Edebiyat-ı umumiye mecmuası
İstanbul’da yayımlanan siyasal, edebi, bilimsel, haftalık dergi (28 Ekim 1916)
Batı’dan yanlızca uygulamalı bilimlerin alınması görüşünü ve eski edebiyatı savundu Celal NURİ tarafından çıkarılıyordu..
Drama nedir?, Dramanın özellikleri nelerdir?, Dramanın bizlere kazandırdıkları

Drama’da sinema, tiyatro gibi insana özgüven kazanmasını saÄŸlayan insanı aktif kılan bir alandır.
Drama insanı geliÅŸtirir.Okullarımızda öğretmenler ve çevremizdeki bir çok eÄŸitimci drama’yı kullanır
Rol oynama dramanın bir özelliğidir.
Drama insana neler kazandırır;
- Bağımsız davranmayı
- Hoşgörülü ve saygılı olmayı
- Yaratıcı olmayı
- Demokratik düşünmeyi
- Kişinin kişilik kazanmasını
Eğitimde yaratıcı dramanın önemini şu şekilde özetleyebiliriz ;
- Hayal gücünü düşünme kabiliyetini geliştirir
- Olaylardan bağımsız düşünebilmeyi sağlar
- İş birliği yapabilme olaylarla bağlantı kurabilme özelliğini geliştirir
- Sosyal ve psikolojik duyarlılık yaratır
Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak, olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasını ve hissetmesini ve bu durumun ona iletilmesi sürecine empati adı verilir. - Dört temel dil becerisini ( konuşma , dinleme, okuma , yazma ) kazandırır,dilin kullanım alanlarını ve kalitesini zenginleştirir
Dil geliÅŸimi ile ilgili hedeflenenler ÅŸu ÅŸekilde belirlenmiÅŸtir
- Konuşmada özgüven
-Â KonuÅŸma becerisinde geliÅŸme
- Sözcük dağarcığında gelişme
- Düşüncelerin yazılı ve sözlü anlatımında gelişme
-Â Dinleme becerisinde geliÅŸme
- Farklı sosyal rol ve statülere ilişkin değişik dil biçimlerini kullanabilme
-Â Okuma becerisini geliÅŸtirme
- Yazma becerisini geliştirme - Sözel olmayan iletişimin öğrenilmesini sağlar.
- Yaratıcılık ve estetik gelişimini sağlar.
- Etik deÄŸerlerinin geliÅŸmesine olanak saÄŸlar.
- Kendine güven duyma ,karar verme becerilerinin gelişmesini sağlar.
- Farklı olay ve durumlarla ilgili deneyim kazandırır.
Bakınız Drama
1-Wikipedia
2-Öğretmenler Forumu
Fuzuli Kimdir ?
Yazan: Messy 27 Åžubat 2009 Cuma
Kategori: Yazarlarımız
Fuzuli ( …. – 1556)
Türk Divan ÅŸairidir. Temelini bireysel duygu ve sevgide bulan bir ÅŸiir anlayışını geliÅŸtirmiÅŸtir. Gerçek adı Mehmed bin Süleyman’dır. Kerbelâ’da doÄŸdu, doÄŸum yılı kesinlikle bilinmiyorsa da, kimi kaynaklara göre 1480 dolaylarındadır. 1556′da Kerbelâ’da öldü. YaÅŸamı, özellikle gençlik dönemi ve öğrenimi konusunda yeterli bilgi yoktur. Åžiirde “Fuzûlî” adını, kendi ÅŸiirlerinin baÅŸkalarınınkilerle, baÅŸkalarının ÅŸiirlerinin de kendisininkilerle karşılaÅŸtırılması için aldığını, böyle bir takma adı kimsenin beÄŸenmeyeceÄŸini düşündüğünden kullandığını, Farsça Divan’ının giriÅŸinde açıklar. Ama “iÅŸe yaramayan”, “gereksiz” gibi anlamlara gelen “fuzûlî” sözcüğünün baÅŸka bir anlamı da “erdem”dir. Onun bu iki kaşıt anlamdan yararlanmak amacını güttüğünü ileri sürenler de vardır. Fuzûlî’nin yaÅŸamı konusunda bilgi veren kaynaklar birbirini tutmamakta, genellikle söylenceyle gerçeÄŸi ayırma olanağı bulunmamaktadır. Onunla ilgili güvenilir bilgiler, yapıtlarının incelenmesinden, kimi ÅŸiirlerinin açıklanışından kaynaklanmaktadır. Bunlardan anlaşıldığına göre Fuzûlî iyi bir öğrenim görmüş, özellikle İslam