Anlam olayları uygulaması için tıklayınız.              

  Anlambilim çalışmalarında en eskiden beri üzerinde durulan konuların başında anlam değişmeleri gelir. Bu terimle anlatılan olay, bir göstergenin başlangıçta dile getirdiği kavramda bir daralma, bir genişleme belirmesi ya da sözcüğün bir zaman sonra başka bir kavramı anlatır duruma gelmesidir. Her dilde görülen bu olaylar “gösteren değişmesi” olarak da nitelenir.           

Anlam Olayları Sunum

Bir ses bileşimi, bir sözcük başlangıçta bir nesneyi, göndergeyi dile yansıtır. Başka bir deyişle her sözcük bir temel anlam öğesini karşılar. Bir sözcüğün zamanla o kavramdan az çok uzaklaşması ya da yeni bir kavramı yansıtması durumu bir anlam değişmesi olarak görülür. Ancak bu değişme genellikle birbiriyle bağlantılı, birbirine yakın kavramlar arasında olmaktadır. Örneğin Türkçede 8. yüzyıl metinlerinde geçen “sakınmak” eylemi hiçbir biçim değişikliğine uğramadan bugüne kadar gelmiştir. Ancak aynı gösterge o zaman “düşünmek, üzerinde durmak, yaslanmak, kederlenmek” kavramlarını yansıtırken bugün “esirgemek, korumak” gibi bunlarla ilişkili bir anlama gelmektedir. Türkçenin en eski ürünlerinde “ince, dayanıksız” anlamıyla geçen yuga sözcüğü bugün yufka biçiminde hala yaşamakta, yalnızca “ince açılmış hamur” anlamıyla kullanılmaktadır.

Eski Türkçede okşamak sözcüğü “benzemek” anlamına gelirken Türkiye Türkçesinde “okşamak” anlamına gelir. Eski Türkçede okumak sözcüğü “davet etmek, çağırmak” anlamında kullanılırken bugün “okuma eylemi” anlamında kullanılır olmuştur.

Anlam Değişmelerinin Nedenleri ve Süresi

                Anlam değişmeleri’nin bir bölümü ruhsal ve dilin niteliklerinden kaynaklanan nedenlere dayanır. Bu değişmelerin birçoğunda aktarmalar etkili olmuştur. İnsanın vücut bölümlerinin, organlarının adlarıyla doğadaki nesneler arasında ilişki kurulması, doğadaki nesnelerin ve onların niteliklerinin insanlar için kullanılması, somutlaştırmalar, duyular arası yaklaştırmalar ve ad aktarmaları bu arada düşünülmelidir.

Toplumdaki, toplumun dünya görüşündeki değişimler sonucunda kavramlarda da başkalaşma olduğundan bir kavramla onu yansıtan gösterge arasındaki ilişki silinmekte, yeni bir bağıntı kurulmaktadır. Türkçede “efendi” sözcüğü bir unvan olarak Cumhuriyet dönemine kadar adlardan sonra getirilerek; yerine göre şehzade, din adamları ve öğrenciler için kullanılırdı. Bugün bu sözcüğün kullanım yeri değişmiş, toplumda az öğrenim görmüş ya da hiç görmemiş kimseler anılırken, adlardan sonra genellikle bu ada yer verilmiştir.

Anlam değişmeleri genellikle uzun bir sürede, çoğu kez birkaç yüzyıl içinde gerçekleşir. Ancak bir toplumda kısa bir dönemde hızla gelişmeler olmuşsa bu anlam olayları da kısa bir süre içinde, kimi zaman on-on beş yılda oluşabilir. Fakat burada önemli olan ortak dilde, yazı dilinde gerçekleşen değişmelerin bir dilin lehçe ve ağızlarına kolay kolay yansımadığı, lehçe ve ağızlarda eski anlamların daha çok uzun bir süre, yüzyıllarca yaşamını sürdürdüğüdür.

