ANLAM BAKIMINDAN ANLATIM BOZUKLUKLARI

 GEREKSİZ SÖZCÜK KULLANIMI

İyi ve doğru bir cümlenin en önemli özelliği duruluktur. Duruluk duygu ve düşüncelerimizi gerektiği kadar sözcükle anlatmaktır. Cümlenin açıklığını ve anlaşılırlığını etkilemeyip cümlede daralma ve bozulmaya yol açmayan her kelime, o cümle için gereksizdir.

Cümle içinde fazladan sözcük kullanılması akıcılığı engeller. Akıcı olmayan bir anlatım da gerekli ilgiyi çekmeyeceği için amacına ulaşamaz. Gereksiz kelime kullanma yanlışları içinde eş anlamlı kelimeleri kullanmak, anlam karşılandığı halde fazladan kelime kullanmak, kelime tekrarına düşmek başlıkları vardır.

Eş anlamlı kelimeleri bir arada kullanmak anlatım bozukluğu oluşturur:

  • Tarihinin en zor ve çetin dönemecinden geçtiği kesin.
  • Sosyeteyle de ahbaplık kurmaya kalkışmam… Fakir doğdum, yoksul büyüdüm.
  • Çikolata bu, ilgi alâka ister…
  • İkisi arasında nüans değil, fark var.
  • Bizden biri, içten ve samimi!

Anlam karşılandığı halde fazladan kelime kullanmak anlatım bozukluğu oluşturur:

  • Tabelasız durak yerlerine tabela takılacak.
  • “Beyefendi…” demiş görevli memur; burası polis merkezi değil.
  • Sel felaketi yaşayan bölgeye, bir yılda yağan yağışın üçte ikisinin iki günde yağdığı tespit edildi.
  • İşe ilk başladığım günden beri hemen herkesle görüşüyorum.
  • Mahkeme sırasında, kendisini beklenmedik sürprizlerle gelişen garip bir entrikanın içinde bulacaktır. 
  • Ben, senin beni sevebilme ihtimalini

 

Kelime tekrarına düşmek anlatım bozukluğu oluşturur:

  • Bu yıl okuyacağımız dersler arasında ortak dersler denen dersler de varmış.Geçen Ramazan Bayramı’nda Oktay’ı, Oktay’ın köydeki amcasını ve Oktay’ın büyük kardeşini de ziyaret ettik. Babam geldi ve çantasını köşeye bıraktı ve koltuğa oturdu.

SÖZCÜĞÜN YANLIŞ YERDE KULLANILMASI

Cümle içerisinde önce kullanılması gereken unsurların sonra, sonra kullanılması gereken unsurların önce bulunması anlatım bozukluğuna sebep olur. Sözcüğün cümle içerisinde yanlış yerde kullanılması anlatımın kapalı, bulanık olmasına; farklı bir anlamın ortaya çıkmasına yol açar.

Türkçede nitelik ve nicelik bildiren sözcükler bulundukları yere göre göreve girer. Başka bir deyişle Türkçede, Batı dillerinde olduğu gibi yalnızca sıfat, yalnızca zarf olan sözcükler yoktur. Diyelim aynı “iyi” sözcüğü, ‘insan’ın yani bir adın önündeyse sıfat, “koşuyor” eyleminin önündeyse belirteç görevinde kullanılmıştır. İşte bu özellik, sözcükleri koyduğumuz yere de dikkat etmeyi gerektirir.

Örnekler:

  • Gazetemiz, herkesi ücretsiz üniversite sınavına hazırlıyor.

Cümlede zarf olarak kullanılan ‘ücretsiz’ sözcüğünün üniversite isminden önce getirilmesi sıfat gibi düşünülmesine ve yanlış anlamaya yol açıyor. ‘Ücretsiz’ sözcüğü fiilden önce getirilmeli.

  • Bir başka ülkemizin sorunu da gençliğe gereken önemin verilmeyişidir.

“Ülkemizin bir başka sorunu da gençliğe gereken önemin verilmeyişidir.” şeklinde olmalıdır; aksi takdirde cümle farklı bir anlama gelmektedir.

  • Konuşma dilini en iyi yazıya aktaran Orhan Veli’dir.

‘En iyi’ kelime grubunun yeri değiştirilip fiilimsiden önce getirilmesi gerekir. “Yazıya en iyi aktaran…” biçiminde olmalı.

ÇELİŞEN SÖZLERİN AYNI İFADEDE KULLANILMASI

Anlamca birbirini tutmayan, birbiriyle ters düşen sözlerin aynı ifade içerisinde kullanılması çelişkiye yol açar. Birbiriyle çelişen sözlerin aynı ifade içerisinde kullanılması cümlenin açıklık niteliğinden uzaklaşmasına sebep olur.

Örnekler:

  • Müfettişlik sınavını kesinlikle kazanırım herhalde.
  • Güneşin batışını, günaşırı bu kıyıda her akşam seyrederdim.
  • Kuşkusuz duyduğum onun sesi olmalı.
  • Kısmen de olsa kendimi ona karşı tamamen sorumlu hissediyorum.