bilimleri, tasavvuf, İran edebiyatı konularında çalışmalar yapmıştır. Åžiirlerinde görülen kavramlardan simya, gökbilim konularıyla ilgilendiÄŸi, İslam ülkelerinde pek yaygın olan ve gelecekteki olayları bildirmeyi amaçlayan “gizli bilimler”le iliÅŸkili bulunduÄŸu anlaşılmaktadır. İslam bilimleri içinde hadis, fıkıh, tefsir ve kelam üzerinde durduÄŸu, gene yapıtlarında yer alan kavramların incelenmesinden ortaya çıkmaktadır. Türkçe, Arapça, Farsça divanlarında bulunan ÅŸiirleri, bu üç dili de çok iyi kullandığını, onların bütün inceliklerini kavradığını göstermektedir. Yapıtları incelendiÄŸinde İran ÅŸairlerinden Hâfız, Türk ÅŸairlerinden de Nesîmî, Nevâî ve Necati’yi izlediÄŸi, onların ÅŸiir anlayışını, duygu ve düşüncelerini benimsediÄŸi görülür. İnanç bakımından Fuzûlî, Åžii mezhebine baÄŸlıdır. On iki İmam’a karşı derin bir sevgisi vardır. Bütün yaÅŸamını Kerbelâ’da, Åžiiler’ce kutsal sayılan topraklar üzerinde geçirmesi, aÅŸağı yukarı bütün ÅŸiirlerinde tasavvuftan kaynaklanan bir sevgiyi, bir üzüntüyü iÅŸlemesi, Kerbelâ olayıyla ilgili ağıtları, Åžeriat’ın katılığına karşı çıkışı bu nedenlerdir. Ancak Ali’ye baÄŸlılığı, Ali’nin tanrısal bir varlık olduÄŸu görüşünü savunan ve İslam ülkelerinde Galiye (aşırılık) diye nitelenen inançla ilgili deÄŸildir. Ona göre Ali erdemli, gönül bilgisiyle dolu, olgun, yetkin bir kiÅŸidir ve Peygamber’den sonra imam (halife) olması gereken kimsedir. Bu görüşü benimsemeye, İslam ülkelerinde, mufaddıla (erdeme baÄŸlı olma) denir. Fuzûlî de bu erdemden yana olanlar arasındadır. Ona göre Ali erdem bakımından, bütün halifelerden ve Peygamber’in yakınlarından (sahabe) üstündür. Bu konudaki inancını Hadîkatü’s-Süedâ (”Mutluların Bahçesi”) adlı yapıtında bütün açıklığıyla ortaya koymuÅŸtur. Türkçe ve Farsça divanlarında Ali ve onun soyundan gelen imamlara baÄŸlılığını konu edinen birçok ÅŸiir vardır. Bir aralık BaÄŸdat’ı ele geçiren İsmail Safevi’ye yazdığı övgünün kaynağı da bu sevgidir. Fuzûlî’nin, geçimini Kerbelâ, Necef ve BaÄŸdat’ta bulunan On İki İmam’la ilgili vakıfların gelirlerinden saÄŸladığı Farsça Divan’ındaki “Dürr-i sadef-i sıdk cenâb-ı mütevelli” (DoÄŸruluk sedefinin incisi yüce görevli) dizesiyle baÅŸlayan ÅŸiirden anlaşılmaktadır. Fuzûlî, yaÅŸadığı dönemin geleneÄŸine uyarak, BaÄŸdat’ı ele geçiren Osmanlı padiÅŸahı Kanuni Sultan Süleyman’a ve Rüstem PaÅŸa, Mehmed PaÅŸa, İbrahim Bey, Cafer Bey gibi devlet büyüklerine övgüler yazmıştır. Fuzûlî’nin bütün yaratıcı gücü, yaÅŸam ve evren anlayışını, insanla ilgili düşüncelerini sergilediÄŸi ÅŸiirlerinde görülür. Ona göre ÅŸiirin özünü sevgi, temelini bilim oluÅŸturur. “Bilimsiz ÅŸiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da deÄŸersizdir” anlayışından yola çıkarak sevgiyi evrenin özünü kuran bir öğe diye anlar, bu nedenle “evrende ne varsa sevgidir, sevgi dışında kalan bilim bir dedikodudur” yargısına varır. Sevginin yanında, ÅŸiirin örgüsünü bütünlüğe kavuÅŸturan ikinci öğe üzüntüdür, sevgiliye kavuÅŸma özleminden, ondan ayrı kalıştan kaynaklanan üzüntü. Üzüntünün, ayrılık acısının, kavuÅŸma özleminin odaklaÅŸtığı baÅŸlıca yapıtı Leylâ ile Mecnun’dur. Burada seven insan, bütün varlığıyla kendini sevdiÄŸi kimseye adamıştır, ancak sevilen kimsede