Anlam Olayları

  1. Benzetme

                Dilde anlatımı güçlendirmek, canlı kılmak için yararlanılan dil olaylarından, söz sanatlarından biri, benzetme’dir. Benzetme, bir nesnenin niteliğini, bir eylemin özelliğini daha iyi anlatabilmek, canlandırabilmek için bir başka nesneden bir başka eylemden yararlanarak onu anımsatma yoluyla gerçekleştirilir. Her insan aynı yoldan, kendine özgü benzetmelere başvurabilir. Ancak benzetmelerden bir bölümü dilde kalıplaşarak yerleşir.

Her dilde, her insanın bol bol kullandığı bu benzetmeler yaygınlaşırsa kalıplaşır, kişisel olmaktan çıkarak söz varlığının öğeleri niteliğini kazanır. Herhangi bir kimse kendi zihin gücüyle tren gibi ağır, tuz gibi beyaz… diyebilir. Ancak bunlar kişisel olarak kalır; buna karşılık örneğin Türkçedeki buz gibi, süt gibi, taş gibi, dut yemiş bülbül gibi...kullanımlarında olduğu gibi kalıplaşır, deyimleşirse söz varlığının öğeleri sayılır.

Benzetmeler bir bakıma aktarmaların ilk evresi sayılabilir. Keçi gibi inatçı benzetmesi o ne keçidir ya da inatçı keçi kullanımında artık bir deyim aktarmasıdır.

Eksiksiz benzetmelerde 4 öğenin varlığı söz konusudur. Bunu açıklamak için şu örneği ele alalım: Taş gibi sert çörek. Bu örnekte şu öğeler vardır:

  1. Benzetilen: Benzetmeye konu olan nesne, varlık (çörek)
  2. Kendisine benzetilen (taş)
  3. Benzetme yönü (sertlik)
  4. Benzetme edatı (gibi)

Bu öğelerden biri ya da ikisi olmadan da benzetme oluşturulabilir.

Zehir gibi (acı), pamuk gibi (yumuşak), koyun gibi (yumuşak başlı), tilki gibi (kurnaz insan), taş bebek gibi (güzel, donuk kız), tımarhane kaçkını gibi (delice işler yapan insan), at hırsızı gibi (iriyarı insan), arpacı kumrusu gibi düşünmek, kedi ciğere bakar gibi bakmak, teryağından kıl çeker gibi, yangından mal kaçırır gibi, kene gibi yapışmak.. benzetmelerden örneklerdendir.

  1. Aktarmalar

                Aktarma, hemen her dilde görülen bir anlam olayıdır; aktarmalarda benzetmelerde olduğu gibi bir kavram benzerlik ilişkisi olan başka bir kavramla anlatılır. Uzmanlar, aktarmanın dilde tutumluluk ilkesinin bir gereği olduğunu belirtirler. Aktarmalarla bir dildeki birçok yeni kavram başka sözcüklere gereksinme duyulmadan yaratılabilmektedir. İki tür aktarmadan söz edilir:

  1. Deyim Aktarması

Deyim aktarması, sözcüğün dile getirdiği kavramla, onun göstereniyle bir başka kavram arasında çoğu kez benzetme yoluyla bir ilişki kurarak sözcüğü o kavrama aktarma olayıdır. Türkçe gibi, doğaya ve somuta bağlı anlatımın güçlü olduğu bir dilde bu anlam olayının hem bol, hem de tipik ve kendine özgü örnekleriyle karşılaşılmaktadır.

  1. a) İnsandan Doğaya Aktarma: Türkiye Türkçesinde insanların organları ve vücut bölümlerinin yanı sıra, giyeceklerin kimi bölümlerinin de doğadaki nesneleri anlatmak üzere doğaya aktarıldığını görüyoruz. Baş, göz, kulak, ağız, boğaz, boyun, göğüs, el, kol, dirsek, ayak, bcak, parmak, taban gibi göstergelerin yanında yaka, etek, paça gibi giysi bölümleri de doğadaki varlıkların niteliklerini belirlemede kullanılır.

Bilindiği gibi Türkçede baş sözcüğünün temel anlamı “canlılarda başlıca duyu organlarının bulunduğu ön bölüm”dür; değişik kullanım bağlamlarında “bir nesnenin şişkin uç bölümü”(toplu iğne başı), “ bir şeyin başlangıç bölümü”(hafta başı), “yüksek yerlerin doruk noktası”(dağ başı), “iki ucu bulunan şeylerin her bir ucu”(köprü başı), “bir şeyin çevresi ya da ona yakın olan bölümü”(masa başı), “bir topluluğun yöneticisi”(işçi başı) gibi yan anlamlar kazanmıştır.