YANLIŞ SÖZCÜK KULLANIMI

Anlam ve dil bilgisi bakımından cümlede uygun sözcüğün kullanılmaması anlatım bozukluğuna sebep olur.

  • Sesleri yakın olduğu için karıştırılan sözcüklere örnekler:

bilakis (aksine) / bilhassa (özellikle)

direk (uzun ve kalın destek) / direkt (doğrudan)

grup (küme, öbek) / gurup (güneşin batması)

heyecan (coşma) / helecan (çarpıntı)

iltica (sığınma) / irtica (geri dönüş)

kamera (görüntülerin filme alınmasına yarayan alet) / kamara (gemilerde oda)

meşruiyet (yasallık) meşrutiyet (padişah başkanlığındaki parlâmenter idare)

muhabere (haberleşme) / muharebe (savaş)

 

  • Anlamları birbirine yakın olduğu için karıştırılan sözcüklere örnekler:

azımsamak (daha fazlasını istemek, az görmek) / küçümsemek (değer vermemek,küçük görmek)

ekmek (bir bitkiyi üretmek için toprağa tohum atmak veya gömmek) / dikmek (yetiştirmek için bir bitkiyi toprağa yerleştirmek)

fiyat (bir alım ve satımda bir şeyin para karşılığındaki ederi, pahası) / ücret (iş gücünün karşılığı olan para ve mal)

fotoğraf (çeşitli malzeme kullanarak görüntüyü özel bir

yüzey üzerinde sabitleme) / resim (varlıkların, doğadaki görünüşlerinin

kalem, fırça gibi malzemelerle kâğıt, bez vb. üzerinde yapılan biçimleri)

gerçekleşmek (tasarlanan bir şeyin olması) / meydana gelmek (müdahale etmeksizin olmak, oluşmak)

işitmek (istemeden duymak) / dinlemek (bilinçli olarak duymak)

otomobil (motorlu taşıt) / taksi (ücret karşılığı yolcu taşınan otomobil)

şans (nasip, kısmet, baht, talih) / ihtimal (olabilme durumu) / fırsat (bir imkân için en uygun an) 

savunmak (bir kimseye, hareket veya düşünceyi doğru, haklı göstermeğe çalışmak, onun yanında olmak) / iddia etmek (sözünde direnmek, bir iddia ileri sürmek)

  • Kökleri aynı veya yakın olduğu için karıştırılan sözcüklere örnekler:

ayrıcalık (imtiyaz) / ayrılık (ayrı olma durumu)/ ayrıntı (teferruat, detay)

çekimser (bir şey yapmaktan kaçınan) / çekingen (ürkek, sıkılgan)

ehil (bir işte yetkili olan, yeterli, erbap) / ehlî (evcil)

etken (faktör, âmil) / etkin (işleyen, aktif, müessir)

olanaklı (olma ihtimali bulunan, mümkün, kabil) / olası (görünüşe göre olacağı sanılan, muhtemel)

öğrenim (gerekli bilgi, beceri ve alışkanlıkların elde edilmesi amacıyla yapılan çalışma, tahsil) / öğretim (belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, talim)

özel (hususî, zatî, devlete değil, kişiye ait olan) / özgü (özellikleri birine veya bir şeye ait olan)

süre (bir hâdisenin başı ile sonu arasında geçen zaman parçası) / süreç (olay veya hareketler dizisi)

uygunluk (uygun olma durumu, yakışık, mutabakat, mukarenet) / uyum (bir bütünün parçaları arasında bulunan uygunluk, ahenk

yaşam (hayat) / yaşantı (hayat tecrübesi)

Örnekler:

  • O arabayı almak istiyorsan bazı isteklerinde kesinti yapmalısın.

“Kesinti” kelimesi anlam bakımından cümleye uymamaktadır. “Bazı isteklerinden fedakarlık yapmalısın.” şeklinde kullanılmalıdır.

  • İnsanın kendisine özverisi olursa başaramayacağı şey yoktur.

“Özveri” kelimesi cümleye uymamaktadır. Bunun yerine “güven” kelimesi kullanılabilir.

  • Başarı, insanın yapabileceği ve onu elde etmek için çabaladığı bir kavramdır.

“Yapabileceği” kelimesi cümleye uymamakta ve bozukluğa sebep olmaktadır. ‘Başarı’ yapılmaz, elde edilir.

ANLAM BELİRSİZLİĞİ

Cümleden farklı anlamların çıkması ve bu yargılardan hangisinin iletilmek istendiğinin anlaşılamaması, belli olmaması durumudur. İyi ve doğru bir cümlede anlam açık ve net olmalıdır. Cümlenin farklı biçimlerde yorumlanabilmesi o cümlenin açıklık özelliğinden uzak olduğunu gösterir.

Bir anlatımdan tek anlamın çıkması, vericinin (söyleyen, yazan) ve alıcının (dinleyen, okuyan) tek anlamda birleşmesidir. Edebiyattaki yoğunluk kavramı (yoruma elverişlilik, çok anlamlılık, derin anlamlılık…) ile karıştırılmamalıdır.  Açıklık, iletilmek istenenin söylenmesi, sunulmak istenen anlamla dilsel göstergelerin ilettiği anlamın çakışması demektir.

