Kore Savaşından Bir Anı
Yazan: Messy 31 Mart 2009 Salı
Kategori: Bilgi Yelpazesi
Kore Savaşından Bir Anı
20 Kasım 1950 günü Tugayın mutfak malzemelerini Amerikalıların görmeye gelecekleri bildirildi. Nöbetçi subayları ile levazım subayları hemen hazırlıklara baÅŸladı. Etrafa çeki düzen verilirken yerlere beylikler (Yatak boyunda kıl battaniye) seriliyordu. Daha sonra gerçekten çok iri kazanlar, karavana ile bakraçlar Er aÅŸ kapları yerlerine konuldu. DoÄŸrusu içleri kalaylı, dışları bile gümüş boya ile parlatılmış malzeme gözlerimizi almıştı. Göğsümüzü gere gere mutfağımızı Amerikalı dostlarımıza gösterebilirdik…
Jiplerden inen Amerikalı subaylar ÅŸaşırdılar. Hemen bir jiple bir ast subayı geri gönderdiler. Aralarında bir iki laf ettikten sonra bize doÄŸru geldiler. İri kazanlar Amerikalıları etkilemiÅŸti. İkmal subsaylarımız açıklamada bulunmaya, soruları cevaplamaya hazırdılar… …
Amerikalılar hayretle;
- Bunlar ne? … … Diye sordular. Bu sefer ÅŸaşırmak sırası bize gelmiÅŸti
- Mutfak malzemesi. … .
- Peki bunlarda ne pişirip, nasıl soğutmadan dağıtacaksınız?
- Patates, Nohut, Mercimek, Pirinç, Fasulye, et ve sebze pişirilecek
- Bu malzemeyi nereden bulacaksınız? Açıkta kar, yaÄŸmur ve rüzgarda nasıl ateÅŸ yakacaksınız. … ?
Konu anlaşılmıştı. Çok geçmeden birkaç DOÇ kamyonu avluya girdiler. İki üç kişi bir sandığı indirdiler. İçi açılınca emaye pırıl pırıl benzinli bir yemek pişirme aleti ortaya çıktı. Gelen ahçılar konserveleri açtılar dört köşe bir tepsiye döktüler bir bölüğe yetecek yemeği dört göz er aşlıkları ile hemen dağıttılar. Mutfağın kuruluşu ile birlikte bir saat içinde her şeyi bitirdiler.
Çok utanmıştık… … Avrupa ile iç içeydik. Her yerde askeri ateÅŸelerimiz vardı. Bizim bu ocaklardan haberimiz bile olmamıştı. Sepetimizin oldukça boÅŸ olduÄŸunu görüyorduk. … . ÇaÄŸdışlık lafla deÄŸil iÅŸle oluyormuÅŸ.
Bilir Misin?
Bilir Misin?
Tam sınırdan kaçarken vurulmak nedir bilir misin?
Nöbetçiler ha gördü, ha görecek
Parmaklarının ucu dikenli tellere deÄŸdi deÄŸecek…
Ama… Bir adım daha atamazsın.
Uzanıp tutamazsın;
Göz pınarlarında donup kalır hayallerin
Planların, kaçışın, kurtuluşun
Ve deler sevgi dolu yüreğini
Sevgi bilmeyen bir kurÅŸun.
Bir okyanusta boÄŸulmak nedir bilir misin?
Batan bir gemiye el sallayamamak,
Oturup aÄŸlayamamak,
Birkaç kulaç ötedeki
Bir tahta parçasını tutamamak,
Nedir bilir misin?
Sevmek nedir bilir misin?
Bir şeyler tutuşur yüreğinde kıpır kıpır
Bütün benliğini sarar, ısıtır.
Her gülüşte yeniden doğarsın
Ve bin kere ölürsün her iç çekişte
Nasıl anlatsam bilmem ki.
Yani “sevmek” iÅŸte.
Duymak nedir bilir misin?
Duymak, ama anlatamamak
Çemberini kıramamak kelimelerin.
Tam dilinin ucuna gelmişken söyleyememek
“Seviyorum” diyememek
Yani ölümü yaşamak nedir bilir misin?
Ümit Yaşar Oğuzcan
ADIMI UNUT
ADIMI UNUT
Nasılsa ayrılık bu aşkın sonu
Sen de eller gibi adımı unut
Kader ikimize çizmişse bu yolu
Sen de eller gibi adımı unut
Seninle bu aşkı yaşamadık say
Birlikte gülüp te aglamadık say
Böylesi unutmak daha da kolay
Sen de eller gibi adimi unut
Istememsöyleme bir tek kelime
Sen de eller gibi adımı unut
Değmesin artık hiç elin elime
Sar yeni aşkını benim yerime
Sen de eller gibi adımı unut…
AHMET SELÇUK iLKAN
Sevgi nedir Edebiyat

Sevgi
Sevmek inanmaktır.
Sevmek yaşamaktır.
Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır.
Sevmek sevdiği olmaktır.
Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara gidilir. İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide. Tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur.
Sevmek paylaşmaktır . Sevdiğiyle sevdiğini paylaşmaktır. Sevdiğiyle kalbini bölüşmektir sevmek. Ki tek kalp olunsun.
Sevgide son yoktur. Sevgiler hiçbir zaman son bulmazlar. Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardır. Vazgeçiş de yoktur sevgide. Yaşandıkça yaşatılır sevilen. Ama kimi zaman sevgili için kimi zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar. Vazgeçiş yoktur, vazgeçmiş gibi görünmek vardır o yüzden.
Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin olduÄŸu yerde son bulur istekler. Bir ÅŸey varsa istediÄŸin bu senin için deÄŸil, sevgili için istediÄŸindir. Ondan O’nun adına istersin. O’nu daha sonsuz sevebilmek için istersin. Sevme özgürlüğünü istersin, kabul edilmesini istersin. İstersin ama bir gün gelir bu istekler de son bulur. Kendinden istersin artık. Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden. Sonsuz kılmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu, olmaz mı bunu sevgilinin isteÄŸi belirler.
Sevmek sevgiliyi istememeyi öğrenmektir. Sevmek sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir.
Sevmek; sevmek istemektir.
Sevmek, beklememektir. Beklentilerin son bulduÄŸu bir duraktır o. Öyle ki tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider. Ne O’ndan anlasılmayı beklersin, ne onu anlamayı. Ne onun gelmesini beklersin, ne onun Leyla, Mecnun olmasını. BeklediÄŸin bir ÅŸey yoktur sevmeyi becermek dışında.
Sevmek, gücenmemektir.
Sevmek sevgililerin hiçbir sözüne üzülmemeyi ögrenmek demektir.
Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek. Onun vuruşuna, onun tokadına alınmamaktır, sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir. İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen öl emrine bile ölürüm diyebilmektir. Kendi elleriyle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevmek.
Sevmek ölmektir.
Sevmek, ölmesini bilmektir.
Sevgili için yaşamaktır. Onun eli, kolu, gözü, kalbi olmaktır. Ama artık onun bir şeyi olunmadığı bir zaman ölmesini bilmektir! Sevmek, vermektir. Sevmek sevdiği için almasını bilmektir. Almamaya yemin ederek vermektir. Ama almalarda kurtaracaksa sevgiliyi almasını bilmektir sevmek!
Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar varolmaktır o sevgiden.
Sevmek sevgilinin gel deyişine hayır demektir. Sevgilinin aşkıyla boğuşurken, yüzerken o aşk denizinde sevgilinin uzanan eline hayır demektir.
Sevgilinin bakan gözüne bakmamaktır sevmek. Ağlayan gözlere şefkat ve tebessümle yanıt verebilmektir.
Sevmek, sevgili olmaktır. Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktır. Onu yaşama döndürecek bir damla su olmaktır. Sevmek sevgilinin limanı olmaktır. Sevmek sevdiğinin canı olmaktır. Onun ölümü isteyebileceği canı olmaktır. Sevmek yangın olmaktır. Yanmaktır, kor olmaktır. Dağ olmaktır, evren olmaktır. Her şey olmaktır, hiç olmaktır. Alev olup girmektir gönüllere.
Sevmek yürümektir gönüllerde.
Sevmek güvenmektir.
Sevmek onaylanmaktır.
Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek çok ötelerde olsa bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye. Yakınlılıktır, doğallıktır, özdenliktir sevmek.
Yalansızlık, içtenlilik, ölümsüzlülüktür sevmek. İlk insanın, Havva’nın Adem’in saflığını ve temizliÄŸini, çocuk masumluÄŸunu taşımaktır sevmek.
Gözyaşı olmaktır, yağan yağmur olmaktır. Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır sevmek. Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir.
Sevmek üşümektir. Sevgilinin yokluğuna üşümektir.
Sevgiliyle her şeyi göze almaktır sevmek. Ki sevgilinin olduğu cehenneme yürümektir. Sevgilinin olmadığı Cennete de gitmemektir sevmek.
Sevmek, sevgiliyi cennet etmektir.
Sevmek bir olmaktır.
Sevmek yaşamaktır.
Ve sevmek inanmaktır.
Sevmek bir başkasının hayatını yaşamaktır.
Sevmek sevmesini haketmektir.
Sevmek sevgilinin baktığı yerde, sustuğu yerde olmaktır.
Sevmek sevgilisiz geçen gecelerin sabahına varmaktır.
Sevmek saz benizli sabahlarda yaşamaktır sevgiliyi.
Sevmek sevmesini bilmektir.
Sevmek ölmesini bilmektir.
Sevmek SEVMEK olmaktır.
AŞK olmaktır.
AÅŸk bir kere sevmektir.
Sevmek aşkın kendisi olmaktır.
Ölümü Özlemeyen AÅŸkı Anlayamaz…
Sevgi İşte Budur…
Kestanbol (Çanakkale-Ezine) graniti
Yazan: edebiyat 30 Mart 2009 Pazartesi
Kategori: Bilgi Yelpazesi

Kestanbol
Kristalen şist ve kristalize kalkerlerle çevrili bulunan bu granitin bir çok maden görülmektedir.Burada iki tip granit mevcuttur. Biri gri renkli hornblendli olup, ortoklaz , az miktarda plajioklaz, kuvars, biyotit ve tali olarak piroksen, titanit, apatit, zirkon ve demiroksit ihtiva etmektedir. Bu tip granitten çok miktarda parke yapılmaktadır. Bu suretleher yıl 8-10 milyon parke taşı kamyonlarla Odunluk iskelesine taşınmakta ve buradan Çanakkale ve İzmir e sevkedilmektedir.
Koçali köyü cıvarında bulunan ve halkın Pembe taş dedikleri granit porfiri yapılıdır. Sağlam hoş manzaralı ve güzel renkli olan bu porfiri yapılı granitlerden çok eski zamanlardan beri sütünlar yapılmaktadır. Koçali köyünün batısında yeşil taşlar mevkiinde, eskiden hazırlanmış 1.70m çapında ve 12.5m uzunluğunda yekpare yedi sutun bugun metrük bir vaziyette durmaktadır. İstanbul camilerinde görülen pembe renkli ve iri ortozlu, porfir yapılı granitlerin Kestanbul civarından çıkarıldıgına hiç şüphe yoktur.