El (hayvan eli, kapı eli), çeşitli makinelerin ve nesnelerin işletilmesinde kullanılan kol (meyve sıkacağının kolu, kapı kolu), kimi  çalgıların elle tutulan sapı (tamburun kolu), telli çalgılarda teli geren bölümü gösteren kulak (bağlamanın kulağı) hep aynı anlatım eğiliminin örneklerindendir.

Anadolu’daki yer adları incelenecek olursa aynı tutumun pek çok örneğiyle karşılaşılır; ad verme sırasında insana ait vücut ve organ bölümlerinin yer adlarında kullanıldığı görülür. Sırtköy, Köprüağzı, Kolhisar, İncebel… gibi.

Giysi bölümleriyle ilgili aktarmalara örnek olarak yaka sözcüğünün şehrin doğu yakası, karşı yaka; etek sözcüğünün ise dağın eteği, tepenin eteği gibi kullanımlarını gösterebiliriz.

İnsandan doğaya aktarmanın bir türü, insana ait fiziksel ve ruhsal özelliklerin doğadaki varlıklara aktarılmasıyla gerçekleştirilir. Özellikle yazın ve şiir dilinde görüle bu tür, doğadaki varlıkları bir bakıma kişileştirdiği için “kişileştirme” adıyla anılır. Ancak bu aktarmalar yazar ve şairlerin kullanımlarında kaldığı için genellikle dilde kalıplaşarak yerleşmez. “Kel tepeler, görmüş ve geçirmiş deniz”(Y.Kemal Beyatlı), “dalgın akşam, haydut akşam”(Attila İlhan), “bakire zambak” (Y.Kemal Beyatlı) gibi örnekler yazın incelemelerinde bir kapalı istiare ürünü olarak söz sanatlarından sayılır.

  1. b) Doğadan İnsana Aktarma: Her dilde yaygın olarak görülen bir deyim aktarması türü doğadaki nesnelerin adlarının ve bunlarla ilgili sıfatların insanlar için kullanılmasıyla oluşur. Kimi hayvan ve bitki adlarının belirli nitelikleri olan insanlar için kullanılması bunu örnekler. Eşek, maymun, öküz, keçi, kuzu, aslan, kurt, çaylak, kaz…gibi hayvan adlarından başlayarak özellikle argoda kullanılan armut, hıyar, kabak, kereste, balkabağı, odun sözcüklerine, ayrıca sert, yumuşak, tatlı gibi doğadaki nesnelerin özelliklerini gösteren sıfatlara kadar uzanan bu aktarmalarda da yine diller arasında benzerlik ve koşutluklara rastlanır.

İnsanoğlu göze göz deyip geçmiş, ama bölümlerini adlandıramamış gözün. Kulağa kulak demiş; ama içindeki kemikleri belki de henüz varlıklarını bilmediğinden adlandıramamış. Sonradan da çekiç, örs, üzengi derken nerden bulmuş bu adları? Daha önce kendi elleriyle yaptığı araç-gerecin ismini vermiş bu kez de kendi kemiklerine. Öbür kemiklerimiz de öyle, çoğunun adı doğadan alınma. Kaval, leğen, elmacık…gibi. İnsanoğlu beynini koruyan, birbirine geçmiş kemikleri tasa benzetmiş; “kafatası” demiş adına. Kalbi koruyan kaburgalar, kafes gibi gelmiş gözüne, “göğüs kafesi” demiş ona da.

Türkçede tilki “çok kurnaz kimse”, ayı “iriyarı, kaba saba kimse”, domuz  “hain, aksi, inatçı kimse”, eşek “yeteneksiz, aptal, kaba saba kimse”, çaylak “deneyimsiz, toy kimse”, hıyar “kaba saba, görgüsüz kimse” anlamında kullanılmaktadır.

İnsan için melek, pırlanta, çitlenbik, fındıkkurdu sözcüklerinin; sert, yumuşak, yırtık, pişkin, ağır, hafif gibi sıfatların kullanılışı aynı türden aktarmaların tanığıdır. Yazın ürünlerinde pek bol rastlanan bu aktarmalara da yazın çalışmalarında açık iğretileme adı verilmektedir.

