesini sorumlu tutması, ikisi arasındaki ilişkinin dargınlığa varmasına sebep olur.

Tevfik Fikret kız kardeşinin ölümü üzerine yazdığı ‘Hemşirem için’ şiirinde Ahmet Hikmet ve ailesine ağır ithamlarda bulunur.

“ Zarif akil idin ,düşmesen bu aileye

Kalırdı belki kadınlıkta bir büyük yadın

Yaşardı belki onun gölgesinde ahfadın(?)

Sen inmedin, seni indirdiler o mezbaleye;

Sen ölmedin seni öldürdüler zavallı kadın ! “

Sonraki yıllarda, bu olayın varlığı Ahmet Hikmet’in Tavfik Fikret’le olan münasabetlerinde ölünceye kadar kendisini hissettirir. Galatasaray ‘da hocalık yapan Ahmet Hikmet, Tevfik Fikret’in buraya müdür olarak atanmasıyla hemen görevinden istifa eder.

Galatasaray Lisesinden sonra Ahmet Hikmet sonun idealine kavuşur. 29 Ağustos 1889’da ‘ Hariciye Nezaret-i Celilesi Umur-ı Şehbanderi Kalemi’ne stajyer memur olarak tayin edilir. 13 Mart !891’den itibaren ‘Takvim-i Vekayi idaresi mütercim muavini’ olarak göreve başlar. 11 Ağustos 1891’ de ‘rütbe-i salise’ layık görülmesi, Ahmet Hikmet’in mesleğini severek yaptığını ve başarılı bir çalışma hayatı olduğunu gösterir.

Ahmet Hikmet’in, ilk yurtdışı görevine 10 Ekim 1893’te 2 Marsilya Başşehbenderhanesi Kançırlığı’ na ( Marsilya Başkonsolosluğu yazı ve evrak memuru ) atanarak başlar.Bundan sonra Atina ve Pire, poti, Kerç gibi yerlerin konsolosluklarında üst düzey görevlerde bulunur ve başarısının karşılığında önemli nişanlar, madalyalar alır.

1908 ihtilalinden sonra, Ahmet Hikmet, hariciye nezaretindeki görevlerinden alınarak Ticaret ve Nafia Nezareti ( Ticaret ve Bayındırlık Bakanlığı ) Müdüriyetine atanır. Bu görevinin yanı sıra Halid Ziya’nın Mabeyn Katipliğine atanmasıyla boşanan , İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi Alman ve Fransız Tarihi kürsüsüne hoca olarak tayin olunur. Ahmet Hikmet’in  fakültedeki görevi Peşle Başşehbanderliğine gidinceye kadar devam eder.

Ahmet Hikmet’in faal olarak Türkçülük çalışmaları da bu yıllarda başlar. 1908 yılında kurulup faaliyet gösteren ‘Türk Derneği’ nin kurucu üyeleri arasındadır. Bu dernek faaliyetleri içinde Ahmet Hikmet, daha çok Türk dilinin sadeleştirilmesiyle ilgili kaleme aldığı yazılarıyla dikkat çeker.

1909 yılında tekrarHariciye Nezaretine döner ve görevi gereği Avrupa’da iki aylık bir seyahate çıkar. Bu seyahat İtalya üzerinden, İngiltere, Almanya, Avusturya, ve Macaristan’ı kapsar. Seyahat süresince gözlemlerini günlük olarak haydeden Ahmet Hikmet, daha şahsi izlenimlerini anlatır. Oralardaki kültürel faaliyetlerle yakından ilgilenir. Müzeleri ziyaret eder, tiyatro, operaya gider. Çeşitli fabrikaları ve fuarları da

gezer. Gördükleri karşısında hayranlığını gizleyemez. Gördüğü yerler ile kendi memleketini mukayese ederken, doğu ile batı arasındaki medeni uçuruma, özellikle de zihniyet farklılığına dikkati çeker.

Ahmet Hikmet 31 Ağustos 1911 tarihinde kurulan ‘ Türk Yurdu Cemiyeti’nin kurucu üyeleri arasında yer alır. Ancak bir yıl sonra 14 Ağustos 1912’de Peşte Başşehberderliği’ne ( Peşte Başkonsolosluğu ) atanınca yerine, cemiyet üyeliğine Ziya Gökalp seçilir. Edebiyat Fakültesindeki görevini de bırakmak zorunda kalır.