Örnekler:

  • Kardeşiyle eşini öldüren kadın tutuklandı.

Bu cümleden kadının hem eşini hem kardeşini öldürdüğü anlamı çıkartılırken, bir de kardeşinden yardım alarak eşini öldürdüğü anlamı çıkartılmaktadır.

  • Tevfik Fikret, 100. doğum yıldönümünde törenlerle anıldı.

Bu cümlede Tevfik Fikret’in doğumunun 100.yılında törenlerle anıldığı anlatılmak istenmiş; ancak cümleden Tevfik Fikret’in yüzüncü kez doğduğu anlamı çıkartılmaktadır.

  • Yedi aylık iş adamı sevgilisinden ayrıldı.

Bu cümleden iş adamının yedi aylık bebek olduğu ve iş adamının görevini yedi aydır sürdürdüğü anlamları çıkartılmaktadır.

KARŞILAŞTIRMA VE SIRALAMA YANLIŞLARI

Birden fazla unsur birbiriyle karşılaştırılacağı zaman ya da bu unsurlar arasında bir sıralama söz konusu ise bunun dil bilgisi ve anlam açısından doğru bir şekilde yapılması gerekir. Karşılaştırma ya da sıralama yanlışları mantık hatasından ve anlam belirsizliğinden kaynaklanabilir.

Örnekler:

  • Sen futboldan, benden daha çok hoşlanırsın.

Bu cümle birden fazla anlama gelmektedir. İkimiz de futboldan hoşlanıyoruz anlamı çıkartıldığı gibi futbola olan sevgin bana olan sevginden daha çok anlamı da çıkartılmaktadır.

  • Beyin zarı iltihapları iyi tedavi edilmezse ölüme hatta sara nöbetlerine yol açabilir.

Bu cümlede sıralama yanlışlığı vardır. “Sara nöbetlerine hatta ölüme….” biçiminde olmalı.

  • Bırakın patates doğramayı yemek bile yapamaz.

Cümlede sıralama yanlışlığı vardır. Cümle “Bırakın yemek yapmayı, patates bile doğrayamaz.” şeklinde kurulmalıdır

CÜMLEDE MANTIK HATASININ BULUNMASI

İyi ve doğru bir cümlenin mantık açısından doğru olması gerekir. Mantık hatası olan bir cümle kendi içerisinde tutarlı değildir ve anlatım bozukluğu oluşturur.

Örnekler:

  • Bugüne kadar Türkiye’nin yapacağı en büyük organizasyon olacak.

“Bugüne kadar” kelime grubu belirtilen sürecin geçmişte olduğunu gösterir. Geçmişteki bir süreç için “yapacağı” ifadesinin kullanılması doğru değildir, ”yaptığı” şeklinde olmalıdır.

  • Geleneksel şiir dinletimizin ilkine hoş geldiniz.

İlk defa yapılan bir şey geleneksel olmamıştır. Cümledeki mantık hatası “gelenekselleştirmeyi düşündüğümüz…” şeklinde düzeltilebilir.

  • Eğrisiyle doğrusuyla çok doğru şeyler yapıyorlar.

Eğrisiyle doğrusuyla yapılan bir iş çok doğru yapılamaz. Bu cümle tutarlı bir cümle değildir.

DEYİMLERİN VE ATASÖZLERİNİN YANLIŞ KULLANIMI

Deyimler ve atasözleri belli bir kalıp içinde biçimlendirilmiş olan söz birimleridir. Deyimler ve atasözlerindeki sözcüklerin yerine yakın ya da eş anlamlılarını kullanmak, sözcüklerin sırasını değiştirmek bu söz birimlerinin niteliğinin bozulmasına sebep olur. Yine deyimin ya da atasözünün anlamca uygun olmayan bir cümlede kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.

Örnekler:

  • Gönülsüz yenen yemek, ya karın ağrıtır, ya kafa.

Atasözlerindeki kelimelerin yerine eş anlamlılarını kullanmak anlatım bozukluğuna yol açar. “Gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır, ya baş.” biçiminde olmalı.

  • Vermeyenin bir yüzü, isteyenin iki yüzü kara.

Atasözlerindeki sözcüklerin yeri değiştirilemez; çünkü atasözleri kalıplaşmış sözlerdir. “İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara” biçiminde olmalı.

  • Çocuk, suyu devirmiş kediye döndü.

Deyimler de kalıplaşmış sözler olduğu için onlardaki sözcüklerin değiştirilmesi de anlatım bozukluğuna yol açar. Deyim, “Süt dökmüş kediye döndü” biçiminde kullanılmalı.

  • Yağmur kovadan boşanırcasına yağıyordu.

“Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu” şeklinde olmalı.

  • Yapılan bütün uyarılara rağmen yollar, bugün de kan gölüne bulandı.

Cümlede kan gölüne dönmek ile kana bulanmak deyimleri bir arada düşünülmüş, karışıklığa yol açmıştır.