  1. c) Somutlaştırma: Deyim aktarmalarının bu yaygın türü, her dilde olduğu gibi, hatta daha geniş ölçüde Türkçede görülen anlam olayıdır. Bu olayda temel olan, soyut kavramların, çeşitli durum, davranış ve duyguların somut göstergelerle dile getirilmesi, böylece daha canlı, elle tutulur, güçlü bir biçimde anlatılması eğilimidir.

Somutlaştırma, dildeki soyut kavramları somut kavramlardan yararlanarak anlatıma yönelmedir.

Türkçe’de bir dünya görüşünü, bir zihniyeti anlatmak, özellikle de bunu aşağılamak için somut bir kavram olan kafa kullanılır. Bu kafa değişmedikçe…Ne kafa bu! gibi kullanımlarda bu eğilim bellidir. Somutlaştırma türleri şunlardır:

1) Somutlaştırmanın en yaygın türü, belli bir durumu, davranışı, bir tutumu insan gözünde çok somut bir biçimde canlandırmak üzere, çoğu kez bir sahnede izlenircesine dile getirmek amacıyla oluşturulan deyimlerde görülür. Bir bitkiyi üretmek için toprağa tohum atmak ya da gömmek gibi somut bir anlam taşıyan “ekmek” eylemi, bir şeyin başlamasına yol açacak nedenleri hazırlamak (“fesat tohumları ekmek”te olduğu gibi) anlamına geldiğinde soyutlaşmıştır; ama kendisi soyutlaşırken insanların kötülük düşünmesine yol açmak gibi soyut bir anlamı da somutlaştırmıştır.

Kazdığı çukura kendi düşmek, baltayı taşa vurmak, kılı kırk yarmak, ipin ucunu kaçırmak, öküz altında buzağı aramak… gibi deyimlerde bu tutum belirgin olarak ortaya çıkar.

2) Somutlaştırma içeren deyimlerin bir bölümü de insanoğlunun yaşamında karşılaştığı çeşitli durumların, güçlüklerin, sorunların anlatımında yine benzetmeye dayanan ve çoğunlukla tamlamalardan oluşmuş öğelerdir. Bit yeniği, kör dövüşü, kuyruk acısı, çıban başı, çocuk oyuncağı, yıln hikayesi gibi somutlaştırmalar olağan bağdaştırmalarla kurulmuş tamlamalar olup yine soyut kavramların somut kavramlardan yararlanılarak anlatılışının örneklerindendir.

3)Soyut kavramların somut devinim ve işlemlerle dile getirildiği eylemler de vardır. Türkçede ısınmak, kırmak, incitmek, dayanmak, doldurmak, sulanmak, aşılamak, yumuşamak, tartmak, saptırmak, patlamak, fitillemek…gibi her biri çok anlamlı olan bu eylemlerin temel anlamlarının yanında bu tür aktarmalarla yan anlamları da oluşmuş bulunmaktadır. Örneğin bir nesnenin sıcaklığının artmasını anlatan ısınmak, bir kimsenin bulunduğu ortamı, birlikte bulunduğu kimseleri yadırgamamaya ve sevmeye başlamasını da anlatır.

  1. d) Doğadaki Nesneler Arasında Aktarma: Doğadan insana aktarmalar gibi, doğadaki varlıklar arasında da yine, benzerliklerine dayanan ve benzetmenin ileri bir aşaması olan aktarmalar her dilde görülür. Doğadaki bitkileri, hayvanları; başka hayvan ve bitkilerin, başka nesnelerin adıyla kavramlaştırma Türkçede çok yaygındır.