Peşte Başşehberderliğinde görev yaptığı süre, Ahmet Hikmet’in yazı hayatında verimli bir dönemdir. Başta Türk Yurdu olmak üzere, çeşitli gazete ve dergilerde Türkçü çizgideki yazıları, hikayeleri, makaleleri ile yer alır.

Ahmet Hikmet’in Peşte’deki en önemli faaliyetlerinden birisi de Gül Baba türbesinin onarımında ve bir ziyaret yeri olarak ihyasındaki katkılarıdır. Böylece Macaristan’dan yüzyıllar önce çekilen Türklerden kalan izleri belirgin hale getirir.

1918’deki mütarekeden sonra, Peşte Şehbenderliği lağvedilir. Ahmet Hikmet, İstanbul’a döner. Bu sırada Türk Ocağı’nın Türklüğün kurtuluşu için yaptığı faaliyetler devam etmektedir. Türk ocağı siyaset sahnesinde etkili olabilmek gayesiyle siyasi kurma gayesi içerisindedir.  9 Aralık 1919 tarihinde ‘Milli Türk Fırkası’ kurulur. Ahmet Hikmet, kurucu üyeler arasındadır.

Ahmet Hikmet iki kez evlenmiştir. İlki Suad Hanım’la olan evliliğidir. Kendisini uzunca bir süreden beri tanımış ve onunla mektuplaşmıştır. Suad Hanım’ın aşkını karşılıksız bırakmadığını anladığı mektuplarından sonra Ahmet Hikmet, bundan sonra duygularını açar.   Böylece 1860 yılında evlenirler. Ahmet Hikmet, Suad Hanım’ı 10 Ağustos 1921’de kaybeder. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra Fatma Nerime Hanım’la kendisinin ikinci evliliğini yapar. Ahmet Hikmet’in Fatma Nerime Hanım’a gönderdiği mektuplardan onu da Suad Hanım gibi büyük bir aşkla sevdiği anlaşılıyor.

Hariciye Nezaretindeki yoğun çalışma temposu, Ahmet Hikmet’i yorgun düşürür, yıpratır. Karaciğer kanserine yakalanmıştır. Nezaretten ayrılır. 17 Ağustos 1926’da İstanbul’dadır. Anadolu – Bağdat Demiryolları ile Elektrik Şirketi yönetim kurulu üyeliklerine atanır. Bu üyelikler onun geçimini temin içindir.

Ahmet Hikmet’in hastalığı gittikçe artar. 24 Aralık 1927’de Taksim’deki Fransız Hastanesi’ne yatırılır ancak tedaviler sonuçsuz kalır. Son günlerinde evinde olmak ister. Evine götürlür. 19 Mayıs 1927’de Ahmet Hikmet vefat eder. Cenazesi, 21 mayıs günü kaldırılır ve Maçka mezarlığında, ilk eşi Suad Hanım’ın yanına defnedilir.

Uzun, ince boylu, centilmen tavırlı, düzen ve tertip üzerine kuruludur. Sadelik ve sakinlik onun tabiatının bariz özellikleridir. Hayatta nur ve neşe arayan biridir. O, serseri ruhlarda yüksek fikirlerin yaşayamayacağına inanır. Bu yüzden hayatının her döneminde intizam duygusuyla yaşamıştır. Aşırıya kaçan alafrangalılaşmadan, züppelikten, dejenere olmaktan nefret etmiştir.

Ahmet Hikmet, gençliğin yetişmesi için gayret sarf etmiştir. Gençliğin bilgi yönünden sağlam, gelişmiş, zinde bir güç olmasını ister.

Tabiatı çok sevmiş, bunu gündelik hayatına yansıtmıştır. Fransa’dan, İtalya’dan, İspanya’dan Sakız’dan nadir bulunan çiçekler getirip bahçesinde yetiştirmiştir.

Resim, müzik, özellikle mimari, Ahmet Hikmet’in ilgi duyduğu alanlardır. Batı müziğine tekniğini bilecek kadar aşinadır. Yine Türk süsleme sanatlarına da çok önem vermiştir.

Ahmet Hikmet, dinin inançları bakımından da geleneksel değerlere bağlıdır.

Necip Asım, onun için ‘Fıtraten edip, çok hassas ve çok çabuk mütessir olan Ahmet Hikmeti biraz tokça ve kalınca sesinin ahengiyle karşısındakini etkilemiştir’ der. Mehmet Rauf, onun bu yönünün Galatasaray Lisesindeki hocalığı sırasında, öğrenciler üzerinde derin tesirler bıraktığını söyler.

Bir yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.