NOKTALAMA İŞARETLERİNİN YANLIŞ / EKSİK KULLANIMI

Noktalama işaretleri anlatımın doğru ve eksiksiz olması için şarttır. Noktalama yanlışlarının büyük bir kısmı virgülle ilgilidir. Noktalı virgül de anlam karışıklığına neden olabilir.

Örnekler:

  • Yaralı çocuğu bir yerlerden tanıyor gibiydi.
  • Öğretmen okulundaki çiçekleri suladı.

Yukarıdaki cümlelerde “yaralı” ve “öğretmen” sözcüklerinden sonra virgül getirilmezse cümlelerden farklı anlamlar çıkarılmaktadır.

  • Kütük, Forsa, Yalnız Efe, Kaşağı kadar başarılı değildir.

Yukarıdaki cümlede özneden sonra noktalı virgülün getirilmesi gerekir. Aksi takdirde anlam açık olmaz.

ÖZENTİ KULLANIMLAR / ÇEVİRİ YANLIŞLARI

Birtakım yazarlar, yazılı ve görsel medyadaki bazı kişiler daha özgün, güzel konuşmak ve yazmak adına yeni sözcükler türetirler, yabancı dilden aldıkları sözcükleri ya da eski, unutulmuş sözcükleri kullanırlar.

Günümüzde dilimize yabancı dillerden çok fazla sözcük girmekte ve bunlardan yeni birtakım sözcükler uydurulmaktadır. Medyada, internette giderek yaygınlaşan bu kullanım gençler arasında da yaygınlaşmaktadır. Bu özenti kullanımlar dilin yozlaştığının bir göstergesidir.

Örnekler:

  • Konferansın yarım saat önce start alması gerekiyordu.

“Start” sözcüğü dilimizde karşılığı olan bir sözcüktür. Dilimizde karşılığı

olan bir sözcüğün yabancı dildeki şeklini kullanmak da özentidir.

  • Kendinize iyi bakın.

Bu cümle günümüzde çok fazla kullanılmaktadır. Bunun yerine “Kendinize

dikkat edin.” cümlesinin kullanılması daha doğrudur.

  • 2012 yılında aktivasyona geçeceğiz.

“Harekete geçeceğiz” daha doğru bir kullanım olacaktır.

  • “Mücevherlerini çaldırdığın için üzgünüm, bu benden sana…” diye kolyeyi Sema’ya takmış.

Üzgünüm kelimesi “I’m sorry” karşılığı olarak kullanılmaktadır. Türkçede bir kişinin başına bir bela geldiğinde üzgünüm ifadesi yerine Allah sabırlar versin, Allah beterinden saklasın gibi dua ibareleri kullanılır.

  • Alanya’nın birçok tanınmış isminin de katıldığı gecede Coşkun Sabah sahne aldı.

“to take the stage” ifadesinde olduğu gibi İngilizcede sahne almak denirken Türkçede “sahneye çıkmak” tercih edilir.

  • Sizin için ne yapabilirim?

 “What can I do for you” ifadesinin karşılığı olarak kullanılmıştır. Doğrusu “Size nasıl yardımcı olabilirim?”, “Size ne gibi bir hizmette bulunabilirim?” olmalıdır.

 

YAPI BAKIMINDAN ANLATIM BOZUKLUKLARI

 

ÖGE UYUMSUZLUKLARI 

Cümlede yer alan ögeler arasında her bakımdan uyum olmak zorundadır. Özellikle yapan(özne) ve yapım(eylem, iş) uyumunun yanında bu ikisine bağlı olan öbür ögeler yüklendikleri vazifeler gereği uygun biçimde bulunmalıdır. Cümlede yapan ve yapım arasında sayı ve kişi bakımından uygunluk bulunması gerekir.

Uyumsuzluk, özne-yüklem, nesne-yüklem, zarf tümleci-yüklem, dolaylı tümleç-yüklem uyumsuzluğu şeklinde görülmektedir.

Özne – Yüklem Uyumsuzluğu

Türkçede özne genellikle yalın durumda bulunur. Özne yalın durumda değilse ya da özneyle yüklem arasında teklik-çokluk veya kişiler bakımından uyum yoksa özne-yüklem uyumsuzluğu ortaya çıkar.

Kişi (Teklik- Çokluk) Bakımından Özne Yüklem Uyumu: 

  • Özne kaçıncı şahıs ise yüklem de o şahısla çekimlenir. Aksi halde anlatım bozukluğu oluşur:

Gazetedeki yazısında sorduğu soruyla biz ve Avrupa karşı karşıya kalıyor. (“kalıyoruz” olmalı)

Ne ben ne sen ne de o bu problemi çözebilir. (“çözebiliriz.” olmalı)

  • Topluluk bildiren sözcükler özne olarak kullanıldığında yüklem tekil olmalıdır:

Millet biz keçi sürüsü değiliz, diyorlar. (-lar atılmalı)

  • Çokluk ifade eden kişi zamirlerinin özne olduğu cümlelerde yüklem tekil olur:

Kimler iki gün boyunca dünya ekranlarına geldiler? (-ler atılmalı)

  • Bir cümlede özne tekil ise yüklem de tekil, özne çoğul ise yüklem de çoğul olur:

Ali az önce okuldan geldi.