1) Hayvandan bitkiye: kuşburnu, aslanpençesi, koyungözü, horozibiği, aslanağzı, tavşankulağı, atkuyruğu, keçisakalı, ayıkulağı…

2) Nesnelerden bitkiye: kartopu, yıldızçiçeği, kandilotu, yüksükotu, patlıcançiçeği, küpeçiçeği…

3) Hayvandan hayvana: kırlangıçbalığı, köpekbalığı, kedibalığı, kirpibalığı…

4) Nesnelerden hayvana: çekiçbalığı, mürekkepbalığı, kayışbalığı, dilbalığı, kalkanbalığı, kılıçbalığı…

  1. öbekte özellikle bitkilerin biçimsel niteliklerini belirlemede hayvanların organ ve vücut bölümlerinin adlarından yararlanılması önemli bir yer tutmaktadır. 2. öbek aynı amaçla doğadaki başka nesnelere başvurulduğunu, 3. ve 4. öbekte ise balık türlerini başka hayvan adlarıyla ve değişik nesnelerin adlarıyla kavramlaştırmanın yaygın olduğunu ortaya koymaktadır.
  2. e) Duyular Arası Aktarma: Deyim aktarmalarının başka bir örneği de duyu alanlarına ilişkin kavramların alışılmamış bağdaştırmalar biçiminde oluşturulmasıdır. Deyim aktarmalarının bu türünde, farklı duyu alanlarına ait kavramaların bir araya getirilerek canlı bir anlatım sağlanması söz konusudur.

Dokunma duyusuyla ilgili olan sıcak sıfatının “sıcak bir ses duyma” gibi duyma, “sıcak bir bakış, sıcak renkler” gibi görme duyusuyla ilgili adları nitelemesi; renkleri belirtirken “çiğ renkler”den söz edilmesi kokular için “keskin” sıfatının yakıştırılması hep bu eğilimin tanıklarındandır.

  1. Ad Aktarması

Ad aktarması, bir kavramın kendisi kullanılmadan, ilgili, bağlantılı olduğu bir başka kavramla, bir başka göstergeyle dile getirilmesidir. Ad aktarması daha kısa yoldan anlatma isteğine yanıt veren bir anlam olayıdır. Çoğunukla deyimlerde göze çarpan ve deyim aktarmalarının somutlaştırma türüyle kimi zaman örtüşen bu anlatım biçiminin bir türünde, örneğin “hamile” için iki canlı ve ağır ayak sözlerinden yararlanılması, geçimi sağlayacak gelir için ekmek parası gösterilebilir. Ad aktarmaları iki ayrı yolla gerçekleşir:

                   a)Bütün yerine parçanın anılması: Burada nesnenin bir parçası, onun bütününü anlatmak için kullanılır. Örneğin Türkçedeki ocağını tüttürmek, ocağına incir ağacı dikmek deyimlerinde evin bir parçası olan “ocak”tan söz edilerek evin, evde oturan ailelerin anlatıldığı görülür. Tiyatro yerine sahne, sinema için beyaz perde, televizyon için ekran, bu yıl kupa sarı kırmızılıların, Amerika yönetiminin başı için Beyaz Saray dendiğinde yine bütün yerine parça anılmaktadır.

  1. b) Parça yerine bütünün anılması: Bir nesnenin bütününün, onun bir parçası yerine kullanılması, bir sanatçının ürününün onun adıyla anılması söz konusudur. “Orhan Veli”yi çok severim, dün gece “Reşat Nuri”yi okudum…gibi kullanımlarda bu türün örnekleri oluşur. Sınıftaki öğrencileri anlatmak üzere “Bütün sınıf güldü.” biçiminde tümcelere başvurulması örnektir.
  2. Soyutlama

                   İnsan zihninin dış dünyadaki canlı ve cansız varlıkları, duygu, düşünce ve hareketleri kendine has bir biçimde yorumlayarak kelimelere dönüştürmesi olayıdır. Soyutlama, bir konuyla, bir kavramla ilgili uzak çağrışımlar yaratmak için kullanılır. Soyutlamada kavramların gerçekle bağı koparılır.

Yürek kalp demektir. Yani elle tutulan bir organımızdır. “Çok yüreksiz bir çocuktu Ahmet.” cümlesinde ise yüreksiz derken korkak anlamı vurgulanmak istenmiştir. Yani somutken soyut yapılmış, soyutlama yapılmıştır.