yoÄŸunlaÅŸan sevgi tanrısal varlığı erek edinmiÅŸ derin bir özlem niteliÄŸindedir. Sevilen insan bir araç, onun varlığında görünüş alanına çıkan Tanrı, tek erektir. Fuzûlî, bu konuda Yeni-Platonculuk’tan beslenen tasavvufun insan-tanrı anlayışına baÄŸlı kalarak, varlık birliÄŸi görüşünü iÅŸlemiÅŸtir. Ona göre gerçek varlık Tanrı’dır, bütün nesneler ve onları kuÅŸatan evren Tanrı’nın bir görünüş alanıdır. Bu nedenle yaratılış, tanrısal varlığın görünüş alanına çıkışı, bir ışık (nûr) olan “Tanrı özü’nden dışa taÅŸmasıdır (sudûr); “Zihî zâtın nihân u ol nihandan mâsivâ peydâ” (Senin özün gizlidir, bu görünen evren o gizli özünden var olmuÅŸtur). Fuzûlî’nin anlayışına göre insan “seven bir varlık”tır, bu sevgi Tanrı ile insan arasındaki bağın özünü oluÅŸturur, ayrıca insanın Tanrı’ya yaklaÅŸmasını saÄŸlar. Bu nedenle de yalnız insan sevebilir. Varlık türlerinin en yetkini, en olgunu olan insan Tanrı’nın gören gözü, konuÅŸan dili, duyan kulağıdır. İnsanda Tanrı istenci dışında bir eylemi gerçekleÅŸtirme olanağı yoktur. İnsan biri gövde, öteki ruh olmak üzere iki ayrı özden kurulu bir varlıktır. Gövdenin toprak, yel (hava), od (ateÅŸ) ve su gibi dört oluÅŸturucu öğesi vardır. Ruh ise tanrısaldır, gövdede, gene Tanrı buyruÄŸuyla bir süre kaldıktan sonra, kaynağına, tanrısal evrene dönecektir, bu nedenle ölümsüzdür. İnsanın yeryüzünde yaÅŸadığı sürece ruhunun kutsallığına yaraşır biçimde davranması, doÄŸruluk, iyilik, erdem, güzellik gibi deÄŸerlerden ayrılmaması, özünü bilgiyle süslemesi gerekir. Fuzûlî, “maarif” adını verdiÄŸi gönül bilgisini kiÅŸinin özünü ışıklandırması için bir kaynak diye yorumlar, “ey güzel zâtın maârif birle tezyîn edegör” dizesiyle bu konudaki görüşünü açıklar. Onun ahlâkla ilgili görüşlerinin temelini kuran doÄŸruluk, iyilik ve erdem gibi üç öğedir. Bu üç öğenin karşıtı baskı (zulm), ikiyüzlülük (riyâ) ve bilgisizliktir (cehl). “Selâm verdim rüşvet deÄŸildir deyu almadılar” diye baÅŸlayan Åžikayet-nâme’sinde çağının yolsuzluklarını, ahlaka, İslâm dininin özüne aykırı davranışları sergilenirken, Türkçe Divan’ında da “zalimin zulm ile akçe toplayıp yardım edermiÅŸ gibi baÅŸkalarına dağıttığını, oysa cennete rüşvetle girilmeyeceÄŸi” anlamındaki dizelere geniÅŸ yer verir. Ona göre bu yeryüzü bir alışveriÅŸ yeridir, herkes elindekini ortaya döker. Bilgiyi seven erdem ve beceriyi, dünyayı seven de altını, gümüşü sergiler: Dehr bir bâzârdır her kim metâın arz eder Ehl-i dünya sîm ü zer ehl-i hüner fazl u kemal Fuzûlî, inanç konusunda da erdemin, doÄŸruluÄŸun, Kuran’ın özüne baÄŸlı kalmanın gereÄŸini savunur. Ona göre oruç, namaz, zekât gibi görevler gösteriÅŸ için deÄŸil, kiÅŸinin özünü kötülükten arındırmak, olgunlaÅŸtırmak içindir. Oysa içinde yaÅŸanan çağın insanı İslâm dininin temel ilkelerini bir çıkar aracı olarak kullanmakta, gerçeÄŸinden uzaklaÅŸtırmaktadır. Bu nedenle İslam’ın özünden ayrılmak istemeyen bir kimsenin uygulaması gereken yöntem “namaz ehline uyma, onlar ile durma oturma” biçiminde özetlenebilir. Fuzûlî’nin dili Azeri söyleyiÅŸidir, özellikle Nevâî ve Nesîmî’yi anımsatan bir nitelik taşır. Åžiirde uyumu saÄŸlayan öğe genellikle, sözcükler arasında ses benzerliÄŸinden kaynaklanır. Aruz ölçüsüne uymayan Türkçe