Çocuklar bahçede top oynuyorlar.

  • Çoğul öznede kastedilen insanlar ise yüklem tekil de olabilir, çoğul da olabilir: Yani yukarıdaki cümle:

Çocuklar bahçede top oynuyor.” seklinde de kurulabilir.

  • Özneleri çoğul olsa bile, yüklem görevinde kullanıldıkları zaman, “var, yok, gerek, lazım”
    gibi sözcükler tekil durumda bulunur:

Evde kimsecikler yok.

Burada bizi seven insanlar var.            

  • Övünme, böbürlenme, alçakgönüllülük, saygı ve incelik söz konusu olduğunda, özne tekil olduğu halde yüklem çoğul olur:

Ahmet Bey henüz gelmediler. (saygı)

  • Eğer çoğul özne beden organı, bitki, hayvan, cansız varlık veya soyut bir kavram ise yüklem daima tekil olur:

Kuşlar havada uçuşuyor.

Bu duygular gözlerimi yaşartır.

  • Özne; “birkaç, herkes, hiçbir” gibi belirsizlik zamiri ise yüklem daima tekil olur.

Belgisiz zamirlerin, belgisiz sıfatların çoğulları özne olduğunda veya öznede sayı sıfatı bulunduğunda yüklem tekil olur:

Bazıları işin ciddiyetinin farkında değiller. (-ler eki atılmalı)

Yüz yolcu hava limanında beklediler. (-ler eki atılmalı)

Her işçi kendi haklarını savunmalıdırlar. (-lar eki atılmalı)

ÖZNE YÜKLEM
1,2,3. tekil şahıs veya çoğul ise

(ben, sen,o / biz,siz,onlar)

1.     çoğul olur
1,2. tekil şahıs veya çoğul ise

(ben, sen / biz,siz)

1.     çoğul olur
1, 3. tekil şahıs veya çoğul ise

(ben, o / biz, onlar)

     1.  çoğul olur
2, 3. tekil şahıs veya çoğul ise

(sen,o / siz, onlar)

2.     çoğul olur

Olumluluk – Olumsuzluk Bakımından Özne – Yüklem Uyumu:

  • Belgisiz zamir ve belgisiz sıfatların özne olduğu cümlelerde yüklemler ve özneler arasında olumluluk-olumsuzluk bakımından uyum sağlanmalıdır. Özne olumlu ise yüklem olumlu veya olumsuz olabilir. Ancak bazı cümlelerde olumlu öznenin, olumsuz yükleme bağlanması ya da olumsuz öznenin olumlu yükleme bağlanması anlatım bozukluğuna yol açar:

Bize vereceginiz her türlü hediye kabul edilmeyecektir.

Bu cümle aşağıdaki iki şekilde düzeltilebilir:

Bize vereceginiz her türlü hediye kabul edilecektir.

Bize vereceginiz hiçbir hediye kabul edilmeyecektir.

 

  • Hep-hiç ilişkisinde hep ile beraber olumlu, hiç ile beraber olumsuz ifadeler kullanılmalıdır:

Ben hiçbirinizi tanımam; (hepinizi / sizi) tanıyan, kardeşim.

Hep olumsuz bakıyorsun, (hiç / asla) iyi tarafını göremiyorsun.

  • Herkes-kimse ilişkisinde herkes ile beraber olumlu, kimse ile beraber olumsuz ifadeler kullanılmalıdır. Bu kullanış aynı zamanda bir özne eksikliğidir.

Herkesin sıraya girmesini, (kimsenin) kesinlikle kaçmamasını söyleyin.

Herkes yemeğini yemiş, (kimse) aç kalmamış.

ÖZNE

 

YÜKLEM
Herkes, hepsi, tamamı, çoğu…

(Olumlu ise)

Olumlu veya olumsuz olabilir.
Hiçbiri, kimse, hiç kimse, hiç…

(Olumsuz ise)

Olumsuz olur.

ÖGE EKSİKLİKLERİ

Eksik öge kullanmanın sebeplerinden biri bağlı, sıralı ve birleşik cümlelerin başında verilen ögenin öbürlerinde de bulunduğunu zannetmekten kaynaklanır. Cümlelerde noksanlık olup olmadığı dikkatle denetlenmelidir; çünkü eksik cümleler anlamı tam ve doğru aktaramaz.

Yüklem (Fiil) Eksikliği

Birleşik, sıralı ve bağlı cümlelerde, cümlelerin birindeki eylemin eksikliği, sıralanan ögeler aynı eyleme bağlandığı için anlam bozukluğuna yol açar.

  • Yaygın bir üne (sahip olmasına) ve kendi adıyla anılan bir âşık kolunun kurucusu olmasına

rağmen Emrah’ın sadece doğum ve ölüm yerlerini bilebiliyoruz.

  • Hoca beni (tanıyor), ben de kendisini tanıyorum.
  • Partide meyve suları (içildi), kekler, pastalar yendi.