  1. Kinaye (Değinmece)

                  Gerçek ve mecazi anlamları olan bir sözü, onun mecazi anlamını kastederek kullanma olayıdır. Değinmece pek çok atasözü ve deyimlerde mevcuttur. Değinmece, açıkça söylenmesi mahzurlu olan duyguları, olay ve hakaret maksatları taşıyan sözleri söylemeye yarar. Ancak her zaman alay ve hakaret gibi duygular için kullanılmaz; anlatıma genişlik vermek amacıyla da kullanılır.

Yumdu dünyaya ela gözlerini” cümlesinde gözlerini yummak ölmek anlamında mecaz anlamda kullanılmıştır. Ölen kişinin gerçekten gözlerini yumması ise gerçek anlamdır.

  1. Kişileştirme

                   İnsan olmayan varlıkları, insana benzeterek onlara insan özellikleri vermek kişileştirme anlam olayının temelini oluşturur. Kişileştirme, insan dışındaki canlı ve cansız varlıkları düşünen, duyan ve hareket eden bir insan kişiliğinde göstermektir.

İnsandan doğaya deyim aktarmalarında kişileştirmeye başvurulduğu görülür. İnleyen tekerlekler, kel tepeler, ürperen sokaklar, yorgun ikindi, dalgın akşam…kişileştirmeye örnektir.

  1. İğretileme (İstiare)

Benzetmeyle yakınlık gösteren bir sanattır. Benzetme en az iki öğe ile yapılır: Benzeyen ve kendisine benzetilen. İşte benzetme bu iki öğeden sadece biri ile yapılırsa iğretileme meydana gelir.

a)Açık İğretileme: Sadece “benzetilen” öğesiyle yapılır. “Türk kuşu kuvvetli kanatlarıyla uçuyordu.” cümlesinde uçak kuşa benzetilmiş. Ancak benzeyen yok, sadece benzetilen öğesi vardır. Doğadan insana deyim aktarmalarına, yazın çalışmalarında “açık iğretileme” adı verilmektedir.

b)Kapalı İğretileme: Bu iğretileme türünde benzetme, “benzeyen” unsuruyla yapılır. Yani kendisine benzetilen unsur söylenmez; kapalı kalır. Sağır soba (Soba, insana benzetilmiş), yorgun sarı yapraklar (Yaprak, insana benzetilmiş)…

  1. Dolaylama

                    Bir tek sözcükle belirtebilecek bir kavramı birçok sözcükle anlatmadır. Dolaylama ile ad aktarması arasında hem yakınlık hem de karşıtlık ilişkisi vardır; çünkü dolaylama, ad aktarmasının bir türüdür ama daha az sözcük kullanılmasını değil, süs uğruna daha çok sözcük kullanılmasını gerekli kılar. Yani ad aktarması sözcük tasarrufu sağlarken, dolaylama sözcük israfıdır.

Atatürk dendiğinde herkes Mustafa Kemal’i anlayacağı halde “büyük kurtarıcı”, “ ulu önder” gibi anlatımların tümü de “Atatürk” adına bağlı çağrışımlar olduğundan ad aktarması; aslından daha çok sözcük gerektirdiğinden dolaylamadır.

Kıbrıs yerine yavru vatan, aslan yerine ormanlar kralı, turizm için bacasız sanayi, kömür için kara elmas, kaleci için file bekçisi, balık için derya kuzusu, Sezen Aksu için minik serçe denmesi dolaylamaya örnektir.

  1. Güzel Adlandırma

                    Güzel adlandırma, kimi varlıklardan, nesnelerden söz edildiğinde doğacak korku, ürkme, iğrenme gibi duyguların, kötü izlenim ve çağrışımların önlenmesi amacına yönelen ve dünyanın her dilinde rastlanan bir değiştirme olayıdır.

Türkçede baykuş denen kuşa Anadolu’da hayırlı kuş, malkadın gibi adlar verilmesi ya da İslamlıkta etinin yenmesi yasak olan domuzun sözüm ona biçiminde anılması; cin, peri gibi şeyler için iyi saatte olsunlar sözlerin kullanılması hep aynı tutumun belirtileridir. Güzel adlandırma hastalık adlarında da yaygındır. Türkçede tüberküloz için ince hastalık, güzel hastalık, ince ağrı, güzelleme adlarının kullanılması; kan çıbanı için karamübarek  adına rastlanması bu olayın birçok örneğinden ancak birkaçıdır.