sözcüklerde görülen uzatma ve kısaltmalar Arapça ve Farsça sözcüklerle uyum içine girer. Dilde biri ses uyumu, öteki anlam olmak üzere iki temel öğe dizeler arasında, ses uyumuna dayanan baÄŸlantıdır. Farsça’nın ÅŸiire daha yatkın bir dil olduÄŸunu, Türkçe ÅŸiir söylemenin güçlüğünü ileri sürmesine karşılık, Türkçe ÅŸiirlerinde daha çok baÅŸarılı olmuÅŸtur. Hadikatü’s-Süedâ adlı yapıtında ÅŸiir söylemeye pek elveriÅŸle olmayan Türkçe’yi baÅŸarıyla kullanacağını, bu dili güçlü, elveriÅŸli bir ÅŸiir durumuna getireceÄŸini ileri süren Fuzûlî’de halk dilinde geçen sözcükler, deyimler, atasözleri önemli bir yer tutar. Kimi ÅŸiirlerinde Kuran ve Hadisler’den alıntılarla dizenin anlamı güçlendirilir. Divan ÅŸiirinin bütün ölçülerini, biçimlerini kullanan Fuzûlî’nin yaratıcı gücü, düşünce derinliÄŸi, söyleyiÅŸ akıcılığı daha çok gazellerinde görülür. Kerbelâ olayıyla ilgili ÅŸiirlerinde üzüntüyü çok geniÅŸ boyutlar içinde ele alarak ÅŸiirinin bütününe yayar, inanan, seven insanı bir “acı çeken varlık” olarak gösterir. Bu tür ÅŸiirlerinde sevgi ve aÅŸk birbirini bütünleyen iki öğe niteliÄŸine bürünür. Leylâ ile Mecnun adlı yapıtında iÅŸlenen derin özlem, ayrılıktan duyulan acı, ağıt özelliÄŸi taşıyan ÅŸiirlerinde ölüm karşısında duyulan derin sarsıntıya dönüşür. Åžiir, Fuzûlî için, düşünceleri, duyguları ortaya koymaya, insanı anlatmaya, kimi sorunları sergilemeye yarayan bir yaratıdır. Åžiir, yalnız ÅŸiir olsun diye söylenmez, bir varlık görüşünü dile getirmeyi amaçlar. Åžiiri oluÅŸturan özlü ve anlamlı sözdür, söz ile kiÅŸi kendini ortaya koyar. Öte yandan söz bir yaratma öğesidir:”Bû ne sırdır kim eder her lahza yoktan vâr söz”. Söz, onu söyleyenle baÄŸlantılıdır, onun bulunduÄŸu bilgi ve duygu aÅŸamasını, deÄŸer basamağını gösterir. Artıran söz kadrini sıdk ile kadrin artırır Kim ne mikdâr olsa ehlin eyler ol mikdâr söz Dizelerinde sergilenen düşünceye göre sözün deÄŸerini artıran kendi deÄŸerini artırır, kiÅŸinin kendi neyse söylediÄŸi sözle açığa vurduÄŸu da odur. Söz kiÅŸinin aynasıdır. Fuzûlî, kendinden sonra gelen Türk Divan ÅŸairleri arasında Bâkî, Ruhî, Nâilâ, Neşâti, Nedim ve Åžeyh Galib gibi sevgiyi ÅŸiirlerinin odağı durumuna getiren ÅŸairleri etkilemiÅŸtir. Öte yandan kimi Alevi ozanlarca da bir “inanç ulusu” olarak benimsenmiÅŸ, saygı görmüştür.
Peyami SAFA hayatı eserleri edebi kişiliği
Yazan: edebiyat 27 Åžubat 2009 Cuma
Kategori: Haber, Sunum(Power Point-Video), Yazarlarımız
![]() |
![]() |
Peyami safa hayatı ve eserleri sunum şeklinde derlenmiş sizlerin paylaşımına açtım
embedded by Embedded Video
YouTube Direkt
Tiyatro Nedir ?
Tiyatro nedir? Tiyatro sahne, dekor..
Olayları oluş halinde gösteren yapıtlara tiyatro denir. Olaylar, oyuncular tarafından sahnede canlandırılır. Tiyatro metinlerinde iki temel öğe vardır;
Tiyatro metninin dışında “dekor, kostüm, müzik ve dans” öğeleri de vardır. Tiyatro “Serim, düğüm, çözüm” bölümlerinden oluÅŸur.
Adı verilen iki bölüm vardır. Konunun ana bölümlerine “perde”; her ana bölümde oyuncuların girip çıkmasıyla oluÅŸan bölümlere, “sahne” denir…
Tiyatro yapıtları, konularına göre; “trajedi, komedi, dram” olarak üçe ayrılır.
Konu ile alakalı bilinmeyen terimlerin açıklamalarına buradan bakabilirsiniz..