Özne Eksikliği

Uzun cümlelerde, özellikle de art arda sıralanan sıralı, bağlı ve birleşik cümlelerde sık karşılaşılan bir yanlışlıktır. Cümlelerin birinin öznesi, diğer cümlelerinkiyle ortakmış gibi görünebilir. Her fiilin yapanı yani cümlenin öznesi belirtilmelidir.

  • Çocukların adları neydi ve (çocuklar) ne durumdaydılar?
  • Kitabın kapağı büyük yankı uyandırmış, (kitap) satış rekorları kırmıştı.
  • Bütün dergilerin sayısı azalıyor, (dergiler) okunmaz oluyor.

Nesne Eksikliği

Diğer öge eksiklerinde olduğu gibi uzun cümlelerde, sıralı, bağlı ve birleşik cümlelerde görülür.

  • Bunu anlamanın yolu yazmaya başlamak ve (yazmayı) sürdürmektir.
  • Tasarımın belirlenen yerlerine resim, şekil yapınız ve (tasarımları) renklendiriniz.
  • Günlerdir ne eve gitmişsin ne (evi) aramışsın.

Dolaylı Tümleç Eksikliği

Uzun, sıralı, bağlı veya birleşik cümlelerde ortak öge zannıyla cümlede dolaylı tümleç eksik bırakılmaktadır. Eksik ögeyle kurulan cümlelerin kuruluşları yanlış, anlatımları bozuktur.

  • Uzaylıları taşlamayalım, (onlara) çiçek verelim.
  • Cebrail, sabahın kör karanlıklarında evden çıkıyor, gecenin bir vaktinde (eve) dönüyordu.
  • Buna ancak okurlar karar verir ve (bunu) uygular.

Zarf Tümleci Eksikliği

Sıralı, bağlı ve birleşik cümlelerde ilk cümlelerde belirtilen zarf tümleci, sonraki cümlelerde söylenmeden geçilmektedir. Bu yüzden de cümlede zarf tümleci eksikliği meydana gelmektedir.

  • Onu her zaman destekledim, (hiçbir zaman) savunmasız ve yalnız bırakmadım.

Edat Tümleci Eksikliği

Birleşik, sıralı ve baglı cümlelerde aynı tümleci almayan, birincisi nesne veya dolaylı tümleç alan, ikincisi ise edat tümleci alması gereken yüklemler için ortak tümleç kullanılması anlatım bozukluğuna neden olur.

  • Belki kafasından geçenleri söyleyecekti bana, (benimle) düsüncelerini paylasacaktı.
  • Yeni yetişen sanatçılara yardım eder, (onlarla) ilgilenirdi.
  • Bir daha seni görmek ve (seninle) karşılaşmak istemiyor.

 YARDIMCI FİİL EKSİKLİĞİ / YANLIŞLIĞI

Yardımcı eylemlerle kurulan birleşik, sıralı ve bağlı cümlelerde, cümlelerden biri olumsuz diğeri olumlu ise ortak yardımcı eylem kullanılamaz. Aynı yardımcı eylemi almayan isimlerin, yan cümlelerin veya cümlelerin ortak bir yan cümleye bağlanması anlatım bozukluguna sebep olur.

  • Bu sınavda kimin çalışkan (olduğu), kimin çalışkan olmadığı ortaya çıkar.
  • Bu çalışmalar ona yarar (sağlamak) yerine zarar veriyordu.

FİİLİMSİ EKSİKLİĞİ / YANLIŞLIĞI

Cümlede kullanılması gereken fiilimsinin kullanılmaması ya da yanlış fiilimsi kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.

  • Çok az (çalışarak) veya hiç çalışmadan para kazanıyor insanlar.
  • Çalışkan insanlar çalıştıklarının karşılığını alırlar. (çalışmalarının)

 

EK FİİL EKSİKLİĞİ / YANLIŞLIĞI

İsim cümlelerinde, isim ya da isim soylu sözcükler, söz öbekleri ek fiil alarak yüklem olur. İki isim cümlesinin olusturduğu sıralı veya bağlı cümlede cümlelerin biri olumlu digeri olumsuz ise, bu yüklemler için ortak ek fiil kullanılmamalıdır; kullanılırsa anlatım bozukluğu meydana gelir.

  • Ayşe dürüst ama çalışkan değildi.

( Ayşe dürüst; ama çalışkan değildi.)

  • Sen evimizden kaçmış, ben de kendimi hikâyelere, kendi hikâyeme vermiştim.

(Sen evimizden kaçmıştın, ben de…)

  • Unutmamalıyız ki, kendimizin gelismesine en büyük engel yine kendimizdir.

Bu cümledeki ek fiil genis zaman eki “-dır” yanlış kullanılmıştır. Özne birinci çokluk şahıs olduğu için kelime “kendimiziz” şeklinde yazılmalıdır.

ÇATI UYUMSUZLUĞU

Birleşik, sıralı ve bağlı cümlelerde yüklemlerin etkenlik – edilgenlik bakımından uyumsuzluğu, işlevleri özdeş çatı eklerinin aynı fiilde kullanılması, yanlış çatı eki kullanılması, kurallı birleşik fiillerde çatı eklerinin hem ana fiile hem de yardımcı fiile getirilmesi çatı yanlışlığına sebep olur.