Yer adlarındaki güzel adlandırma da dikkat çekicidir. Bugün denizden uzak bir kentimizin Denizli adını taşıması, aslında bu kentin eskiden Tonuzlu (domuzlu) adını taşıdığı söz konusudur. İzmir’in bugünkü Güzelyalı semtinin eskiden Kokaryalı adını taşıdığı da bilinir.

Küçük ve büyük aptes için tuvalet, ayak yolu, yüz numara, abdesthane, WC… gibi karşılıklar aynı çabanın ürünüdür. Değişik durumlarda çeşitli kavramlar için, bu kavramların yaratacağı etkiyi azaltmak üzere “ölmek” yerine vefat etmek, hayata gözlerini yummak,son uykusna yatmak, sizlere ömür gibi kullanımlar; kimi zaman da kusmak yerine istifrah etmek gibi söz gruplarıyla aynı amaca varılmış olur.

  1. Anlam Daralması

                    Bir göstergenin “gösterilen” yönü eskiye göre daralır, bir başka deyişle sözcük, eskiden anlattığı nesnenin bir bölümünü, bir türünü anlatır duruma gelirse buna anlam daralması adı verilir.Anlam daralması bir kelimenin genel bir anlamdan özel bir anlama geçişidir.

Türkçede bu darlma örneklerinin en ilgi çekicileriden biri oğlan sözcüğünde görülür. Oğlan sözcüğü Eski Türkçede hem kız hem erkek çocuk için kullanılırken, bugün yalnız erkek çocuk için kullanılır.

Eski Türkçede ve bugünkü lehçelerde hem anlamca geniş hem de çok anlamlı olan konmak “yerleşmek, yer tutmak. gecelemek” eylemi de bugün Türkiye Türkçesi yazı dilinde daha çok uçan şeylerin bir yere inmesini anlatır.

Eski Türkçede davar “her türlü mal, mülk, eşya” anlamına gelirken, bugün yalnızca “büyükbaş hayvan” anlamına gelmektedir

Eski Türkçede alkış “övme, kutlama, metih, dua, takdis” anlamlarında iken Türkiye Türkçesinde “el çırparak alkışlamak” anlamındadır. Tünemek  kelimesi “geceyi geçirmek, gecelemek” anlamlarındayken bugün “yalnız kuşlar ve evcil kanatlı hayvanlar için kümeste veya tünekte gecelemek” anlamına gelmektedir. Eski Türkçede konak “konma yeri” anlamında kullanılırken Türkiye Türkçesinde “büyük ve gösterişli ev” anlamında kullanılmaktadır.

Anlam daralmasının bir türü de eskiden çok anlamlı olan bir göstergenin kimi anlamlarını ya da bunlardan birini yitirmesidir. Örneğin Eski Türkçede dirilmek sözcüğü hem yaşamak hem de öldükten sonra canlanmak anlamındayken bugün yalnızca “öldükten sonra canlanmak” anlamındadır. Eski Türkçede erik sözcüğü “şeftali, kayısı, zerdali” gibi meyvelerin adıyken bugün yalnız bir meyvenin adı olmuştur.

  1. Anlam Genişlemesi

Bir gösterge, temel anlam olarak bir nesnenin, bir işin bir bölümünü ya da bir türünü gösterirken zamanla o nesnenin bütününü, bütün türlerini anlatır duruma gelirse buna anlam genişlemesi denmektedir.

Anlamlı bir birimin daha geniş bir kapsam içermeye başlaması; dar bir anlamdan geniş bir anlama geçiş sonucu gerçekleşen değişimdir. Anlam kapsamı dar olan bir kelimenin zamanla ilgili bulunduğu kavram alanı içinde yayılarak daha geniş, daha genel bir anlam kazanması olayıdır.

Örneğin “düz ve alçak yer” demek olan ve Eski Anadolu Türkçesinde de bu anlamda görülen alan sözcüğü saha’nın yerine kullanılarak, onun etkisiyle “iş, meslek, araştırma-inceleme konusu, uzmanlık” gibi çeşitli anlamlara gelmeye başlamıştır. Dal sözcüğünde de buna benzer bir gelişme olmuş; “ağacın gövdesi üzerindeki uzantılardan her biri” anlamındayken bugün “kol, şube, branş” anlamlarına da gelmeye başlamıştır.