 

Özne yüklem ilişkisi bakımından çatı uyumsuzluğu:

Birleşik, sıralı ve bağlı cümlelerde yüklemler etkenlik edilgenlik bakımından uyumlu olmalıdır. Yüklemler ya etken – etken ya da edilgen – edilgen olmalıdır.

  • Buradaki lüzumsuz eşyayı topladık, bir karyola, bir dolap, bir yazıhane kondu.

Cümlede “topladık” yüklemi etken, “kondu” yüklemi ise edilgendir.

Doğrusu:

Buradaki lüzumsuz esyayı topladık; buraya bir karyola, bir dolap, bir yazıhane koyduk.

  • Sanatçının bu sözlerle yansıttıklarına dayanarak aşağıdaki genellemelerden hangisine ulaşılabilir?

Cümlede dönüşlü çatıyla edilgen çatının bir araya gelmesi uyumsuzluk meydana getirmektedir. Doğrusu:

Sanatçının bu sözlerle yansıttıklarına dayanılarak aşağıdaki genellemelerden hangisine ulaşılabilir?

  • Yukarıdaki parçada, numaralanmış cümlelerin hangisinden başlayarak söz konusu oyunlara

yönelik olumsuz bir eleştiri yapılmaktadır?

Doğrusu: 

Yukarıdaki parçada, numaralanmış cümlelerin hangisinden başlanarak söz konusu oyunlara yönelik olumsuz bir eleştiri yapılmaktadır?

İşlevleri özdeş çatı eklerinin birlikte kullanılması:

Edilgenlik-dönüşlülük ekleri olan “-l ve –n”nin aynı kelimede kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar. Ettirgenlik- oldurganlık ekleri olan “-r, -t, -tır (-dır)” eklerinden ikisinin aynı kelimede kullanılması da bazı cümlelerde anlatım bozukluğuna neden olur.

  • Çocuk, elini çantasına sokup çantasından güzel bir oyuncak çıkart.

Yüklemde  “-t” eki gereksiz kullanılmıştır. Çünkü cümlenin anlamı dikkate alındığında “çıkarttı” fiili ettirgen degil etken, yani “çıkardı” şeklinde olmalıdır.

  • Sana acınılması canını sıkardı değil mi?

Acınılması kelimesindeki “- n” ve “- l” eklerinin ikisi de edilgenlik ekidir. Bu eklerden birinin kullanılması yeterlidir.

Yanlış çatı eki kullanılması:

Çatı ekleri her fiile rastgele getirilemez. Ekler yerli yerinde ve anlamına uygun kullanılmazsa anlatım bozukluğu oluşur.

  • Emniyet memuru bana yirmi bin lira kadar bir para ile bir mektup verdi ve çekilip gitti. “çekilip” kelimesindeki dönüslülük eki “- l” gereksiz kullanılmıstır, dogru yazım “çekip” seklinde olmalıdır. Çünkü burada isgal edilen bir alanı bosaltmak, sürüklenmek, ya da çekilmek fiilinin diger anlamları yoktur.
  • “… balık da, git gide saniyeden saniyeye pek belli bir halde beyazlanmaya başladı.”

“beyazlanmaya” sözcüğündeki “- lan” dönüşlülük eki “- laş” olmalıdır.  Sözcük “beyazlaşmaya” olmalıdır.

Kurallı birleşik eylemlerde çatı eklerinin hem ana eyleme hem yardımcı eyleme getirilmesi:

Kurallı birleşik fiili oluşturan iki fiile de çatı eki getirilirse anlatım bozukluğu oluşur. Kurallı birleşik eylemlerde çatı ekleri ana eyleme, öndeki fiile getirilir. Çatı eklerinin yardımcı eyleme getirilmesi yanlıştır.

  • “… aşağılatıcı anlamlar yüklenirse bu yola basvurulabilinirdi.”

Doğrusu: başvurulabilirdi

  • “… çocuk yapmaktan kolayca yan çizilebiliniyordu.”

Doğrusu: yan çizilebiliyordu

 

 EK YANLIŞLARI

Gereksiz ek kullanımı:

Cümleye herhangi bir anlam katmayan, cümledeki bir sözcük veya ek tarafından kapsanan, cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamında bir daralma ya da bozulmaya neden olmayan ekler gereksizdir.

  • Onunla konuşaraktan bir lokantaya girdim. (konuşarak)

Cümlede, bu ekin kullanılmasını gerektiren bir anlam olmadığı gibi bu ekin çıkarılması da cümlenin anlamında bir bozulma ya da daralmaya neden olmaz.

  • Tekerleklerin rayları döverken çıkardıkları tıkırtılar gittikçe uzaklaştı ve sonra duyulmaz

oldu. (çıkardığı)

“Tekerleklerin çıkardıkları” tamlamasında, tamlanana getirilen “- lar” çokluk eki gereksizdir. Çünkü tamlayan zaten çoğul eki almıstır ve tamlanana getirilen çokluk ekinin cümlenin anlamına hiçbir katkısı yoktur.