Kültür kelimesi “ekilmeye hazır toprak, tarla” anlamını verirken, zamanla “verim, birikim” kavramındaki anlam sınırının çok genişlemesi ile “yüzyıllar boyunca elde edilen maddi ve manevi değerler bütünü yani kültür” olmuştur.

Eski Türkçede  olturmak, oturmak sözcüğü “tahta oturmak, tahta çıkmak” anlamındayken bugün “oturmak” anlamında da kullanılmaktadır. Ödül kelimesi eskiden “yalnızca güreşlerde verilen mükafat” anlamındayken bugün bununla birlikte “yarışma ve her yarışmada kazanana verilen armağan” anlamını da karşılamaktadır.

  1. Anlam İyileşmesi

Anlam iyileşmesi, bir sözcüğün eskisine göre daha iyi bir anlam taşır duruma gelmesidir. Kötü anlamlı bir kelimenin zamanla iyi bir anlam kazanması olayıdır.

Daha 8. yüzyılda Göktürk Yazıtları’nda “fena, kötü, perişan” anlamlarında geçen yavuz ( yabız )sözcüğü, “yaman, yiğit” anlamlarının yanı sıra Anadolu ağızlarında “iyi, güzel, iyi huylu, eli açık, hatta yakışıklı, güzel” anlamlarında kullanılır olmuştur. Yaman “kötü” kelimesindeki anlam iyileşmesi de yavuz’a paralel bir gelişme göstermiştir. Aynı gelişme emek sözcüğünde de görülür. Eski Türkçede “ıztırap, eziyet, mihnet, acı çekmek” anlamlarına gelen  emek sözcüğü anlam iyileşmesine uğrayarak “çekilen zahmet, herhangi bir iş için gösterilen özen, harcanan beden ve kafa gücü” anlamlarında kullanılır olmuştur.

  1. Anlam Kötüleşmesi

                       Anlam iyileşmesi olayına ters bir gelişme söz konusudur. İyi anlamlı bir kelimenin zamanla kötü veya kötüye  doğru giden bir anlam kazanması; bu yönde bir zayıflamaya uğraması olayıdır.

Canavar  sözcüğü Eski Türkçede “canlı, yaşayan, çabuk, hayvan” anlamlarına gelirken bugünkü anlamını kazanarak anlam kötüleşmesine uğramıştır.

Eski Türkçede bayakı (bayağı) sözcüğü “önceki, daha önce zikredilen” anlamında kullanılırken, Türkiye Türkçesinde “adi, değersiz, alçak, aşağı” anlamlarında kullanılır olmuştur. Örneğin hergele sözcüğü “at sürüsü” anlamındayken, bugün “terbiyesiz, görgüsüz kimse” anlamına gelmektedir. Herif sözcüğü ise “meslek sahibi kimse” anlamında kullanılırken bugün “değersiz, sıradan, adi kimse, erkek” anlamlarında kullanılır olmuştur.

  1. Anlam Kayması

                       Somut veya soyut nitelikteki kelimelerin benzetme yolu ile kullanışları dolayısıyla, zamanla anlamlarında meydana gelen kaymaya veya kayma yoluyla kalıplaşmalarına anlam kayması denir. Bu olayın anlam değişmesinden farkı, kelimenin benzetildiği şey ile arasındaki anlam bağının tamamen kopmamış olmasıdır.Sözcüklerin yeni bir anlam oluşturmak üzere gerçek anlamlarından kayarak kalıplaşmasıdır.

Örneğin aslanağzı “bir çiçek adı (aslan ağzına benzeyen bir çiçek)”, karafatma “bir böcek adı”, karnıyarık “bir tür patlıcan yemeği”, katırtırnağı “bir bitki” adıdır.

Eski Anadolu Türkçesinde kaba sözcüğü “iri, büyük, kocaman” anlamlarında kullanılırken, bugün Türkiye Türkçesinde “sakil, biçimsiz, seviyesiz, nezaketsiz” anlamlarında kullanılmaktadır.

Bir yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.