  • “… herkesler yattıktan, el ayak çekildikten sonra …” (herkes)

“Herkes” kelimesi bir bütünün tamamını karşılayan, çokluk ifade eden bir belgisiz zamirdir. Çokluk ifade eden bir zamire “- ler” çokluk ekini getirmek doğru değildir.

Ek eksikliği:

Türkçede kelimenin sonuna gelen ekler kelimelerin anlamlarını ve görevlerini belirlediği için bu eklerin yazılmaması, düşürülmesi anlatım bozukluğuna neden olur.

  • Bir daha yıla orta ikiye geçeceğim.

Burada “bir daha yıla” tamlamasında sıfat yapım eki olan “- ki” ekinin düşürülmesi anlatım bozukluğuna yol açmıstır. Kelime “dahaki” şeklinde yazılmalıdır.

  • Ona kalırsa durum daha iyi anlayabilmek için çok fazla araştırma yapmak gerekiyor.

Durum kelimesi “durumu” şeklinde yazılmalıdır. Aynı zamanda nesne – yüklem uyumsuzluğu da kabul edilebilecek bu yanlış ek eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Yanlış Ek Kullanımı:

  • Bununla hasta anamı şehre, hekime götürecekmiş. Bu niyete biriktirmiş parayı.

Cümlede geçen “niyete” sözcügü yönelme hali eki degil vasıta hali eki almalıdır. (niyetle)

  • Ev aletlerini kullanmasını biliyordum.

Kullanmasını kelimesi yerine “kullanmayı” sözcüğü uygundur.

  • Öğrencilerin başarısına ilgilenmek gerekir.

Cümledeki “başarısına” kelimesi vasıta eki almalıdır. Kelime “başarısıyla” şeklinde yazılmalıdır.

  • İlk soruyu sizden başlamak istiyorum.

Soru kelimesi belirtme hal eki değil yöneltme hal eki olan –a ekini almalı, “soruya” şeklinde yazılmalıdır. Aynı zamanda dolaylı tümleç – yüklem uyumsuzluğu olabilecek bu bozukluk yanlış ek kullanmaktan kaynaklanmaktadır.

TAMLAMA YANLIŞLARI:

Tamlamalardaki kuruluş yanlışlıkları daha çok  tamlama ögelerinden birinin eksikliği, tamlayan-tamlanan uyumsuzluğu, tamlama eklerinin eksikliği ya da fazlalığı, isim ve sıfatın ortak tamlanana bağlanması biçiminde görülmektedir.

  • Kütüphanemizde tarih ve kültürel araştırmalar yapılmaktadır.

Bu cümlede “tarih” ismi ile “kültürel” sıfatı, ortak tamlanan olan “araştırmalar” sözcüğüne bağlanmıştır.  Oysa “kültürel araştırmalar” doğru bir tamlama iken “tarih araştırmalar” yanlış bir tamlamadır. Doğrusu:

Kütüphanemizde tarih araştırmaları ve kültürel araştırmalar yapılmaktadır.

  • Benden başkasını özler, kokusunu duyar, düşünür.

“Kokusunu” sözcüğünün tamlayanı eksiktir. Doğrusu şu şekilde olmalıdır:

Benden başkasını özler, başkasının kokusunu duyar, düşünür.

  • Birinden dükkân, ev ve arkasındaki bostanımsı bahçe kaldı.

Cümlede tamlayan eksikliği vardır. Neyin arkasındaki bahçeden bahsedildiği belli değildir. “evin arkasındaki…” şeklinde olması gerekir.

  • Bunda ne senin ne de benim kabahatim var.

Cümlede tamlanan eksikliği vardır. Doğrusu: “ne senin kabahatin ne benim kabahatim…”

  • Siyasi ve ekonomi ilişkileri çıkmaza girdi.

Siyasi ve ekonomi sözcükleri aynı tamlanana bağlanamaz. Cümlede tamlanan eksikliği vardır.

Cümle “Siyasi ilişkiler ve ekonomi ilişkileri çıkmaza girdi.” şeklinde olmalıdır.

  • Bizim şanssızlığımız başlıca sistemimiz olmayışı.

Cümlede tamlayan eki eksikliği vardır. Doğrusu: “sistemimizin olmayışı

  • Fotoğraf kulübesinin aynada görüyor kendini.

Cümlede tamlanan eki eksikliği vardır: Doğrusu: “ fotoğraf kulübesinin aynası…

  • Sergilenen eserlerden tümü, sanatseverlerin begenisini kazandı.

Tamlayan ekinin yerine “–den” ekinin kullanılması yanlıştır. Doğrusu:  “Eserlerin tümü...”

  • “Turizm eski bakanlarından birinden öğrendiğime göre…”

Tamlama “Eski turizm bakanlarından…” şeklinde olmalıdır; çünkü “eski” sıfatı “turizm bakanı” tamlamasının sıfatı konumundadır.

  • Babam inşaat yüksek mühendisidir.

Tamlama üstteki örnekle aynı sebepten, “yüksek inşaat mühendisi” şeklinde olmalıdır.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.